derKi’nin holografik yazarı
Pınar Derinbay, uğraşılarının sonucunda ilk hologramını yapmayı başardı.
Hologram
teknolojisiyle ilgilenmeye başlayalı yaklaşık iki yıl olmuş. İlk zamanlardaki
hevesim pratik imkânsızlıklar nedeniyle biraz kırıldığı için araştırmalarıma
ara vermiş ve bir süredir gözle görülür bir çalışma yapmıyordum. Ancak
zamanında yaydığım titreşimler sonuçsuz kalacak değildi herhalde ki cumartesi
günü mucizevi bir şekilde hologram yaptım! Daha doğrusu yaptık. Gebze Yüksek
Teknoloji Enstitüsü'nde öğrenci olan genç arkadaşım Aylin'le hocamız Doç. Dr.
Necati Ecevit gözetiminde.
Efendim,
üstte sadece kurması yaklaşık iki saatimizi alan düzeneğimizi görüyorsunuz.
Fotoğrafta yeterli detay görünüyor mu bilmiyorum ancak üzerinde yer alacak tüm
gereçleri vidalayarak sabitlememize imkan veren delikleriyle geniş bir matrikse
benzeyen masa, yerden gelen titreşimi engellemesi için ağır mermer bloklardan
oluşmuş. Titreşim hologramın baş düşmanı olduğu için bu önlemlere ek olarak
olabildiğince az konuşmaya ve hatta nefes almaya gayret ediyoruz. Fotoğrafta en
sağda görmüş olduğunuz kırmızı nokta 632 nanometre boyunda ışın yayan
kaynağımız. Cümleye dikkatinizi çekerim, gayet bilimsel bir iş çeviriyor
olmanın bilincinde kurulduğunu fark ediniz, 'yani kırmızı lazer' deyip basite
indirgemeyiniz. Aynı hizadaki ayna ondan gelen ışığı ortadaki merceğe yönlendiriyor.
Ayrı parçalar olduğunu fotoğraftan göremiyoruz ancak merceğin sol yanında bir
uzaysal filtre (spatial filter) iğne deliğinden geçen ışını çalışacağımız film
boyutunda bir alana yayıyor. Onun ucuna da yayılan ışığı yoğunlaştıran 4 mikron
çapında başka bir kompakt mercek var ki karanlık ortamda iplik gibi görünen
lazer ışınının incenin de incesi bir ayarla içinden geçiriliyor ve böylece 50
derece eğimle görünen kartona olabildiğince temiz ve yoğun bir ışık düşmesini
sağlıyor.
İncenin
de incesi ayarlarla ışınımızı lazerden pozlayacağımız filme kadar sağ sağlim
ulaştırdıktan sonra tüm gereçleri karşılıklı en az iki vida ile masaya
sabitliyoruz. Her biri yapmayı umduğumuz hologramda ölümcül hatalara neden
olabilecek bu minik ayrıntıların henüz başında olduğumuzun farkında değiliz.
İki saatte kurduk ya, 5 dakikada yaparız modunda yerine filmimizi koyacağımız
kartona düşen ışığın gücünü ölçüp pozlamak için tahmini bir süre belirliyoruz. Işının
sağ sağlim filme ulaşması gibi sağ sağlim pozlamayı durdurmak için düzeneğimize
pozlama süresi dolunca kapatacağımız shutter ekleniyor. Eski fotoğraf
makinelerinde olduğu gibi bir kablosu ve düğmesi olan shutterimizin tamamiyle
manuel olduğu yetmezmiş gibi timerimiz de yok ve bu nedenle kaç saniye
pozladığımızı model olarak getirdiğim saatin tiktaklarını sayarak ölçüyoruz.
İlk
modelimiz hologram yarışması için aldığım dalmaçyalı köpek biblosu. Bu kadar
beklediğine değecek bir ilgiye mazhar oluyor köpeciğimiz. Önce dört ayağından Japon
yapıştırıcısıyla taşıyıcıya yapıştırılıyor, kuruduktan sonra da burun üstü yere
çakılmış gibi döndürülüp pozlanmayı bekliyor. Yapacağımız hologram denisyuk
tipi hologram. Lazer düzeneğimiz tepede değil masada olduğu için hocamız
tepeden gelen güneş ışığında düz görebilmemizi sağlayacak şekilde olması için
böyle yaptığımızı açıklıyor.
