Artık o da yaşlandı bir yandan devamlı
tüketiliyor. Neyle? İnsanoğlu ile, teknoloji ile, umarsızlık ile, menfaat ile,
açgözlülük ile…
Doğa tüm gücüyle çalışıyor yok
edilenleri yerine koymaya ama insanoğluna yetişemiyor ki… O da çaresizlik
içinde düzelttiğini düzeltiyor, düzeltemediğini “inceldiği yerden kopsun”
diyerek bırakıyor.
Amerika tüm bu baskıyı yaratan bir
numaralı ülke… Diğer ülkeler de peşinden haldır haldır koşuyor.
Açgözlülük, kötülük, su kaygısı,
petrol kaygısı, rakip kaygısı, oluşacak tehlikelerin kaygısı, sömürü düzeni hep
dünyaya ve dünya devletlerine baskı nedeni… Sadece onlarla sınırlı kalmıyor
tabii ki… Aynı baskı katlanarak dünya insanına baskı haline dönüşüyor.
Yani insan da baskı altında…
İnsan bunca baskıyı kaldırabilir mi?
Kaldıramaz elbette…
O da kaldırabilmek için kendi cinsine,
dünya düzenine, doğaya baskıyı arttırıyor.
Baskıyı yiyen adam karısına,
çocuğuna, arkadaşına, baskıyı yiyen kadın kocasına, çocuğuna, arkadaşına, baskıyı
yiyen çocuk, arkadaşlarına, kardeşine, ablasına, ağabeyine baskıyı arttırarak
yönlendiriyor. Bir zincirleme baskıdır gidiyor.
Baskılar depresyona, depresyonlar
garipliklere ve manyaklıklara, tüm bunlar sonuçta deliliğe, yaşamdan bıkışa,
hastalıklara, intiharlara ve ani ölümlere dönüşüyor.
İnsanoğlu son yıllarda yediği
baskıları yeni oyuncağı bilgisayar teknolojisine de aktarıyor. Bir sürü
hastalıklı ruh haline gelmiş sanal varlık internette turluyor, dolaşıyor. Ona
buna, sanallıklarının arkasına saklanarak verip veriştiriyor, içlerine dolmuş
taşmakta olan baskıları boşaltmak, beyinlerindeki kısa devreleri topraklamak
uğruna egolarını tatmin etmeye, akılları sıra boşalarak normale dönmeye
çalışıyorlar.
Bir dönme dolap muhabbetidir gidiyor.
O, ona, bu, buna, şu, berikine beriki, dünyaya derken dişliler birbirini
tetikliyor ve çark sürekli bir şekilde dönmeye devam ediyor. Dişlilerin arasında
ezilmeye başlayan insan da “hay bu çarkın içine, niye bir türlü durmuyor” diye
kendi kendine hayıflanıp duruyor, gördüğünü birliğe, birliği özüne taşıyamıyor…
Çalışma hayatında da aynı terane söz
konusu… Yöneticiler, tepeden gelen baskıları kendi altlarına onlar da varsa yine
kendi altlarına yönlendirerek eritme uğraşı içindeler... Ezilen yine en alt
tabakadaki köleler, yani aynı isimli bir zamanlar ünlü dizideki mandingalar ve
işçi sınıfı oluyor.
Artık insana değerin yerini para,
daha çok para ve çok çok para aldığı için hırslar ve baskılar yalakalıklara,
yalakalıklar birbirinin üstüne basarak yükselmeye çalışan insanlara ve tüm
bunlar da genelde insanın kendi yalnızlığına ve anti-sosyalleşmesine dönüşüyor.
Sosyallikten uzaklaşan insan verimsizleşiyor, kolaya kaçıp tembelleşiyor böylece
insanın değerli olduğu dönemde yeşermiş deneyimli, kaliteli, verimli insanın
yerini, gününü yaşamaya çalışan, aslında asla gerçekten elde edemeyeceğini
aslanlar gibi bildiği halde, görmezlikten geldiği bir yaşama ve lükse uzanmaya
çalışan ve uzandıkça batağa batan, bir hiçlik garibesi haline dönüşmüş insan
tipi alıyor.
Çok para ve yüksek kâr peşinde olan
büyük şirketler de farkına bile varmadan büyük bir girdaba doğru gidiyorlar ve
aynı batağa yarattıkları canavarlar ile birlikte onlar da milim milim
gömülüyorlar.
İşte aslında baskı basanındır gibi
gözükse de, basanlar da bir yerde kendi baskılarının kurbanı oluyorlar.
Eeee ne olacak baskı baskı diye yazıp
duruyorsun da sen de baskılanmıyor musun, bu baskılardan etkilenmiyor musun?
diyenler olacak şimdi mutlaka…
Aynen her birey gibi ben de yiyorum
baskıları ve baskılarınızı…
Evet, itiraf ediyorum ben de baskı
altındayım.
Bu yazımla ben de yediğim baskıyı
herkesin bilip de, dur diyemediği, bir son veremediği, yapılması gereken değişimi
yapıp işin yönünü tersine çeviremediği, bu bozuk düzeni en azından görüyor ve son
bir çabayla beni size, sizi sizleri anlatmaya çalışıyorum ve üzerimdeki baskıyı
ben de size aktarıyorum.
Bilin ki bu yazı bittiğinde şöyle
sesleneceğim size, hatta sesimi iyice yükseltip belki de bas bas bağıracağım hani
o eski sokak gazetecileri gibi…
Ey dünyaaaa…. Ey insanlaaaar…
yazıyoooor, yazıyoooor(um)
“Kötüye gidişi… Dünyanın sonunu… İnsanlığın
sonunu” yazıyoooor(um)
Bilin ki bu;
“Sooooon baskıııııı”
(Evet, dünya baskı altında…)
Reha Ersavcı
About the author:
1958 Ankara doğumlu yazarımızın 1999 yılından beri internet üzerinde günlük olarak yayınladığı HabermaniA, EsprimaniA, TeknomaniA, SağlıkmaniA ve MüzikmaniA isimli beş adet e-dergisi var. Aynı zamanda derKi'de internet sitelerinin tanıtımının yapıldığı "Barkın Çelebi"nin de editörü.