ortatepe2.jpg
ortatepe1.jpg
68in Ardından...
Yazar Simla Taş   
 

Görüntülenme : 1205    


 

Image68 kuşağının 40.yılı içersindeyiz. Peki, 68 kuşağı ile ilgili ne biliyoruz ya da ne kadar şey biliyoruz? O yılları yaşamış olan büyüklerimiz, ister istemez o yıllarda yaşanılan tüm olaylara kuşkusuz tanık oldular, hatta kimisi bu olayların içinde yer aldı. Peki, sonraki kuşaklar… Kimisi 68’in devamında gelişen olayları yaşadı, kimisi bu olaylara yakından tanık olan ailelerini sorgu-suale boğdu, kimisi ise bu olaylardan o kadar çok etkilendi, o kadar çok korktu ki, bunları çocuğuna anlatmaktan sakındı ya da çocuğunun duyduklarından etkilenip zaten toplumsal olaylara var olan ilgisinin artmasını ya da siyasetle haşır neşir olmasını istemedi.Peki,bu doğru bir davranış mı? Kimimiz ise bu kuşağın çok sonrasında dünyaya gelmiş kişiler olarak bu olaylara çok yabancı kaldık, sadece tarihleri duyduk ama neler yaşandığını ya da neden yaşandıklarını anlayamadık. Müfredatta olan tarihlere çalıştık ama yakın tarihi yeterince kavrayamadık. Acaba çok mu tembel bir nesiliz ya da dünyaca yaşadığımız gelişmeler bizi tembelliğe mi sürüklüyor? Belki de bazı tarihleri öğrenmemize gerek duyulmuyor, peki biz neden araştırmıyoruz? Daha bunun gibi kendimize, ailemize, çevremize, büyüklerimize ve de içinde bulunduğumuz yönetim sistemlerine sorabileceğimiz pek çok soru var. Ama sağcılığın-solculuğun ve bunların birbirleri ile olan kavgalarının, savaşlarının yaşandığı, bir takım değerlerin savunulmaya çalışıldığı, 27 Mayıs 1960 yılındaki devrimi bilen ve ardından gelişen 68 olaylarının içinde yer alan, o zamanların bir Dev-Genci olan ve günümüzde hâlâ 68 ruhuna sahip çıkan, dolayısıyla tam bir 68 insanı olan Mustafa Zülkadiroğlu ile cevaplarını merak ettiğim sorular üzerine çok samimi, içten bir röportaj yaptık. Dikkatle ve önyargısız olarak bu röportajı okumanızı tavsiye ederim…

 

Mustafa Bey, bize 68 kuşağını nasıl tanımlarsınız?

 

M. Zülkadiroğlu: 68 kuşağı, 1923 devrimiyle gerçekleşmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en önemli kuşak. Mustafa Kemal’in başlattığı aydınlanma hareketinin sonucu yetiştirilen öğretmenlerin yetiştirdiği bir kuşak ve ülkesini seven, ülkesini kendinden daha çok seven, onun için canını feda etmekten kaçınmayan bu şekilde yetiştirilmiş bir kuşak. Sosyal adaletçi, ulusal değerlerine sıkı sıkıya bağlı tam bağımsızlıkçı bir kuşaktır bizim kuşak.

 

Peki, bu kuşak içersinde sizin yeriniz-işleviniz neydi? Yani 68’li yıllardaki Mustafa Zülkadiroğlu kimdi, nasıl bir insandı diye sorsam…

 

M. Zülkadiroğlu: 68’li yıllarda ben, İstanbul’da öğrenci liderlerinden biriydim. 69 senesi itibariyle Dev-Genç yöneticilerindendim. 68 üniversite işgalleriyle devrimci eyleme katıldım ve ondan sonra da bu, bir ömür boyu gitti.