Tamamen
sabitlenen modelimizi taşıyıcısına yerleştirdikten sonra neredeyse hazırız.
Diğer yanda banyolarımızı hazırlıyoruz. Fotoğrafta içi boş olarak gördüğünüz
dikdörtgen leğenlerde holografik filmimizi pozladıktan sonra görünür hale
getirmemizi sağlayacak solüsyonlar yıllar önceki siyah beyaz fotoğraf bastığım
geceleri hatırlatıyor. Temel mantık yine aynı, geliştirme (developer) durdurma
ve ağartma (bleacher) Hologramda farklı olarak pozlamadan önce triethanolamine
banyosundan geçireceğiz. Bu banyo tek renk lazer kullandığımız için monokrom
olacak hologramımızın gözle görünmeyecek denli ince olan emülsiyonunun
kimyasını etkileyerek renk skalasının bir bölümünü yansıtan, yani nisbeten daha
renkli hologramlar üretmemize yarayacakmış. Yapacağımız şey holografik filmi
kutusundan çıkardıktan sonra bu solüsyonla ıslatmak, sonra kurulayıp çerçeve
oluşturması için kenarını bantla kapladıktan sonra masanın üzerindeki düzenekte
yer alan film tutucuya yerleştirip pozlamaktan ibaret. Ancak asıl eğlence bütün
bunları film ışığa duyarlı olduğu için karanlıkta yapmamız gerektiğini
öğrendiğimizde başlıyor. O anda imdadımıza solgun ışığıyla yeşil renkte bir led
lambası yetişmese bütün ışıkları kapatıp gözümüzün karanlığa alışmasını
bekleyip, karanlıkta el yordamı ile yapacaktık.
Geliştirme
banyosu hızla bozulduğu için karıştırmayı pozlama sonrasına bırakıyoruz ve
ağartıcıyı leğenine koyuyoruz. En son aşama olan ıslatıcıyı (wetting agent-foto
flo) aradaki yıkama işlemini yapacağımız musluğun hemen yanına hazırlıyoruz.
Film
kutusunu elimizin altına yerleştiriyoruz. Masamızı, shutterimizi, tüm öğeleri
sabitlenmiş mi diye pat pat vurarak kontrol ediyoruz. İzleyeceğimiz adımları
sırasıyla gözden geçirip ilk testimizi yapacağız. Bu noktada akılda tutacağımız
detaylara bir yenisi daha ekleniyor. O da filmin emülsiyonlu yüzeyini
zedelemeden tespit edip film kutusundan masaya, oradan banyolara doğru şekilde
ulaştırmak. Kullanacağımız materyal bir yüzeyi emülsiyon kaplı bir cam aslında.
Emülsiyon gözle görülmeyecek denli ince olduğundan soluk güvenlik ışığında
gözlerimizi değil tırnağımızın ucunu kullanıyoruz. Camın kenarını tırnağımızla
çizer gibi yapıp kayıyorsa cam, güçlükle kayıyor, bir şeyi kazıyor gibi
oluyorsa emülsiyonlu tarafı olduğunu anlayacakmışız. Bir kere anladıktan sonra
unutmayıp triethanolamine banyosunda üstte, pozlarken obje tarafında ve diğer
banyolarda da üstte olacak şekilde yerleştireceğiz. Herhangi birinde şaşırırsak
ya hiç pozlanmadığı ya da zedelendiği için hologramımızın hiç çıkmama riski
var.
Konsantrasyonumuzu
bozmadan ilk testi kimin yapacağına karar veriyoruz. Birbirimizin ayağına
dolanmamak için bütün aşamaları bir kişi yapacak. Şanslı kişi Aylin oluyor.
Işığı kapatıyoruz. Güvenlik ışığında filmi kutusundan çıkarıyor,
triethanolamine banyosundan geçirip süzdürüyor, önce bir araba sileceğinin
lastiğiyle –yanlış okumadınız- sonra fön makinesiyle tamamen kurutuyor. Dört
kenarını bantla çerçeveliyor ve emülsiyonlu tarafı objeye bakacak şekilde film
taşıyıcıya yerleştiriyor. Film taşıyıcıyı henüz kurcaladığı için mikron
düzeyinde bile titreşim yaşamaması için yarım dakika kadar hep birlikte
nefesimizi tutup bekliyoruz. Sonra shutteri açıp pozluyor, sessizlikte
dinlediğimiz tiktaklardan on tane sayıp shutterı kapatıyor. Filmi çıkarıp bir
kenara koyuyor ve ölçülmüş olan geliştiriciyi leğeninde karıştırıyor. Kenarındaki
bantları çıkarıp emülsiyonlu kısmı üstte olacak şekilde filmi geliştirme
banyosuna koyuyor. Tepkimeye giren film emülsiyonunun karardığını görüyoruz.
