Sevgili
Cem, bu sayımızda farklı bir muhabbet yapalım istiyorum. Sen spiritüel
bilgilerin yanısıra, çok tecrübeli bir yayıncısın da. Etrafımızda çok sayıda
yazar adayı arkadaşımız var ve sık sık kitaplarını yayınlamak isteyen
arkadaşlarımızın sorularına maruz kalıyorum. İstersen seninle biraz yazarlık ve
haytta yayıncılık üzerine konuşalım bu sayıda. Ne dersin?
cem:
Olur tabii ki. Ne kadar biliyorsam elbette
sonsuz:
Şimdi şuradan başlayalım. Ben bir yazarım ve elimde kitap
olacağına inandığım bir metin var. Henüz de ilk kitabım olacak bu. Ne
yapmalıyım? Yayınevlerine başvurmam lazım ama nasıl?
cem:
Önce metni mümkün olduğunca son haline getirmeli ve bir özet
hazırlamalısın. Yayıncı ya da editör kitabın tamamını okumaya zaman ayıramaz.
Ardından kitabın için uygun yayınevinin hangisi olduğuna karar vermeli ve buna
göre yollamalısın. Ben mesela siyaset ya da Ergenekon ile ilgili bir dosya
gelse elime doğrudan çöpe atarım çünkü benim konum değil. Bir de mutlaka elinda
yedeği olmalı çalışmanın çünkü yayınevinin yolladığın çalışmayı geri yollama
zorunluluğu yoktur.
sonsuz:
Diyelim bir yayınevini gözüme kestirdim yazar olarak. Nasıl
başvurayım? Telefon mu açayım, direkt kendimi tanıtayım? Ya da tanıdık
birilerini mi bulmaya çalışayım. Sonuçta tanıdık birilerinin referansı etkili
oluyor. Ama hiç tanıdığım yoksa, ben geldim şeklinde aramak doğru mudur? Yolu
yöntemi nedir?
cem:
Tanıdık, en fazla çalışmanın incelenmesini hızlandırır; ama
yayınlanmasını garantilemez. En doğru yöntem telefon açıp editörün ismini almak
ya da yeni eserlerle kim ilgileniyorsa onun ve postayla o kişiye yollamaktır.
sonsuz:
Burada yazarların endişe ettiği bir konu,"ya yolladığım eseri çalarlarsa"
durumu. Çoğu kişinin bu noktada çok tedirgin olduğunu ve bu yüzden çekindiğini
düşünüyorum yollamaktan. Bu konuda nasıl davranmalı?
cem:
Ya bir notere gidip tastikletir ki bu çok pahalı bir iş ya da....
Sana bir sır anlatayım: Çalışma bitince bir zarfın içine koyar ve
zarfı iadeli taahhütlü kendine yollarsın. Eline ulaşınca zarf açmadan bir kenarda
tutarsın.
Bir çalınma durumunda mahkemeye başvurduğunda zarfı kapalı olarak
mahkemeye delil olarak sunarsın. Kitabın çalıntı basımından çok daha eski bir
tarih olacağı için iadeli taahhütlü tarihi, eserin sana ait oduğunu kanıtlamak
için şansın artar.
Ama kimsenin böyle bir hırsızlığa gireceğine inanmıyorum. Ben
örneğini duymadım. Varsa da çok azdır herhalde.
sonsuz:
Yayınevini bulduk, editör de yollayın bakalım dedi. Ona yolladık.
Bir süre sonra tebrik ediyoruz, kitabınızı basacağız dediler. Uçtuk tabii
mutluluktan. Şimdi önce aklıma şu soru geliyor? Bir yayınevi, bir kitabı
basmaya nasıl ve niye karar verir?
cem:
Ya misyoner bir tavırla ya da para kazanacağına inanacağı için
yayınlayacaktır. Misyoner bir tavırla yayınlayacaksa eğer kitabın satışına aldırmaz,
kitabı finanse eder ve yayınlar. Bu, az olan bir şeydir. Ben zaman zaman
yaparım ama fazla değil. 10-20 kitapta bir gibi aksi taktirde batarım.
