derki.com

derKi

hayataneler.jpg

ruhizaman.jpg

ariyorumbabamyok.jpg
Kiralikbedenler.jpg
Karanlık
Yazar Cem Şen   
 

Görüntülenme : 654    


Gözden düşme ve yücelme eşitçe şaşırtır kişiyi,

Sevin büyük bir mutsuzluğu canınız gibi.

                                      — Tao Te Ching, 13

 

 

Mutsuz hayatlar yaşıyoruz. İnsanlar, modern hayatın bizi çıldırttığını söylüyorlar. Daha doğal bir hayatta yaşarsak, sağlıklı ve doğal ürünler kullanırsak, yeterince egzersiz yaparsak, sosyal ilişkilerimizi düzenlersek, ruhsal bir disiplinle uğraşıp kendimizle yeniden bağlantı kurabilirsek, farkındalığımızı artırabilirsek, yeterince para sahibi olabilirsek ve karanlığı aydınlatabilirsek mutlu olabileceğimize inanıyoruz. Deniyoruz da bunları. Denemelerimiz ve çabamız arttıkça karanlık gücünü eskisinden daha da fazla artırıyor. Eğer mutlu bir aldırmazlığın, bir tür uyuşmanın içindeysek bir süreliğine mutlu bile sanabiliyoruz kendimizi ama sonuç değişmiyor: karanlık da tıpkı temeldeki mutsuzluğumuz gibi orada duruyor.

Bizden daha akıllı ve bilge olanların ya da olduğunu düşündüklerimizin peşine düşüyoruz. Bizim bilmediğimiz bir sırra sahip olabileceklerine inanıyoruz. Bizim unuttuğumuz ya da farkında olmadığımız bir sırra. Mutluluğun, sağlığın, ruhsal olgunluğun ve aydınlığın sırrına... Bir süre bir mutluluk denizinde yüzüyoruz bu insanların gözetimi altında. Nihayet ışığa ulaşmaya yaklaştığımıza inanıyoruz. Dünyaya onların bize açtığı pencereden bakmaya başlıyoruz. Hayatımızı bu yeni resime göre düzenliyor, yaşamımızdaki her şeyi, ilişkilerimizi, işimizi ve duygulamızı bu yeni resmi dayanak noktası alarak düzenliyoruz. Fakat yeterince yakınlaşırsak bu insanlara ve eğer gözlerimizdeki perdeyi kaldırmayı başarabilirsek, bu insanların da en az bizim kadar mutsuz ve karanlık içinde olduklarını görüyoruz.

 

Aşık oluyoruz bazen. Yeni aşk, hormonal sistemimizi en üst kapasitede çalıştırırken dünyayı daha olumlu, daha uyumlu, daha ılımlı ve daha ışıltılı bir gözle görmeye başlıyoruz. Hayatımızda eksik olan şeyi, ruh eşimizi bulduğumuzu düşünüyoruz. Sonunda kendimizi bütün, tam ve eksiksiz hissediyoruz. Arkadaşlarımıza akıl veriyoruz, bir ilişkinin nasıl olması gerektiği konusunda. Kendimizi şanslı hissediyor ve geleceğe, uzun süredir olmadığı kadar umutla bakıyor ve uzun vadeli planlar kuruyoruz. Yine de zaman geçmeye başladığında kendimizi sürekli tekrar ettiğimiz bir kısır döngünün içinde buluyoruz. Bir zamanlar birlikte olmak için fedakarlıkta bulunduğumuz insanın yanında boğuluyor gibi hissediyoruz kendimizi. Işık, yerini loş bir sıkıntıya bırakıyor. Yeni bir felsefe geliştiriyoruz kendimize çoğu zaman. Bir zamanlar bir olmak, birbirini bütünlemek olan bakış açımız, artık iki ayrı birey olarak bir durumu paylaşmaya dönüyor. Birbirimize alan tanımanın öneminden bahsediyoruz. Bizim uğraşlarımız, benim ve senin uğraşlarına dönüyor. Sonunda doğru insan kim sorusunu sormaya başlıyoruz bir kez daha ve karanlığın içinde yeni bir ışık aramaya koyuluyoruz.

