İsmi AK, ancak
kendisi hiç de pürü AK olmayan bir parti tarafından yönetiliyoruz.
İsmi AK kendisi
kara partinin nasıl iktidara geldiği, Türkiye’nin hangi süreçlerden geçerek
bugünlere ulaştığı başlı başına bir tez konusu. Ancak Atatürk ilkelerini simgesel
olarak temsil eden altı oku can damarı, yani siyasi programı olarak benimseyen
bir partinin, CHP’nin bugünkü durumunun biz Atatürkçüleri hiç bir şekilde
memnun etmediği ise ortada. Maalesef CHP bu altı oku sadece amblem olarak
bayrağında taşımakla yetiniyor nicedir.
CHP’nin 22
Temmuz seçimlerinde elde ettiği başarısızlık ortada; %21 ile noktalanan büyük
hezimet. Tabii ki artık bu noktada tartışılması gereken konu CHP’nin bu
başarısızlığı nasıl başardığı? Mesela seçimler öncesinde meydanlara dökülen milyonların
oylarınıTOPLAMAMAYI nasıl başardı?
Seçimler öncesinde meydanlara dökülen milyonlardan bir halk hareketi
YARATMAMAYI nasıl başardı? Bu oylar nasıl olsa bana gelecek şeklinde temelsiz
bir mantık hatasına nasıl düştü ve hala nasıl olup da laik Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel kavramlarını özde değil sadece sözde savunmakla
yetiniyor?
CHP’nin kendi
özeleştirisini gerektiği şekilde yapmadığı kesin. Bense kendi eleştiri listeme
balık baştan kokar diyerek başlamak istiyorum.
Bildiğim kadarı
ile Sayın Baykal parti dışında halktan kişilerle yaptığı ayaküstü görüşmelerde
başarısızlığı hala (!) kabullenmiyor ve politikanın biz halktan kişilerin
bilmediği pek çok inceliğe dayandığını söylüyor. Bunu duyduğum zaman (acımdan) kasıklarımı
tutarak gülmek istedim, zira son seçimlerin sonuçlarından da anlaşılacağı üzere
Sayın Baykal’ın da bu incelikleri pek bilmediği ortada. Gerçekte biz halktan
kişilerin bilmemesi deneyimsizlikten dolayı normal kabul edilebilir ama
1973’ten beri siyasette olan bir kişi olarak kendisinin hala uygulamada
başarılı olamadığı inceliklerden bahsetmesi bana pek normal gelmiyor.
Gene bildiğim
kadarı ile Sayın Baykal aynı sohbetlerde aslında halkı dinlediklerini, mesela
mitinglerde sürekli “Birleşin” sloganlarına kayıtsız kalmadıklarını ve DSP ile
birleştiklerini söylüyor. Buna rağmen oyların artmamış olmasını ise kendi
başarısızlıklarından ziyade halkın işi (veya şu meşhur incelikleri) bilmemesine
bağlama inatçılığını gösteriyor. Hâlbuki daha önceki seçimlerde CHP, DSP ve YTP
toplamı %22 iken, bu seçimlere birlikte girilmesine rağmen CHP %21’de kalma
başarısını(!) gösterebilmiş bir partidir.
Sorumuz baki
kalıyor; Sayın Baykal ve dolayısı ile 1992’den beri başında bulunduğu CHP neden
bu kadar BAŞARISIZ?
