ortatepe2.jpg
ortatepe1.jpg
Devrim, Travma ve Kronik Alerji
Yazar Burak Eldem   
 

Görüntülenme : 1555    


Amerikan Devrimi’nin en önemli teorisyenlerinden biri olan Thomas Paine, bugün artık siyasi tarihin klasikleri arasındaki yerini çoktan almış, “The Crisis” adlı ünlü yapıtına, “Bunlar, insanların ruhlarını sınayan zamanlardır,” diye başlıyordu. “Cehennem gibi bir zorbalık, öyle kolay yenilgiye uğratılmaz; yine de, mücadele ne denli zor olursa, zaferin de o oranda görkemli olacağını bilmenin avuntusunu içimizde taşırız. Fazla kolay elde ettiklerimize, aynı oranda az saygı duyarız; her şeye gerçek değerini veren, yalnızca katlanılan bedeldir.”

 

Büyük devrimlerin hiçbiri, öyle kolay kazanılmış, “şıpın işi” zaferlerle gelmez; toplumsal düzenin tepeden tırnağa yenilenişi ve değerler sistemindeki köklü altüst oluş da, bazı tarih kitaplarında “özetlenerek” yazıldığı gibi, öyle “bir gecede” falan gerçekleşmez. Devrimler, değişim talebinin yüksek sesle dillendirilmeye başladığı ilk andan itibaren, zamana yayılmış uzun ve ağır bir mücadelenin içinde, sancılarla kucak kucağa olgunlaşırlar. Zaten getirdikleri kazanımı değerli ve önemli kılanlardan biri de, tıpkı Paine’in söylediği gibi, onları elde etmek uğruna verilen kararlı savaşım ve bu uğurda katlanılan bedellerdir.

 

Amerikan Devrimi, sıcak bir temmuz sabahı, elli altı idealist adamın sıradışı bir toplantıda bir araya gelip, içlerinden birinin kaleme aldığı bildirgeyi imzalamasıyla gerçekleşmedi. Bırakın bağımsızlık fikrinin oluşmasını, bu değerler çevresinde toplanıp harekete geçme kararının alınmasıyla Bağımsızlık Bildirgesi’nin hazırlanması arasında, neresinden baksanız, kemiksiz bir çeyrek yüzyıl var. Bu sürece, Britanya Krallığı’na karşı verilen fiziki mücadeleyi ve savaş sürerken adım adım biçimlendirilen kurumsal yapıyı oluşturmanın gerektirdiği zamanı da ekleyebilirsiniz.

 

Fransız Devrimi de, jakobenler önderliğinde bir grup insanın Bastille’e saldırmasıyla, öyle bir iki gün içinde gerçekleştirilmedi elbette. Devrim, yalnızca bir “hanedanı” tahttan indirmeyi değil, toplumsal yapıyı, yeni koşulların ve taleplerin gerektirdiği biçimde, baştan ayağa yeniden örgütlemeyi gerektiriyordu ve bunun düşünsel öncüleri, Bastille baskınının en az elli yıl öncesinde ortaya çıkmış, devrim mücadelesiyse neredeyse on sekizinci yüzyılın bütününe yayılmıştı.

 

Dünya tarihindeki en kritik ve en radikal siyasi altüst oluşlardan biri niteliğindeki Ekim Devrimi de, 1917 yılının sonbaharında, parti kongresinde çoğunluğu ele geçiren bir grubun “sovyetik ayaklanmasıyla” birkaç hafta içinde gerçekleşmiş, “kısa ve kolay” bir proletarya zaferi değildi. Hareketin başlangıcı, bırakın dokuz ay öncesindeki Şubat Devrimi’ni, Çarlık despotizmini köklü bir reorganizasyona zorlayan 1905 ayaklanmasının bile çok öncesine gidiyordu. Neresinden baksanız, kökleri (kendi kesintisizliği içinde) on dokuzuncu yüzyıl ortalarına dek dayanan, uzun ve oldukça sancılı bir sürecin ürünüydü Rus Devrimi.