 

Modern hayatın gelişmeleri sayesinde daha uzun yaşamaya başladık. Hatta içinde bulunduğumuz çağda yaklaşık olarak her yirmi yılda insanın ortalama ömrü 1.5 - 3 yıl kadar uzamaya başladı. Bilimdeki gelişmeler yakın bir zamanda organlarımızın bile yenilenmesini sağlayabilecek. Yani biraz dişimizi sıkarsak 100 yaşımızı kolayca görebileceğiz. Yine de herkesin uzun yaşamak istediğini ama kimsenin yaşlanmak istemediğini unutuyoruz.

 

Sosyal güvenceye sahibiz artık ki çağlar boyunca hiçbir zaman sahip olmadığımız bir şeydi bu güvence. Bu güvence sayesinde biliyoruz ki ölünceye kadar devletin sunduğu olanaklarla hastanelerde bakılabilir, her ay bankaya yatan maaşımızla, lüks bir hayatımız olmasa da karnımızı doyuracağımıza ve başımızın üzerinde bir çatı olacağına emin olabiliriz. Peki ama niçin endişeli ve umutsuzuz? Bütün bu gelişmemize karşın niçin dünya genelindeki her dört insandan biri ciddi akıl hastalıklarının pençesinde boğuşuyor? Niçin dünyanın en modern ve en gelişmiş ülkesi kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri’nde günümüzde, neredeyse nüfusun üçte biri intiharın eşiğinde yaşıyor? Niçin daha ilkokula giden çocuklarımıza antidepresanlar veriyoruz? Niçin dünyayı yok edebilecek en büyük tehlikelerden bir tanesi, nükleer silahların yarattığı tehlikeden bile daha büyük bir tehlike olarak görülen akıl hastalıkları olabiliyor? Modern bilimimiz hem akıl hem de beden sağlığımızı koruyacak bunca donanıma sahipken nasıl oluyor da hem bedenlerimiz hem de ruhlarımız acı çekiyor? Nasıl oluyor da “sağlık” olarak kabul edilen durum kendini sürükleyerek yataktan çıkarmak, günü stres içinde geçirmek ve tam dinlenemediğimiz evlerimize dönmek olabiliyor?

 

Günümüzde sağlıklı kabul edilen insan, enerjisiz ve mutsuz bir insandır. Modern toplum olarak adlandırılan makine için sağlıklı olmak demek, sosyal olarak iş görür olmak demektir. Mutluluk ise bir muammadan başka bir şey değildir. Bunun üzerine modern hayatın bizi mutsuz ettiği yargısına varıp doğanın kucağına kaçar bazılarımız. Burada bir anda sağlıklı beslenmeye, doğa ile uyum içinde yaşamaya başlar. Çoğu zaman doğa ile uyum içinde yaşamak yokluk içinde yaşamakla aynı anlama gelse de mutlu oluruz bir süre bu durumun içinde. Zorunlu olarak şehire gelmemiz gerektiğinde insanların bu koşuşturmacaya nasıl tahammül ettiklerine inanamayız. Yine de bir süre sonra doğal hayat içimizde bir şeylerin yavaşlamasına neden olmaya başlar. Değişim yaratamadığımızı görürüz. Uzak kaldığımızı... Varoluş amacımızı gerçekleştiremediğimizi... Mutluluk olarak adlandırdığımız bir sakinlik içindeyizdir belki ama bu, gerçek bir mutluluk değil yalnızca sakinliğimizi ve huzurumuzu engelleyen dış etkenlerin en aza indirilmesinin sonucunda meydana gelen bir durumdur. Elbette hayatın içinde zaman zaman beklenmedik etkiler oluşur. Bu etkiler durumumuzu sorgulamamıza neden olur ve yeterince uyanıksak eğer bizde değişen bir şeyin olmadığını, temelde her zamanki kadar mutsuz ve karanlık içinde olduğumuzu fark ederiz.