Türkiye 14
Nisan’da tarihinin en büyük mitinglerinden birine sahne oldu. Yaklaşık 1 milyon
insan Tandoğan Meydanı’nı doldurdu. Süreç burada bitmedi, arkasından 29 Nisan
İstanbul ve 13 Mayıs İzmir mitingleri geldi. Her ikisinde de birer milyon insan
meydanları doldurdu. Aynı dönemde terör hızlı bir tırmanışa geçti ve hem terör
hem laiklik karşıtı uygulamalar hem de cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısı ile
hükümete tepki inanılmaz boyutlara ulaştı. Bütün bunlar olup biterken CHP
neredeydi? CHP’nin seçimler öncesi düzenlediği miting sayısını ve katılımların
hangi düzeyde olduğunu merak ediyorum? CHP en aktif geçirilmesi gereken bu
dönemi, koskoca Haziran ve Temmuz aylarını arkasına yaslanarak, minimum
çalışmayla ve nasıl olsa bu oylar bana gelecek edasıyla geçirmiştir. CHP, örgütü
bulunan tüm illerde mitingler düzenlemeye devam etse, Ankara / İstanbul ve
İzmir mitinglerinin devamını getirse sonuçlar çok daha farklı olurdu. Kanımca
bu kadar hazır bir seçmen kitlesini CHP’ye yönlendirememiş olmak ve elde edilen
başarısızlığın boyutları üniversitelerde örnek ders olarak okutulabilir. Hatta
parti yönetiminin (Baykal ve destekçileri) etraflarına ördükleri kalın duvar ve
gerçekleri görmezden gelmedeki başarıları da ayrı bir konu başlığı olarak
müfredata eklenebilir.
Özellikle
1980’lerden itibaren uygulanan politikalar, sürdürülen eğitim sistemi bugün
istenilen sonuçları vermektedir; örgütlenmenin ne demek olduğunu bilmeyen bir
halk, sivil toplum kuruluşlarının öneminden bihaber bir toplum ve topçu, popçu
kültürüyle her geçen gün uyuşturulmaya daha da alıştırılan bir gençlik.
İnsanlar çoğunlukla artık günlük düşünmekte, uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti’ni
bekleyen tehlikelerin bir parça farkında olsalar bile üzerlerindeki uyuşukluğu
atıp faaliyete geçememektedir. CHP’nin kuşkusuz ilk önceliği, sadece seçim
dönemlerinde değil, halkla dirsek temasına geçerek bireyleri bilinçlendirmek, teba/köle
anlayışından “birey” anlayışına geçmemize yardımcı olacak her türlü programı
hayata geçirmek olmalıdır. CHP bu konuda neden lider olamamaktadır acaba?
CHP seçim
döneminde sadece tembellik etmekle yetinmedi. Kadrosuna, temsil ettiği “sol”
kanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan kişileri dahil etmeyi de ihmal etmedi.
Sağ seçmene göz kırpma olarak nitelendireceğim bu yaklaşım bile başlı başına
yukarıda bahsettiğim milyonlardan oy kaybına sebep oldu. Mesela İlhan Kesici
(sağın önde gelen isimlerinden, eski Bursa Milletvekili,bir dönem DYP’nin Genel
Başkan Adayı), mesela Lütfullah Kayalar (eski Anap Yozgat milletvekili). Listeyi
uzatmak mümkün ancak burada belirtmek istediğim gerçek, sol oylar nasıl olsa
bana gelecek, biraz da sağdan oy toplayayım mantığıyla hareket eden CHP’nin sağ
oyları kazanmak bir tarafa sol oylardan da ciddi kayıplar verdiğidir.
Dolayısıyla karşımızda çizgisi belli olmayan bir parti söz konusudur.
Bütün bunlara
itirazı olanlara seçim sonlarına bir daha bakmalarını tavsiye ediyorum.
