Ben
dinimizde ve diğer dinlerde de hiçbir kuralın tanrının en değerli varlığı olan
insanın yaşam koşullarını kötüleştirmek, kişilerin bilgi beceri ve
yeteneklerini köreltmek, adil olmayan bir düzeni savunmak amacına hizmet etmek
için konulduğunu kabul etmiyorum. Yine dinimizde bu kuralların en değerli
varlık insanı mutsuz kılacak, tanrının ona verdiği yetenekleri kullanarak
kendini aşmasına, geliştirmesine engel olacak şekilde yorumlanmasını da doğru
bulmuyorum.
Dinimizin ortaya çıktığı zaman
dilimini, o günkü yaşam koşullarını, toplum yaşamında geçerli olan değer
yargılarını görmezden gelerek, günümüzde de o günkü koşulları oluşturmaya
çalışmak bence dinimize yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bunun altında da insanların
akıllarını kullanmamaktan kaynaklanan bilgisizliklerini, dini korkularını
kullanarak insanların duygularını sömürmek, dini kötüye kullanarak çıkar
sağlamak düşünceleri, niyetleri olduğu en açık şekliyle ortada durmaktadır.
Dinimizi çok basit uygulamalar ile açıklamak, onun derinlemesine
güzelliklerinin farkına varmamak, bilincinde olmamaktır. Örneğin,
peygamberimizin saç-sakal şeklini, yerde yemek yemesini, dişlerini misvakla
fırçalamasını, birkaç tane hanımla evlenmesini bugünkü yaşama uydurma çabaları
yerine asla yalan söylememek, çalışkan, dürüst, ahlaklı olmak, kimseyi
incitmemek, her canlıya saygı duymak, her zaman ve her koşulda adil davranmak,
hak yememek, sıfatını kullanarak hak etmediği şeylere göz dikmemek gibi daha
bir sürü güzelliklerini ön plana çıkarma çabalarımızı arttırmalı, savaşımızı bu
yönde vermeliyiz. Peygamberimiz zamanında masada yemek yeniyordu ve bunun
sindirim sistemimizin doğru işlemesi açısından daha sağlıklı olduğu biliniyordu
da buna rağmen yerde mi yiyordu? O dönemlerde diş fırçası kullanılıyordu da,
peygamberimiz onu atıp hayır ben misvak kullanacağım mı dedi? Hayır, öyle bir
şey yok. O günkü koşullarda kadınların toplumdaki yeri belli iken
peygamberimizin birkaç hanımla evlenmiş olmasını eleştirmek ya da bugünün
koşullar içinde de bunun doğruluğunu savunmanın yanlışlığını görmemek için art
niyetli olmak gerekir. Dinimizi görsel, basit, şekilci ve tanrının insana
verdiği değere yakışmayacak uygulamalarla açıklamak onu kısıtlamak, onu
birilerinin çıkarları için kullanılabilir hale getirmek demektir. Bu tarz
söylemler dinden çıkar sağlayan, kendilerini ulaşılmaz bir yerlere koyan ve maalesef
dinimizin en temel yasağı olan “tanrıya eş koşmamak” ilkesini gayet bilinçli
olarak çiğneyen kişilere aittir. Bana göre insan sıfatını hak etmeyen, tanrıyı
bile kandırmaya çalışmaktan çekinmeyen hasta ruhlu kişilerdir. Bu kişilere
kanan insanlarımızın da suçu yok denemez çünkü bu tür insanlara alet olmamak
için tanrının kendisine verdiği en büyük nimet olan aklını kullanmadığı, sorgulamadığı,
dinimizin en önemli buyruğu olan “oku” emrine uymadığı, başkalarının yorum ve
söylemleri ile hareket ettiği için . Bu bir acizlik, kendine saygı duymama,
tanrının ona verdiği “insan olma”nın bilincinde olmama göstergesidir. Bizim
dinimizde tanrı ile insan arasında üçüncü bir her ne, her kim olursa olsun
aracıya yer yoktur. Peygamberimiz bile böyle bir konuma düşmekten her zaman
sakınmıştır. Biz böyle kişilerin sözlerini esas alarak yanlış ve şekilci
uygulamalarla dinimize en büyük zararı vermekteyiz. Dinimizin böyle kişilerin
elinde birer maddi ve manevi kazanç kapısı konumuna sokmaktayız. Halbuki bu tür
insanları tanımak için okumuş olmaya gerek yoktur, bu işlerden kazanç sağlayıp
sağlamadığını, söylemleri ile davranışları arasındaki tezatlıkları görmek
yeterlidir. Ve her şeyden önemlisi dinin sadece tanrı ile insan arasında
yaşanması gerektiğini, onun bir inanç meselesi olduğunu, başkalarının
söylemleri sonucu davransak bile hareketlerimizin sorumluluğunun sadece ve
sadece bize ait olduğunun hiç unutulmaması gerekir. Yarın yaptıklarımızın
hesabını verirken “filan kişi öyle olduğunu söyledi, onun için böyle davrandım”
demek bizi asla kurtarmaz. Çünkü tanrı sana akıl vermiş, oku, öğren, sorgula!
Dinimizde akıl daha doğrusu işletilen akıl, sorgulayan akıl önceliklidir, gereklidir.
İnsan olmanın en birinci koşuludur yoksa başka yaratıklardan farkımız mı
kalırdı? Her insan aklını kullanarak hem kendisi hem de insanlık için yararlı
ve doğru şeyler yaptığı sürece “insan olma” sıfatını korur.
Hepimiz bir bütünün
parçasıyız bilincinden uzaklaşmış, sadece kendi çıkarlarını, mutluluğunu
düşünen, tanrının ona verdiği bu özelliği doğru yolda ve insanlık için
kullanmayan kişiler bir adım sonra dini, tanrıyı bile kullanmaktan korkmayan
üstelik doğru davrandığı konusunda çevresini bırak kendisini bile ikna etmiş
canavarlara dönüşmektedirler. Ne acıdır ki bu gün her türlü hırsızlığı,
dolandırıcılığı, hakkı olmayanı sıfatını(makamını) kullanarak elde etmeyi, göz
göre göre yetim hakkı yemeyi, vergi kaçırmayı kendine hak sayan kişilerin
üstelik de dini kullanarak utanmadan, sıkılmadan ortada dolaştıkları bir
ortamda yaşıyoruz. Tanrıyı, dini bile kullanmaktan çekinmeyen bu tür insanlarla
mücadele etmenin zorluğunun farkındayım ancak bu mücadelede en önemli noktanın
bu kişileri gerçek yüzleri ile görebilmekten geçtiği düşüncesindeyim. Bunun
için de dini konularda çok okumuş olmanın çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum.
Sadece insan olmanın, tanrının bir parçası olduğumuz bilincinin yeterliliğine
inanıyorum. Yani insan olduğumuz için kendimize saygı duymalıyız, kendine saygı
duymayı bilen herkese de saygı duyar, tabi gerçek anlamda. Dinimize ait temel
bilgiler ile aklımızı kullanarak, sorgulayarak bu tür insanların oyuncağı
olmaktan hem kendimizi hem de dinimizi kurtarabiliriz düşüncesindeyim.