Yani temelde para kazanacağına inandığı yayınlar diyebiliriz.
sonsuz:
Bazı yayınevleri, kitabınızı yayınlarız ama bize baskı maliyetini
gönderirseniz diyorlar. Böyle bir yayıneviyle çalışmak mantıklı mıdır?
cem:
Hayır. O kendi kendine yayıncılık olur. Böyle bir şey yapmak
istiyorsan mantıklı ama aksi taktirde hatalı. Elbette eli kalem tutan herkes
kendini yazar sanıyor bu da bu tür uygulamaların doğmasına neden oluyor.
sonsuz:
Yazarlar, kitaplarından nasıl para kazanırlar? Telif ücretleri
nasıl hesaplanır? Kitap yazarak ev geçindirilir mi?
cem:
Kitabının ne kadar sattığına bağlı ev geçindirip geçindirememen.
Ben ev geçindiremem yalnızca yazar olsam mesela. Hesaplama konusu ise
yayınevinden yayınevine değişir ve genel geçer bir uygulaması yoktur. Ama
genellikle her baskıdan belli bir yüzde alınır.
sonsuz:
%10-15 arası telif ödüyorlar genelde. Büyük yayınevleri peşin
ödüyor, bir kısmı satış sonrası ödüyor. Bir kısmı da ödeyeceğiz deyip ödemiyor.
Ama çok satan yazarsanız tabii size yapılan muamele başka oluyordur elbette.
cem:
Dediğim gibi değişen uygulamalar var. Genel geçer bir rakam yok o
nedenle. Ama genellikle yüzde veriliyor senin de belirttiğin gibi. Eğer bir
eser satmazsa yayıncı ödeme yapmakta, bence haklı nedenlerle, gönülsüz
davranır. Fakat eğer eser satıyor ve ödeme yapılmıyorsa o art niyete girer.
sonsuz:
(Muhabbet çok didaktik gidiyor, ama bu yazışmadan yararlanabilecek
arkadaşlarımız olduğunu bildiğim için bu seferlik bizi affetsin her zamanki
tarzımızı bilen okurlarımız.) Elimde dünya çapında olduğuna inandığım bir kitap
var diyelim. Dünya çapında bir metin yazmış olmak, çok satanlar listelerine girmek
için yeterli mi?
cem:
Hayır değil. Her ülkenin farklı okuyucu profili var. Bazen çok iyi
bir kitap bizim ülkemizde satmaz. Örneğin ben, Arıların Gizli Yaşamı adında bir
roman yayınladım. Neredeyse Da Vinci Şifresi kadar sattı yurtdışında ama bizde
bir baskıyı bile tüketemedi.
Bu arada Türkiyede yazarlık iddiasında olan insanların büyük kısmı
şiir yazıyor. İyiliğini ya da kötülüğünü tartışmam ama şiir pek popüler bir
ürün değil bizde. Bu kadar çok şiir yazılan bir ülkede şiirin bu kadar az
okunmasını ilginç bulmuşumdur hep. O nedenle şiir dosyaları genellikle çöpe
giden dosyalar arasındadır yayınevlerinde. Şiir yazıp yayınlanmasını isteyen
arkadaşlara duyurulur.
sonsuz:
derKi'ye de sürekli şiir veya manzumeler yollarlar. Bir ara, çok
kısa bir süre, derKi yazarlarının şiirlerine yer verdik ama onu da kısa kestik
ve bir daha şiir ve manzume yayınlamadık. Ama yağmur gibi şiir yağar. Ne yalan
söylim, ben de okumadan reddederim. Memleketin yarısı şair.
cem:
Evet öyle. Duygusal bir milletiz. Bu nedenle başımızdaki belalar
hiç eksik olmuyor.
sonsuz:
Bir yazar, yayınevinden neler beklemeli? Benim kendi tecrübelerime
göre: kitabımın tasarımını adam gibi yapsın, dağıtımını ve tanıtımını iyi
becersin, telifimi düzgün yatırsın. Tamamdır. Sen ne dersin?
cem:
Eh aslında tamamı bu kadar neredeyse. Bir de tabii editörün ne
kadar duruma hakim olduğu ve sana müdahale edip etmediği de önemli. İyi bir
çalışmada genellikle editörün müdahalesine gerek vardır ve kitabın basıma
hazırlanması buu durumda öngörülen tarihten daha sonraki bir tarihe uzayabilir.
Ne yazık ki bizde yazarlar eserlerine müdahale edilmesinden pek
hoşlanmazlar ki bence bu doğru bir şey değil. Elbette müdahaleden kastım eser
konusunda eleştirici ve yönlendirici olmak anlamında yoksa onu editörün
kafasına göre değiştirmesi anlamında değl. Dediğim gibi müdahaleyi sevmez
yazarlarımız. Duygusal bir milletiz ne diyeyim.
sonsuz:
Benim ikinci kitabım tam bir erkek kitabıyken, editörler müdahelelerle kadın hedef kitlesine
döndürmüşlerdi. Gerçi fena da olmamıştı da bir editör neden önemlidir
anlamıştım. Bir de burnu büyük editör familyası vardır. Sen hevesle ilk
kitabını yollarsın, adam bir iki göz atar, itin şeysine sokar çıkartır seni.
