Dünya
siyasetine egemen olan süreçlere bakıldığında şunu söylemek mümkün: “ekonomik
istikrar” için en doğru tarif “iki kriz arası dönem”. Aslında ekonomik krizler
her zaman çıkar. Daha doğru bir deyişle her ekonomide kriz olur ve her ekonomik
formül bir gün kriz ile karşılaşabilir.
1929
Buhranı’ndan Bugüne…
ABD’de 1.
Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar yüzünden küçük şirketler hayatta kalmak
için birleştiler. 1929 yılında krizin arifesinde ABD’de ekonominin %50’si 200
holdingin denetimindeydi. Finans sektöründe ise henüz bankaların sermaye
yapısını, rezerv ve kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. ABD devletin
müdahaleci olmaması ve ekonomiye karışmamasını en doğru tercih olarak
görüyordu. Bunun sonucunda 1929 krizi patladığında, devletin elinde müdahale
olanağı yoktu. Krizin büyümesi üzerine devlet müdahale etti. Ama geciken
tedavinin sonuç vermemesi gibi, bu müdahale de her şeyi daha kötüye götürdü.
Devlet krizi aşmak için harcamalarını azalttı ve vergileri arttırdı. Bunun
sonucu kriz derinleşti ve işsizlik arttı. Devamında da doğal olarak satın alma
gücü düştü. Sonrasında ise fiyatlar da geriledi ve üretim azaldı. İzlenen sıkı
para politikası sonucu piyasalarda durgunluk baş gösterdi ve reel sektör
kaçınılmaz bir biçimde küçüldü. Böylece ekonomi daha fazla işsizlik, daha az
üretim ve daha az gelir ile karşı karşıya kaldı.
Esasında
krizin yaklaştığı kesindi. Ama kimsenin umurunda olmadı. Ancak krizin temelinde
yer alan bir gerçek daha sonraki krizlerde de kendisini gösterecekti. Aralık
1928’de borsa hafif düşüşler gösterdiğinde, kimse kriz çıkacağına inanmıyordu.
Ama bankalar faizleri artırarak, yatırımcıların hisse alımlarını pahalı
krediler ile finanse etmesini önlemeye çalıştı. Fakat bu çaba sonuç vermedi.
Spekülatif olarak şişen borsadaki hisselerin en az %10’u kredi ile alınmıştı.
Dow Jones 20’li yıllarda 100’den 331’e çıktı. Ekonomi çevreleri ebedi bir
saadetten söz ediyorlardı. Ama süreç kısa vadeli ve yüksek faizli krediler
sonucu hem büyük hem de küçük işletmelerin borca batmasına neden oldu. Hisse
senetlerinin fiyatındaki korkunç artış, yatırımcıları pahalı ve aşırı
borçlanarak kâğıt toplamaya yöneltti. Durumu tehlikeli görenlerin uyarıları ile
dikkate alınmıyordu.
Çünkü New
York Borsası giderek yükseliyordu. Borsa yüksek fiyatla yüksek kazanç
getiriyordu. Ekonomik durağanlık borsaya hemen yansımadı. Ama birkaç holdingin
kâğıtlarının değer yitirmesi üzerine 3 Ekim 1929 tarihinde yatırımcılar
kâğıtlarını ellerinden çıkarmaya başladı. Borsa 21 gün boyunca süreli düştü ve
süreç 4.000 bankanın batmasına, binlerce insanın mal varlığının yok olmasına
kadar devam etti. Daha krizin ilk gününde birçok yatırımcı için, hisse alımında
kullandığı kredi borcunu geri ödeme olanağı ortadan kalkmıştı. Birçok insan
geçimi sağlamak ve beslenme ihtiyacını karşılamak için meyve-sebze yetiştirmeye
ve ihtiyaçlarını takas ile karşılamaya başladı. ABD ekonomisi 1929’da tanıştığı
“talep eksikliğini” uzun süre gideremedi.
Hoover’in
yerine seçilen Roosevelt devletin müdahale etmesini sağladı. İktisadi ve sosyal
reformlar yaptı. Altın ve döviz kurunu bizzat başkan denetliyordu. Merkez
Bankası kuruldu. Mevduatlar devlet güvencesine alındı. Reel sektörün
karlılığını artıracak önlemler alındı. Devlet kendi kontrolü altında olmak
kaydıyla sanayicilerin yüksek fiyat uygulamalarına izin verdi ve yine bu amaca
uygun olarak üretim sınırlandı. Devlet toplumun üretime destek olması için
tüketim olanağını geliştirmek için yüksek seviyede bir asgari maaş belirledi.
Çalışma saatleri azaltılarak daha çok kişinin istihdam edilmesi hedeflendi.
“New Deal” denilen bu politikanın sağlam ve kalıcı sonuç vermesi uzun zaman
aldı.