derki.com

derKi

hayataneler.jpg

ruhizaman.jpg

ariyorumbabamyok.jpg
Kiralikbedenler.jpg
Kriz Bir Sonuçtur
Yazar Kıvanç Galip Över   
 

Görüntülenme : 652    


 Dünya ekonomisi son 2,5 yıldır yaklaşan büyük bir krizin sinyalini veriyordu. Ekonomistler uyarıyordu. Yaklaşan krizin ayak sesleri, önümüzde 1929 krizinden daha büyük bir kriz olduğunu gösteriyordu. Kriz o kadar büyük olacaktı ki, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bugün artık biliyoruz ve kesinlikle eminiz: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Dünyada küreselleşme her zaman vardı. Biz onu sadece son on küsur yıl ile ilgili zannetsek de, küreselleşme daima tarihe eşlik etti. Küreselleşmenin her atağı bir kriz ile noktalandı. Dünya krizlerden sonra dinlendi ve yeniden küreselleşti. Çünkü insanın doğası küreselleşmeyi getirdi. Bu nedenle küreselleşmeye karşı veya taraf olmanın erdemli veya erdemsiz olmakla bir ilgisi hiçbir zaman olmadı. Tıpkı gece olmasına karşı çıkmanın veya sabah olmasına muhalefet etmenin bir anlam taşımadığı gibi.

 

Her Şey Küreselleşme İle Başlar…

Krizi anlamak için küreselleşmenin ne olduğunu bilmek zorundayız. Küreselleşmeyi tarif etmek için öncelikle onu teşhis etmemize yarayacak özelliklerinden başlayalım. Küreselleşme olduğunda kapitalizm “ulusötesi” bir kimliğe bürünür. Yani çokuluslu şirketlerin üretim ve karları dünya yüzeyinde genişler. Şirketler ulusal tercihlere göre değil, daha fazla kar hedefine göre hareket ederler. Bu durum finansal piyasalar arasındaki sınırları ortadan kaldırır.

Örneğin gümrük birliği gelişir. Sürecin doğal devamı, uluslararası finans dalgalanmalarının herkesi etkilemesi şeklindedir. Bir ülkedeki finans sorunu, coğrafi olarak ondan çok uzaktaki başka bir ülkeyi yerle bir edebilir. Dolayısıyla ulusal politikalar piyasalara bağımlı hale gelir. Başkentler karar alırken, adım atarken piyasaların vereceği tepkiyi dikkate almak zorunda kalır.

Piyasalarda ani artış ve düşüş hareketleri görülür. Piyasalar siyasi ve iktisadi zeminde esas karar alıcı konuma gelir. Bu durum insanın yanılabildiğini, devletin hata yapabileceğini ve hatta tanrının yanlış yapabileceğini düşünen toplumların; sermayenin asla yanılmayacağı ve daha doğrusu piyasanın her yapacağı şeyin doğru olduğuna yönelik sabit fikrinden kaynaklanır. Böyle dönemlerde teknoloji gelişir, emeğin ve insanın sistem üzerindeki etkisi azalır. Ekonominin ve ticaretin en önemli gideri olan enerjinin kıymeti artar. Dolayısıyla enerji kaynakları, iletimi ve dağıtımı üzerinde müthiş bir mücadele başlar.

 

Her Şey Küreselleşme İle Biter…

Bu noktaya kadar hemen her şey yolundadır. Ticaretin ve para hareketlerinin sınırları aşması bolluk getirmiştir. Fakat bu bolluğun alternatif maliyeti giderek büyür. Burada alternatif maliyete bakıldığında birden çok ve her biri birbirinden tehlikeli kalemlerden meydana geldiği görülür.

Örneğin ulusal sınırların geçirgenliğinin artması, bazı ulusların diğer uluslar üzerinde yaşamın her sahasında tahakküm kurması sonucunu doğurur. Şirketlerin stratejilerinde sadece kar esas olduğu ve sosyal-ulusal sorumluluklar göz ardı edildiği için, toplum içinde gelir dağılımı dengesi hızla bozulur. Kültürler birbirine benzeşmeye yönelir, popüler kültür süratle üniformal kimlikler doğurur. Bireyler giderek daha fazla milli veyahut mahalli kimliklerine yabancılaşır ve hazzın mutlak anlamda iyi olduğuna, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğine, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğuna inanmaya başlar. Buna “klonizasyon” da diyebiliriz.

Ekonomilerin kuvvetini temin eden ticaretin gücü, daha fazla üretmeyi sağlayan tüketimden geçtiği için birey, “vatandaş” olmaktan uzaklaşır ve “tüketici” seviyesine iner. Küreselleşmenin ahlakı havadan suya, genden acil sağlık hizmetine kadar mümkün olan her şeyi ticari bir meta olarak kabul eder ve karın söz konusu olduğu yerde asla hiçbir biçimde olası yan etkileri önemsemez. Küreselleşmede çoğunluğun, yurttaşın ve toplumun ne istediği değil, piyasaların neyi tercih ettiği önemsenir.

