Ben
demiyorum. Milli Eğitim Bakanlığımız diyor. Öğrencilere bulundukları bölgede
çöp toplatarak bu bilincin kazanılacağına inanarak üstelik… Bildiğiniz “mıntıka
temizliği” yaptırarak. “Beleş işgücünü değerlendirmek” ve başka yararsız şeyler
yapmalarını, düşünmelerini engellemek için nasıl yaptırılıyorsa askerde, aynı
mantıkla yani. İnsanın aklına ister istemez şu geliyor: Bu milletin askerlik
yapan her erkeği mıntıka temizliği yaptığına göre en azından onların muhteşem
bir çevre bilinci olması lâzım. Var da göstermiyorlar mı? Yoksa bu mıntıka
temizliği çevre bilinci geliştirmekte yetersiz mi kalıyor?
Gelin
biz en iyisi şu işe biraz daha geniş açıdan bakalım ve bu soruların cevabını
arayalım.
“Çevre”
sözcüğü birçok anlamı bir arada ifade eden sözcüklerden biridir bilirsiniz. Bir
şeyin yakınını, etrafını ifade etmek için kullanılır. İlişkide bulunduğumuz
insanlar ya da “muhitimiz” anlamına gelir. Hatta “Sırma işlemeli mendil” anlamı
bile vardır. Ancak “çevre” dendiğinde aklımıza gelen ilk şey “doğal çevre” ve onun faktörleridir galiba.
Yani, hava, dağlar, ovalar, ormanlar, göller,
nehirler, denizler. Yani, insanın yaşaması için olmazsa olmaz şeyler.
Yüzyıllardır tepe tepe kullandığımız “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” diye
merak etmeden hunharca tükettiğimiz şeyler. Özellikle son yıllarda iyice
canımızı sıkan, kendilerine “yeşilci, çevreci, doğa korumacısı vs.” diyen
insanların bıkmadan anlattığı şeyler yani…
Son yıllarda dedim ama çevrenin giderek korunması gereken bir hale
geldiğini Birleşmiş Milletler 1972 yılında fark etmiş. Bu nedenle de “Doğal Çevrenin”
korunması amacı ile 1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde “Birleşmiş Milletler
Çevre Konferansı” toplanmış. Bu toplantıda çevre sorunları ele alınarak, çevre
kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aramışlar ve 5 Haziran
gününün Dünya Çevre Günü olmasını kararlaştırmışlar. 1972 den beri her yıl
Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak
değerlendirilmeye başlanmış. Ülkemizde de bu amaçla 1978 yılında Türkiye “Çevre Sorunları Vakfı”, daha
sonra “Çevre Müsteşarlığı”
kurulmuş. Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı 5- 11 Haziran tarihleri arasını “Çevre Koruma Haftası” olarak kabul
etmiş.
“Çevre Koruma Haftası kabul edildiği günden beri nasıl
değerlendirildi?” diye merak edip internette bir araştırma yaptım. Bulduğum şu;
birçok eğitim sitesinde tek ve aynı metin ile “çevremizi neden ve nasıl
korumalıyız” anlatılmakta. Bir de özlü sözler ve şiirler var. “Sağlıklı yaşam,
sağlıklı çevre ile olur. Biz doğayı korudukça doğa da bizi korur. Yarının
doğası bugünden yaratılır. Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak.” Şeklinde.
“Şiirleri hiç konu etmek ve de örnek vermek istemiyorum” diyeyim siz
anlayacağınızı anlayın.
