ortatepe2.jpg
ortatepe1.jpg
Doksan artı Üç
Yazar Kıvanç Galip Över   
 

Görüntülenme : 439



 Avrupa Futbol Şampiyonası bitti. Türkiye yarı finalde elendi. Bu sonuç herkesi tatmin etti. Türkler mutlu, çünkü Türkiye tarihinde ilk defa yarı finale yükseldi. Türkiye’yi sevenler de böylece mutlu oldu. Türkiye’yi sevmeyenler de mutlu, çünkü Türkiye finale çıkamadı…

Aslında futbol Türkiye ve AB’nin eşit olduğu tek zemin. Avrupa Şampiyonası’nda elemeler de, finaller de katılım müzakerelerine benzemiyor. Örneğin maçın saati belli, süresi belli, kurallar belli. Kimse Türkiye’ye “sen bunları yapmazsan ikinci yarıya çıkamazsın” diyemiyor veya “penaltı için ön şart öncesindeki şart için şartlı tarihi almak için diğer şartların yerine getirilmesi gereken tarih” veremiyor. (Bu arada elbette Türkiye finallerde hiç penaltı kazanmadı).

Şampiyonanın ardından akılda kalan Türkiye ile ilgili bazı dikkat çekici notları toparlayalım. İlk sırada şunlar var:

İlk olarak; Türkiye Avusturya ve İsviçre’deki maçlarda stilini ve geleneklerini ortaya koydu. Türk liglerinde ve dünyada birçok daha iyi oyuncu olmasına rağmen, tuhaf bir tercihle bu kadroyu kurdu. Nitekim bu durum Türkiye’nin siyaset, ekonomi, sanat ve kültür hayatı için de geçerlidir.

Ardından; Bu tuhaf kadro garip bir görev dağılımı ile oynatıldı. Savunma oyuncusu hücumda, hücum oyuncusu savunmada görevlendirildi. Sağ kanat sola, sol kanat sağa kaydırıldı. Türkiye’yi tanıyanlar ve takip edenler, böylesi bir halin Türkiye’de her zaman geçerli olduğunu bilirler.

Bundan başka; Türkiye maçlarda 4–4–2, 4–2–4, 3–5–2 veya 5–4–1 gibi bir taktik de kullanmadı. Bunun nedeni bu taktiklerin zor olması değildi. Sadece canı istemedi. Her zaman söylenir; Türkiye’nin kendine özgü şartları vardır. Türkiye diğer ülkelere pek benzemez. Bu defa da doğru çıktı.

Turnuva boyunca Türk takımının -genel olarak- üçte biri sakat ve üçte biri cezalıydı. Gerçekten de Türkiye’de her zaman üçte birlik bir kesim her zaman cezalıdır. Bu üçte birlik kesim süreçlere göre değişir, ama oran her zaman bu kadardır. Üçte birlik bir diğer kesim ise her zaman iyileşmeyi ve güçlenmeyi bekler. Bu dilim de süreçlere göre değişir, ama oran aşağı yukarı hiç değişmez.

Ayrıca; Türkiye yarı finale kadar toplam dokuz dakika önde olduğu maçları her zaman geriden gelerek ve son saniyelerde kazandı. Çünkü bütün bunlar yapıldığında skorda geriye düşmemek imkânsızdı. Verimsiz kaynak kullanımı, dengesiz ama yine Türkiye hiçbir zaman pes etmediği için -en azından Truva’dan bu yana- yine de maçları kazandı. Son saniyelerde kazandığı maçların ardından son saniyelerde yediği bir golle elendi.

Ama herkes biliyor ki, Türk takımı maçları sahadaki oyuncuların başımızdaki teknik direktörü ve yöneticileri boş verin, haydi ileriye, gol atalım” dediği anlarda kazandı. Her galibiyetten sonra bütün Türkiye sokaklara döküldü. Eğlenceler sırasında ölenler oldu. Her Türkün hayatı “düğünler ve cenazeler süreci” olduğu için, bunda da şaşıracak fazla bir şey yoktu.

Bu arada Türkiye’nin kazandığı maçlar Azerbaycan’da, Balkanlar’da, Avrupa’da, Orta Doğu’da ve Amerika’da da kutlandı. Türkiye’nin geriden gelip maç kazanması, son dakika golleri Türk basınında -dönemsel şartların da getirdiği bir anlayış ile- “Allah’ın işi” ve “şans” olarak yorumlandı. Rengi kırmızı-beyazdan turkuvaza dönüştürülen ve Ayyıldızın yerine forma numarası formaların “modernite” diye sunulduğu bir ortamda daha fazlası umulamazdı. Almanlar elbette Türkiye’yi son dakika golü ile yenebilirdi. Çünkü Almanya “turnuva takımıydı”. Türkiye ise “zaten buraya kadar şansı ile gelmişti. Almanya yenerse “normal” idi de, Türkiye yener ise “şans” idi…

Türkiye’de hiçbir maçın ardından rakip hakkında din veya millet zeminli bir yorum yapılmadı. Hiçbir maçın ardından kimseye bir saldırı da olmadı. Keşke Dresden’de Türklere saldıran Vandallar da yapmasaydı.

Türkiye’de asıl şaşırtıcı olan ise, daha önce medyatik şov için hiçbir fırsatı kaçırmayan “sivil (!) toplum (!) kuruluşlarının (!) bu defa “hepimiz Hırvatız”, “hepimiz İsviçreliyiz” veya “hepimiz Çekiz” diye gösteri yapmamasıydı. Belki de şampiyona boyunca bütün Avrupalıların bayraklarını taşıdıklarını görünce şaşırdılar. Onlar için yapılabilecek fazla bir şey yok.

Bu arada biliyor musunuz; Ben kutlamalarda hiç AB bayrağı görmedim!

Son olarak Avrupa Şampiyonası’ndan öğrendiklerimizi özetleyelim.

1- Futbol ülkelerin gerçeklerine ayna tutar.

2- Futbol doksan dakika değildir, doksan artı üç dakikadır.

3- Sonucu ilk yarı veya ikinci yarı değil, son saniyeler belirler.

 


Kıvanç Galip Över
About the author:
Yazarımızın biyografisi elimizde mevcut olmadığından yayınlayamıyoruz.


Okur Yorumları  
 

 

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
tepeyen1.jpg

tepeyen3.jpg

tepeyen2.jpg

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...

 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.