AKP iktidarının
gerçekle hiç bir bağı olmayan ekonomik başarısının sebebi malumdur. AKP’nin
ekonomi politikası Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm varlıklarını satmaktan,
özelleştirmekten ibarettir. Bu sayede elde edilen sıcak para girişi sayesinde
ekonominin düzeldiği ve enflasyon rakamlarının düştüğü söylenmektedir. Hâlbuki
senaryo çok açık ve bellidir. Kısa vadede varlıklarımızın satışı sayesinde
sağlanan bu para sirkülâsyonu uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti’ni sadece
ekonomik açıdan değil, pek çok açıdan büyük bir krize sürükleyecektir. CHP’nin
bunu halka net bir şekilde anlatması gerekmektedir. Borç içinde yüzen bir aile
düşünün, bankalardan ve tefecilerden aldıkları borçlar sayesinde hala
karınlarını doyurabiliyorlar, o da yetmiyor buzdolaplarını, çamaşır
makinelerini, televizyonlarını satmaya başlıyorlar. Gene bunlardan gelen para
ile bir süre daha yaşamlarını idare edebiliyorlar. Sizce bu şekilde hayatlarını
ne kadar daha sürdürebilirler? AKP’nin sözde başarılı ekonomi politikasının bu
ailenin yaptıklarından pek de bir farkı yok aslında; borç alımı ve varlıkların
satılması sayesinde geçici bir kaynak yaratılması. Üstelik bu kaynakların
ülkeye geri dönüşüm yaratacak yatırım alanlarında kullanılmadığı da gene
ekonomistlerin sürekli vurguladıkları hatalardan birisi. CHP’nin Türk insanına
her fırsatta anlatması gereken denklem budur aslında. CHP’nin ekonomi
politikası olarak kendi kaynaklarımıza dönüşü “agresif” bir şekilde savunması
ve ona uygun ekonomik planlar yapması gerekiyor.
CHP maalesef
halktan bir parti değil. Uzun zamandır etraflarına ördükleri kalın duvarlar
içerisinde yaşayıp dar bir kadroyla yönetilen, gençleşemeyen ve o yüzden
çağın/dönemin getirdiği yeniliklerin hep gerisinde kalan bir parti. AKP’nin
geniş halk kitlelerini nasıl kendine bağladığına baktığımızda çalıştıkları kamuoyu
şirketleriyle, uzman danışmanlarla, aldıkları NLP derslerinden edindikleri
siyasi koçlara kadar kendi partilerinin ve halkın nabzını tutmak (ve etkilemek)
için yaptıkları tüm çalışmalar CHP’nin şu anki yapısının fersah fersah
ötesinde. Artık partiler kendi politikalarını ve diğer partilerden farklarını
sağlam örgütlenmeleri sayesinde halkın ayağına kadar giderek anlatmakta. Oysa
Deniz Baykal ve CHP örgütü hala, sadece seçim öncesi meydanlarda yapılacak
konuşmaların oy alabilmek için yeterli olduğuna inanmaktalar.
Peki CHP’nin
geldiği nokta bundan ibaretken artık partinin kurtuluşu mümkün müdür? Baykal
olmazsa alternatifi kimdir? Bu noktada büyük bir tıkanıklık olduğu kesin, çünkü
zaten Sayın Baykal’ın senelerdir uğraştığı nokta kendisine düzgün bir rakip
çıkmamasıdır. Rakip sıfatıyla sivrilen isimler ise (mesela Sarıgül) pek çok
açıdan Baykal’ı bile aratacak niteliktedir. Öyleyse sol yeni partisini
yaratmalıdır. Şu anki mevcut yapısı ile CHP solda lider parti olma, altı okuözde savunma özelliğini çoktan kaybetmiştir.
Bu konuda ülkemizin gidişatından endişe duyan herkese çok iş düştüğü kesin,
zira sol’u yeni bir oluşum için zorlamak, gerekirse sivil toplum örgütlerinde
yer almak, gerekirse politikaya girmek suretiyle mevcut alternatifler
içerisinden ülke için en yararlısını oluşturmak hepimizin görevi. Biz sessiz
kitlelerin sesi gerektiği kadar çıkmaya başlayınca CHP kendi alternatifini
yaratacaktır.
Berna Köker Çelebi
About the author:
1971 Ankara doğumlu yazarımız, Hacettepe Üniversitesi Işletme Bolümü mezunu. 1990 yilindan beri spiritüel konularla ilgileniyor. 1996 yılında ilk aşamasını, 2001 yılında hocalığını aldığı Reiki eğitimine hala devam ediyor. Bu egitimin bir parçasi olarak da klasik Usui sitem Reiki eğitimleri veriyor.