Devletler neredeyse bütün diğer devletler ile “karşılıklı bağımlılık” ilişkisi içinde dejenere olur ve sistemleri piyasalar yönetmeye başlar. Bir süre sonra tüketim-üretim dengesi kırılır. Toplum tüketmekte ve sistem tüketilmesi için mal ve hizmet üretmekte zorlanmaya başlar. Bu durum pazar rekabetinin sertleşmesi sonucunu doğurur. Ayrıca enerjinin değerinin artması, onun için verilecek mücadelenin en sert biçimde gelişmesi sonucunu doğurur.

Bütün bu sürece ekonomik kaygıların körüklediği dini ve milli çatışmalar eşlik eder. Çünkü ekonomik varlığın tehdit altına girmesi, toplumların ve devletlerin kolektif hafızasındaki beka kaygısını tetikler. O nedenle tarihi travmalar yeniden canlanır. Her toplum diğerini ötekileştirir. Sermayenin paylaşımındaki zorluklar sonucu uluslar ve toplum “tüketimde ve sermayede daha fazla pay için” çözülmeye başlar. Küreselleşmenin her şeyi daha iyiye götürdüğü yönünde pompalanan romantizme eklemlenen travmalar, ortaya koyu bir taassup koyar. Bu taassup, daima yapılan hataların görülmesini önler.

Bir süre sonra paylaşacak pazar, hâkim olacak kaynak ve tüketilmesi için üretilecek mal ve hizmetlerin finansmanı için gereken para kıtlaşmaya başlayınca, geride kalan her şeye egemen olmak için savaşlar başlar. Çünkü savaş ile ağır sanayi canlanır. Ağır sanayiden gelen para ile diğer sektörler yeniden canlanır.

 

Küreselleşme İyi veya Kötü Değildir…

Küreselleşmeyi en doğru biçimde yorumlamak için “internet” üzerine düşünmek yararlı olabilir. İnternet iyi midir veya kötü müdür? Elbette buna cevap vermek için internetin iyi bir amaca mı, yoksa kötü bir amaca mı yönelik kullanıldığı önemlidir. İnsanın internet ile mutlu ve mutsuz olması, zengin ve fakir olması mümkündür. Buna yön veren insan faktörüdür. O nedenle esas sorulması gereken interneti kullanan insanın iyi veya kötü olduğudur. Tıpkı küreselleşmede olduğu gibi…

İslam öncesi Arap dünyası, Hristiyanlığın öncesinde Roma coğrafyası, kolonizasyon süreci ve din savaşları öncesinde Avrupa, Haçlı seferleri öncesinde Avrupa ve Orta Doğu, Birinci ve İkinci dünya savaşları öncesinde Avrupa ve şimdiki durum… Bunlar birçok noktada birbiri ile benzeşen süreçler. Küreselleşmenin her bir atağı, yeni dinler doğurdu. Ayrıca milliyetçilik, sosyalizm, liberalizm gibi kavramları yarattı. Küreselleşme her defasında bir dinin veya din yerine konulmaya talip kavramların emperyalizmini de beraberinde getirdi.

Almanya göçmeni Yahudi profesör Theodore Levitt (1925-2006) Harvard Business School’da 1983’te “Pazarların Küreselleşmesi” başlıklı makalesini Harvard Business Review’da yayınlayıncaya kadar bunların küreselleşme olduğunu bilmiyorduk. Bu kavram ilk defa 90’larda ünlü olsa da, daha 1932 yılında Karl Jaspers teknik ve ekonomik sorunların bütün planeti ilgilendirecek biçimde geliştiğinin haberini vermişti.

 




Okur Yorumları  
 

 

Göster 3 3 Yorum

1. 25-11-2008 20:21

aradığımı nihayet buldum
gerçekten emekle hazırlanmış bir yazı okudum. yeteri kadar tatmin olduğumu düşünüyorum. emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum.
eser köse

2. 29-10-2008 01:32

cok begendim
Cok begendim cok gercekci hazırlanmış hiçbir abartı ve yanlı yaklaşım görmedim son yıllarda okudugum en başarılı makalelerden biri yazarı kutluyorum....ve kesinlikle herkes için okunmağa değer... 
(belki bundan sonrası için tahminde yada öngörüde bulunabilirdi... yinede eline saglık harika)
altan yuksel

3. 28-10-2008 23:48

Teşekkürler
Yazınızı ekonomi ile haşır neşir olmamama rağmen nefes almadan okudum ve çok şey öğrendim. Teşekkür ederim.
Deniz

Göster 3 3 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...