 

Eğer adına “devrim” diyorsanız, hiçbir büyük toplumsal dönüşüm, bir anda, bir gecede, bir haftada, birkaç ayda ya da bir yıl içinde yaşanmaz; istisnasız biçimde hepsi, zamana yayılmış, inişli çıkışlı gelişim eğrilerine sahip, belli dönemlerde zorunlu olarak atılan geri adımlarla, sancılarla, zorluklarla, acılarla ve özverilerle kucak kucağa yürüyerek başarıya ulaşabilmiş, ister istemez bir biçimde “şiddet” unsurunu da içinde barındıran uzun soluklu siyasi yürüyüşlerin ürünleridir.

 

Yalnızca insan toplumlarında değil, evrenin hiçbir yerinde büyük değişim ve dönüşümler, “gül bahçesi”nde yürür gibi, kolayca ve acısız gerçekleşmiyor. Şiddet dediğimiz şey, belirleyici ve dönüştürücü bir unsur olarak evrenin kendi fiziksel yapısı içinde ezelden beri var zaten. Gezegenler ve yörüngeleri, büyük göksel çarpışmalar ya da “karşılaşmalar” ile biçimleniyor; dünya üzerindeki kıtalar, milyonlarca yıl içinde sürdürülen hareket, sürtüşme ve itişmeler sonucunda, çoğu kez büyük fiziksel enerjilerin açığa çıkmasıyla oluşuyor; akarsu ve göller, suyun o karşı konulmaz gücüyle rastladığı her engeli ama kolay ama zor, yerle bir edip yoluna devam etmesiyle formunu buluyor; mikro düzeydeki her radikal dönüşüm ve hareket, atomların ve atom-altı parçacıkların yoğun ve güçlü enerjilere, yani “şiddete” maruz kalmalarıyla bağlantılı. Bugün kabul gören kozmolojik kurama göre evrenin oluşumu bile “Büyük Patlama” adı verilen, şiddetin doruğa çıktığı bir fiziksel olayın sonucu.

 

Yani ister istemez, evrenin her köşesinde büyük ve radikal dönüşümler, bir biçimde “şiddet” unsurunun ürünü ki, canlılar, insanlar ve toplumlar da bunun istisnası değil. Değişim, eğer onu gerekli kılan unsurlar oluşmuş ve olgunlaşmışsa, artık duruma göre, ya “seve seve” ya da başka biçimde, mutlaka gerçekleşiyor kısacası. Bu yüzden, gayet doğaldır ki, şiddetin ortaya çıktığı her fiziksel olaydaki gibi, devrimlerin ister istemez hesaba katmak ve göze almak zorunda olduğu bir de kaçınılmaz bedel var: Değişime direnen ve değişim öncesi dönemin koşullarını korumak isteyen unsurlar üzerinde oluşacak “travmatik”, yani örseleyici etki.





Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 13-08-2008 20:01

imparatorluk enkazı
Devrim ve sosyolojik serüvenleri ve doğal dinanizmi konusun da teşekkürler ....imparatorluk enkazı konusun dada şunu diyeceğim sayın yazara böyle bir enkazla; kaç tane daha devlet kurulacağını değiniz gibi aklı başında bir kaç lise mezununa sorabilirsiniz ! teşekkürler
che_chen

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
tepeyen1.jpg

tepeyen3.jpg

tepeyen2.jpg

Google
Web derki.com



Son Yorumlar

Kriz Bir Sonuçtur
aradığımı nihayet buldum
gerçekten emekle hazırlanmış bir yazı...
...

Atatürk ve Sanat
ödev
ii bir site ödevde işime yaradı saolun
...

Aziz Malachy'nin Kehaneti
Çok uçuk...
Sayılarla dört işlem yapılarak...
...

Çocuk Pornosu (mu?)
gzl olmus
cok guzel olmus ve ayrica ulkemizde...
...

Tarih: 22 Aralık 2012
süper :)
"Öyle beyazlar içinde paso ot yeyip,...
...



 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.