Olayların
hiç buralara varacağını tahmin etmemiştim. Demek ki insanlar yaşadığı sürece hep
öğrenecekleri bir şeyler oluyor...
Savcılık
binasında ‘Hazırlık Kalemi’nin kapısından girdim ve tam karşıda oturan
beyefendiye “Şikayette bulunmak istiyorum...” deyince, yüzüme bile bakmadan bana
bir kağıt ve kalem uzatıp, “Şikayetini yaz bana ver” dedi. Köşeye geçip
önümdeki kâğıda öylece boş boş gözlerle baktım. Ne yazacağımı, nereden
başlayacağımı bilmiyordum. Şaşkındım...
Zaten
tüm bunların başıma gelmesinden yeteri kadar korkmuş ve tedirgindim. Bu suç
duyurusunda bulunarak “onu” daha da çok kızdırmaktan, bana daha çok diş bilemesine
sebebiyet vermekten de çok çekiniyordum. Savcılık binasının merdivenlerini inip
çıkarken hep dizlerim titriyordu. Korkuyordum... Olanlardan ve
olabileceklerden...
Çok
geçmeden kağıdı kalemi veren adam bana seslenerek “-gell gelll... sana yardım
edeyim. Geç şöyle yan tarafa, otur. Ne de güzelmişsin sen böyle” dedi! Ben
adamın söylediklerini algılayamıyor gibiydim, (aslında o anda böyle bir söz
duymak iyice sinirlerimi germişti) ben bir an önce derdimi anlatıp, savcılık
tarafından koruma altına girip, kendimi güvende hissetme derdindeydim. Aynen
adamın söylediği gibi usule uygun bir şekilde dilekçemi yazdım. Bana yardımcı
olan adam, onun (sanığın) bana iyice musallat olmaması için de farklı (ama
mektupların elime geçeceği başka) bir adres vermemi ve ev telefonumu yazmamamı
önerdi. Çünkü ifadesinin alınması için ona da resmi bir davet gönderiliyormuş
ve üzerinde de şikayetçi olan kişinin (yani benim) adres ve irtibat numaraları
yer alıyormuş. Nüfus kağıdı fotokopisi
ve yazdığım dilekçe ile birlikte savcının yanına yollandım.
Savcı
bey bana şöyle bir bakıp “ Ne o bırakmıyor mu peşini?” dedi.
Ben:
“Hayır
bırakmıyor ve bana çok ciddi sıkıntılı anlar yaşatıyor. Beni zorla alıkoyuyor
ve sürekli tehdit ediyor. Bu şikayetim ona karşı caydırıcı olur dimi? Bırakır
dimi peşimi?” diye sorularımı endişeli bir ses tonuyla peş peşe soruyordum.
Savcı:
“Bilmem... ! Adamı tanıyan sensin”
Ben: “O
zaman bu yaptığım onu iyice kızdıracak ve bana daha çok saldırmasına yol
açacaktır” dedim. İşte o an hafif hafif bastırmaya çalıştığım korkum tekrar
alevlendi.
Savcı: “ Bu
dilekçeni karakola elden götürür müsün? İşin daha çabuk hallolur”
Ben: “
Tabii hemen giderim” dedim ve verdiğim adresin bağlı olduğu karakola doğru hemen
yola koyuldum.
Savcıya
verdiğim dilekçemin bir örneğini kendim için fotokopisini de çektirip çantama
koydum.
Yolda
giderken başıma gelebilecek tüm olasılıkları düşünüyordum. Ya bu belalı sanık
benim HIV+ olduğumu başkalarına açıklarsa? Bunu bana koz olarak kullanırsa? Onu
nasıl da dost bilmiş, söylemiştim.
İlk
aklıma gelen İl Sağlık Müdürlüğü’nde çalışan doktor arkadaşımı aramak oldu. Durumu
anlattım. “İfademde + olduğumu söylemeli miyim? diye sordum. O da bana “hayır
söylemene gerek yok çünkü burada ki konu senin HIV+ olup olmadığın değil, senin
tehdit ve taciz ediliyor olmandır” dedi.
Karakola
gittiğimde ilgili bölüme yönlendirildim. İçeri girdiğimde 2’si erkek, 1’i kadın
olmak üzere 3 sivil giyimli polis memuru vardı. Bilgisayar başındaki memur bana
oturacağım yeri gösterdi. Oturdum. İyi güzel de neden hala kollarım titriyordu?
Memur bey kâğıtlarımı aldı ve hafif gülümseyerek “evet anlatın bakalım”. Ben “burada
çay söyleyebileceğimiz bir yer var mı? Sizlere de ısmarlayayım. Ben çok
gerginim de, biraz sakinleşmek istiyorum”. Memur bey gülümseyerek bize çay
söyledi. Ben içten içe hafif hafif titreyen ellerimle bardağımı kavramış çayımı
yudumlayarak ifademi verdim. Bir arada elini çenesine dayamış ilgiyle beni
dinleyen kadın memura “kim bilir siz bütün gün burada ne olaylar
dinliyorsunuzdur?” dedim. O da gülümseyerek “aayy sormayın neler geliyor” diye
yanıtladı beni.
Karakoldan
çıktığımda biraz daha güvende hissettim kendimi ama bu durum çok sürmedi. Çünkü
ondan sürekli gelen hakaret ve tehdit içeren mesajlardan birini daha almıştım.
Her an her yerde karşıma çıkma ihtimalini düşünüyor ve nereye sığınabileceğimin
hesabını yapıyordum...
Merhaba. Geçmiş olsun. Benzer bir olayı ben de yaşamıştım.Bahsi geçen kişinin bir kliniğe yatırılıp tedavi edilmesi gerekiyor. Çünkü bu tip rahatsızlığı bulunan insanlar çevrelerindeki insanları da psikolojik yardıma ihtiyaç duyacak hale getirebiliyorlar.