 

Aydınlanma peşinde koşmaya başlarız bazen mutluluğu bulacağımız inancıyla ama aydınlanma çabasının kendisinin bile karanlıkların içinden geçerek olduğunu fark ederiz. Geçmişin bilgeliğinin bizi mutlu edeceğini düşünürüz zaman zaman. Eskiden insanların daha mutlu yaşadığına inanırız ama ardından eski bilgelerin hayatlarını okur ve temeldeki karanlığın o zamanda da şimdi olduğu kadar yoğun olduğunu fark ederiz. Yoksa Budha, rahat ve mutlu hayatını, canından çok sevdiği karısını ve çocuğunu bırakıp da çıkmazdı ışığın ve aydınlanmanın arayışına. Belki de bizim de böyle bir arayışa girmemiz gerekiyordur diye düşünür ve kendimizi bilinmeyene atar bazılarımız. Bilinmeyen ürkütücü olsa da garip bir çekiciliği vardır. Bir süre kendimizi karanlıktan uzak, aydınlığa ve aydınlanmaya doğru hareket eder buluruz. Derken....

 

Tapınakta, bir öğrencinin aydınlandığını duyarlar.

Diğer öğrenciler aydınlanan öğrencinin çevresini sarar ve ona

         sorular sormaya başlarlar.

“Aydınlandığını duyduk,” der bir öğrenci. “Doğru mu?”

“Evet,” der aydınlanan öğrenci.

“Peki nasıl bir duygu? Ne hissediyorsun?”

“Her zamanki kadar mutsuz,” diye yanıt verir aydınlanmış

         öğrenci.

 

Ekonomik ve siyasi sistemlerimizde kurtuluşu arayanlarımız vardır. Eğer daha iyi bir siyasi ya da ekonomik sisteme sahip olursak, açlar doyarsa, herkes iş bulur ve insani koşullarda çalışırsa dünya daha iyi bir yer olur ve ışık karanlığa hakim gelebiilr diye inanırız. Siyasi yapıları inceler, kurtuluşun belli bir siyasi ya da ekonomik yapıda olduğuna inanır ve onu desteklemeye başlarız. Elbette bizim gibi düşünmeyen karşıtlar karanlık tarafta biz ise aydınlık tarafta durmaktayızdır. Yine de 2008 yılındaki son global ekonomik krizde olduğu gibi görürüz ki, siyasi ya da ekonomik yapılarımız, biz onların ne kadar güçlü ya da iyi olduğuna emin olsak da yıkılıp bizi siyasi ve ekonomik bir bilinmeze, bir karanlığa mahkum edebilirler. Karşı taraf haklı değildir merak etmeyin; çünkü onlar da bizim kadar büyük bir karanlığın içinde yüzüp ışığı aramaktadırlar.

 

Yürümeyen sistemlerimiz için çözümlerimiz ortadadır: Bugünden ders alıp yarın daha iyisini yapmak. Buna karşın daha iyisini başarmak çabasıyla yaptımız bütün girişimlerimiz “bugünün hatası” olarak ders alınacaklar listesine eklenir ve bizi yeni bir karanlık ile başbaşa bırakırlar.

 




Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 12-11-2008 15:40

eveeettttt
evet evet evet.. 
hiç bir şey bilmiyorum.ve tüm bu koşturmacaların bu teknolojinin bu konfor arayışının hepsi esasında bilinmeze duyulan korkumuz ve acizliğimizi görmezlikten gelmek.ne kadar görmezden gelsek de ne kadar arkamızı dönüp uyumaya çalışsak da acı ama gerçek..hiç bir şey bilmiyoruz.
calix

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...