Bu haftanın en ses getiren
etkinliği Milli Eğitim Bakanlığımızın bir genelge yayınlayarak, okullarımızda
eğitim gören öğrencilerin bulundukları çevrede çöp toplamalarını istemesi. Milli
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik
öğrencilere "çevre duyarlılığı kazandırmak için" çöp toplatma
kampanyası nedeniyle Van- Akdamar'da katıldığı törende “Bugün 81 ilde 20 milyon
insan bu nedenle hareket halinde" diyerek günün anlam ve önemine yakışır
bir karar verdiklerini anlatmak istemiş kuşkusuz. Ancak bu anlam ve önemi
kavrayamamış kimi ilköğretim okullarının etkinliğe hiç katılmadığını,
kimilerindeyse resmi tören düzenlendiğini ve çocuklar güneş altında
bekletildikten sonra “bizim çevremiz okulumuzun sınırlarıdır arkadaş”
mantığıyla okul bahçelerinde mıntıka temizliği yapıldığını gelen haberlerden
öğreniyoruz. Yine aynı haberlerden biri ile de, İstanbul'da bulunan bir
ilköğretim okulunun dördüncü sınıf öğrencisinin, "Okulda çevre günüyle
ilgili hiçbir şey yapılmadı. Çöp toplamak istemiyorum; pikniğe gitmek istiyorum
ama bunun için yer yok. Denize de kirli olduğu için girilemiyor. Ben sokağa çöp
atmıyorum ama bir sürü büyük insan atıyor." dediğini, Eğitim ve Bilim
Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen)
Genel Başkanının ise, yaptığı
açıklamada "Öğrencilere mıntıka temizliği yaptırılarak çevre bilinci
kazandırılamaz" diyerek bu kampanyaya karşı olduklarını öğreniyoruz. Milli
Eğitim Bakanlığı’nın genelgesinde çöp toplama sırasında çocukların sağlığını
riske atmamak için eldiven ve maske kullanılması okul idarelerinden istenmesine
rağmen birçok okulun bu isteğe cevap veremediğini ve “ ölen ölür, kalan sağlar
bizimdir” dendiğini de yine basına düşen haberlerle anlıyoruz.
Okuduğum bu haberler beni şaşırtmadı
doğallıkla, sizi de şaşırttığını sanmıyorum. Olur da biri çıkar, “Ey Milli
Eğitim Bakanlığı! Çevre Koruma Haftasında ne yaptın?” diye sorarsa verecek bir
cevap olsun diye yapılmış bir kampanyadan başka bir şey değil söz konusu olan.
Uygulamasının ve sonuçlarının yanlışlarla dolu olması da içeriği nedeniyle
beklenebilir bir durum.
Yazının burasında; “Küresel iklim
değişikliği” diye çırpınan insanlara kulakların tıkanmasından mı bahsetmeli? Bu
iklim değişikliğinin sonuçlarının şimdiden görülmeye başladığını fark edemeyen
ve psikolojik bir inkâra kendini kaptırmış insanlarımızdan, kurumlarımızdan, devletimizden
mi şikâyet etmeli? Biyolojik çeşitliliğimizin her geçen gün azalmasından,
suyumuzun giderek tükenmesinden mi bahsetmeli? 2004 yılında Dünya
Çevre gününde yürürlüğe giren 5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden
yasası ile 100 bin Km² si Batı Anadolu da olmak üzere 159 bin Km² lik bir
alanda maden arama ruhsatı verilmesinden mi? Yeni müracaatlarla birlikte bu alanın 450 bin
Km² yi bulmasından mı? Bu yasa ile tarih, kültür ve mitoloji kaynağı, dünyanın
ikinci önemli oksijen merkezi Kazdağlarının nasıl yok olacağından mı? Yapılması
planlanan barajlar ile yok olacak “Munzur Vadisi Milli Parkını” korumaya
çalışan ve “Munzur’uma Dokunma” diyen Tuncelili duyarlı insanlarımızdan mı?
Ya da siz, tüm söylemek
istediklerimi bir rapor halinde sunan TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın, (www.
cmo.org.tr) adresine girerek, “TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Çevre Durum
raporu 2008 Yayınlandı” başlığını tıklayın. Çocuklarımıza mıntıka temizliği
yaptırılırken, dünyamızın nereye doğru gittiğini görün. Hem siz okuyun, hem
“muhitinize” okutun.
Gülseren Karaçizmeli
About the author:
1960 yılında Trabzon'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimimi Trabzon'da tamamladı ve kaymakamlık ideali nedeniyle çok istediği Mülkiye'ye girdi. İnşaat sektöründe muhasebe ve finansman, tekstil şirketinde muhasebe ve finansman, kendi kurduğu atölyede batik ve el boyaması ürün üretimi işleriyle uğraştı. Yaklaşık yedi yıldır Mülkiyeliler Birliği İstanbul Şubesi'nde yöneticilik yapıyor.
Eh, gerçekten darbe yapanlar dururken, darbe planlıyorlar diye "mıntıka temizliği" yapanlardan, gerçek çevre temizliği konusunda ne beklersiniz ki? :)))