Böylesinin de karşısına çıkıp "Bir zamanlar kapından kovduğun, fakir ama
gururlu bir yazar vardı,” demek müstehak mıdır?
cem:
Müstahaktır. Nedenini şöyle söyleyeyim. Biz de önüne gelenin yazar
olması gibi önüne gelenin editör olması gibi bir durum var ortalıkta. Tam bir
kavram kargaşası yaşanıyor senin anlayacağın. :
Benim kitaptaki harf hatalarını düzelttireceğim bir adama editör
muamelesi yapabiliyorlar bir başka yayınevinde. Elbette hak yememek için her
editörün, iyi de olsa, her eser konusunda düzgün varsayımlarda bulunacağı
düşünülemez. Tarihteki pek çok, çok satan eser yayınevleri tarafından uzun süre
reddedilmiştir.
sonsuz:
İyi bir editör nasıldır senin anlayışına göre? Redaktörle, editör
çok karıştırılıyor bizde.
cem:
Benim tanımım biraz sert editör konusunda ama yine de anlatayım.
Bence editörün baskıdan sayfa tasarımına kadar işinin her alanına hakim olması
lazım. Yani gerektiğinde bunların her birini kendi başına yapabilmeli ki
karşınıdaki adamı tam anlayabilsin. Ayrıca ne istediğini, örneğin sayfa
tasarımcısına doğru dille anlatabilsin. Yabancı dil bilmesi zorunlu değil ama bilmesi
kesinlikle artı bir puandır. Bir editörün aynı zamanda iyi bir edebiyatçı
olması ve en azından bir kitabının yayınlanmış olması da benim için önemlidir.
Bu sayede ne dediğini bilecektir. Bütün bunlardan sonra gündemi bilen ve doğru
gözlemleyebilen bir insan olmalı. Editörler yayınevinin felsefesini
yaratabilirler ve bence felsefesi olmayan bir yayınevi yeterince iyi bir
yayınevi değildir.
sonsuz:
Kitabı yeni çıkan yazanlar gazetelerin çok satanlar listelerine
bakarlar ve kendilerini görmeyi hayal ederler. Ama %99 hayal gördükleriyle
kalırlar. Çünkü o listelerin hazırlanmasında farklı doneler vardır. Mesela
nelerdir?
cem:
Tam bilemiyorum açıkcası bunu ama farklı listeler olduğu kesin.
Çok satanı hangi listeye göre belirliyoruz? Remzi'ye mi, Pandora'ya mı,
Ideefixe'e mi, D&R'a mı yoksa hepsinin karışımına göre mi? Bu bile tam
yeterli değil çünkü satış hacimleri farklı bütün bu marketlerin. Bu nedenle
belki gerçek satış rakamlarına göre belirlemek lazım ama bu da çok zor.
Yayınevlerinin tanıtım desteği, o yayınevinin hangi kitabın satılmasını
istediğine bağlı olarak listeleri hazırlaması da etkili gibi geliyor bana. Yine
de bir kitap şurada ya da burada listedeyse iyi satış yapma şansı var.
sonsuz:
Mesela kendi kitabını basan yayınevlerinde listelerinde kendi
kitapları oluyor.
cem:
Olabilir belki ama o kadar farklı gruplar var ki... Haydi biri
üzerinde etkin var diyelim diğerleri ne olacak? Yine de elbette her piyasadaki
ilginçlikler gibi yayıncılık piyasasında da ilginçlikler yok değil. Satmaması
gereken kitaplar satıyor baksana.
Okuyucu profilimiz de çok ilginç tabi ki. İngilterenin okuma hacmi
bizim en azından 10 katımız ama yayınevi sayısı onda birimizden az. Bizde tam
bir yayıncı enflasyonu var. Üstelik yayınevi birleşmeleri de yaşanmıyor. O
kadar komik ki. Bence yayınevi birleşmeleri olması gerekiyor ama herkes en
doğrusunu kendisinin bildiğine inandığı için böyle bir şey olmuyor. Tabii
bandrol komedisi ve yayıncılığın diğer sorunlarını saymıyorum bile.