Banyonun tam tesir etmesi için leğenin köşesinden tutup hafifçe kaldırarak film
üzerinde minik dalgalar oluşturuyor. Her yanı eşit şekilde karardıktan sonra
filmi alıp musluktan akan suyun altında yıkıyor. İdeali saf su olsa da musluk
suyumuzla 2- 3 dakika boyunca mütevazi hologramımızı yıkıyor ve ağartma
banyosuna alıyor. Yine emülsiyonlu yüzeyinin üstte olmasına dikkat ederek.
Köşesinden salladığı leğendeki dalgalar filmi bu sefer de ağartmaya başlıyor.
Bantın altında kalan kısım hiç pozlanmadığı için tamamen şeffaf, filmin kalanı
ise aynı tonda bir açık sarı olunca banyodan çıkarıp yine 2-3 dakika akarsuda
yıkıyor. En son olarak foto floda minik dalgalarla köpürttükten sonra süzdürüp
yine araba sileceğinin lastiğiyle zedelemeden solüsyonu akıtıyor ve fön
makinesiyle tamamen kurutuyor.
Nefesimizi
tutup hologramımız çıkmış mı diye spot ışığının altında bakıyoruz. Evet,
köpeğimizin dört ayağı, ve gövdesinin alt kısmı bakırdan küf yeşili tonlarına
kadar gayet net şekilde görünüyor. Açısını değiştirerek köpeciğimizin başını da
görüyoruz ancak zorlukla. Yine de ilk hologramımızı yapmış olmanın coşkusuyla
bir de gün ışığında bakmak için dışarı akın ediyoruz. Elindeki camı birbirinin
elinden kapan dört kişiye duvara sıva yapan işçiler şaşkınlıkla bakıyorlar
ancak onlara aldırmıyoruz. İlk testimiz başarılı!
Heyecanla
karanlık odaya dönüp bir hologram daha yapıyoruz. Her şeyi yapan ikinci şanslı
kişi benim. Pozlama süresinde ufak bir değişiklik dışında aynı işlemleri
yapıyorum ve sonuç benzer çıkıyor. Üçüncü denememizi başka bir kutu filmden
yapıyoruz, sonuç daha iyi değil. Hocamız köpeğin ayaklarının net çıkmasını
filmin film taşıyıcıya sabitlendiği kısmı olmasına bağlıyor. Titreşime dair
aldığımız önlemlerin filmin taşıyıcıdan uzak kısmında yetersiz kaldığını ve
köpeğin başının o nedenle net çıkmadığını söylüyor. Karanlık odada geçirdiğimiz
saatler bizi sabrımızın sınırına yaklaştırdığından son bir deneme yapıp
bırakmaya karar veriyoruz. Bu sefer hem daha küçük bir obje hem de daha yeni
bir film paketi deneyeceğiz. Köpeğin önüne metal prenses Leila heykelini
yerleştiriyoruz. Daha küçük ve ince bir filmle yaptığımız tek deneme tek
kelimeyle mükemmel sonuç veriyor.
Prenses
Leilamızın arkasında tamamı görünen köpeğimizle son hologramımız belki en
şahane kompozisyon değil ancak netliği ve yansıttığı renkler bütün bu çabaya
değdiğini gösteriyor. Hocamıza sağladığı imkanlardan ve ayırdığı zamandan ötürü
teşekkür ediyor, banyoları boşaltıp karanlık odayı temiz bir şekilde bırakıyoruz.
Hologramlarımız sadece meşakkatli çabamızın ele gelir ürünü olmaktan öte istediğim
her şeyi yapabileceğimin de kanıtı oldu.
Pınar Derinbay
About the author:
Pınar Derinbay 8 Eylül 1976’da Ankara da doğdu. Ortaöğrenimini çeşitli okullarda tamamladıktan
sonra 1993’te A.Ü. SBF İşletme Bölümü’ne girdi, 1998’de mezun oldu. O zamandan
beri bir bankanın genel müdürlüğünde çalışmakta.