 

Yani, siz “Dev-Genç” olarak hitap edilenlerdendiniz öyle değil mi? Dev-Genç yöneticilerindendiniz zaten…

 

M. Zülkadiroğlu: Evet, Dev-Gençtik. Ama onun ötesinde devrimci öğrenciydik.

 

Peki, devrimci olmaya nasıl karar verdiniz? Yani sizi bu yola çeken neydi?

 

M. Zülkadiroğlu: Bir kere yetiştiriliş temelinde Kemalist bir alt yapı vardı. O Kemalist alt yapının üzerine 27 Mayıs devriminin getirdiği anayasayla birlikte başlayan, genişleyen bir düşünce özgürlüğü içinde sosyalizm ile tanışmaya başladık. Sosyalist kitapları okumaya başladık. O noktada sosyalizmin varlığını keşfettik. Sosyalizmin varlığını keşfettikten sonra dünyaya bakışımız daha farklı hale gelmeye başladı. Materyalist bir temele oturttuk, felsefe olarak diyalektik-materyalist bir dünya görüşüyle hayatı ve Türkiye’yi yorumlamaya başladık. Bunun kaçınılmaz sonucu da…

 

Kendinizi bu yolda buldunuz…

 

M. Zülkadiroğlu: Evet.

 

27 Mayıs 1960 devriminden sonra 1961 anayasası yürürlüğe girdi ve benim bildiğim-duyduğum kadarıyla Türkiye için en hür olunan, en özgürlükçü anayasa idi. Doğru mu?

 

M. Zülkadiroğlu: Evet, şöyle söyleyeyim; Fransa’da ortalık karıştığı zaman 68 Mayısında, 21 yaşındaki kadınlar medeni haklar açısından eşit değildi. Türkiye’de ise, çok daha önceden Mustafa Kemal döneminde 18 yaşında herkesin, kadının-erkeğin eşit olduğu bir ülkeye kavuşuldu. Ve bunun üzerine 27 Mayıs’ın getirdiği sosyal adaletçi bir anlayışı, insanlara fırsat eşitliği tanıyan ve devletin bunu sağlaması gerektiğini; ayrıca baskı gruplarının anayasal bir güç olduğunu, siyasi iktidar üzerinde baskı gruplarının varlığını kabul eden (çünkü daha sonra parlamento dışı muhalefetin Türkiye’yi, Türkiye parlamentosunu ciddi bir şekilde etkilediği yılları yaşadık biz) anayasal bir hak olarak bu gelmiştir. Ve bu, Demokrat Parti geleneğinin devamcısı olan AP (Adalet Partisi) iktidarına fazla geldi, bu anayasayla ülke idare edilemez dendi. Bu anayasa bol geliyor, lüks geliyor dendi ve onun için daraltma faaliyeti çalışıldı.

 

Üniversite öğrencilerinin eylemlerine baktığımızda da, bunların 60’dan sonra hız kazandığı, kendini ciddi bir şekilde göstermeye başladığı dikkati çekiyor. Bu durumun 61 anayasası ile bir ilgisi var mı?

 

M. Zülkadiroğlu: Şüphesiz var ama Türkiye’de gençlik hareketinin geleneksel bir özelliği vardır: Jön Türkler’den başlayan gerek Kurtuluş Savaşı’nda devam eden, Cumhuriyetle beraber devam eden… Mustafa Kemal’in cumhuriyeti gençliğe emanet etmesi, öyle boş bir şey değildir, temelleri olan bir davranıştır. Ve Türk gençliği bu göreve laik olmuştur, gereğini yapmıştır. Tabi 27 Mayıs anayasası, 28 Nisanlardan gelen bir gençlik hareketini daha bir üst düzeye taşıdı. Daha büyük gençlik örgütlerinin kurulmasına imkân verdi ve o gençlik örgütlerinin karşısında da sağcıların bu gençlik örgütlerini yok etme faaliyeti başladı 68’den önce 65’li yıllarda özellikle. Bu itiş-kakış içersinde 68’e girildi ve o dönemde ilerici devrimci gençlik hareketinin karşısına çıkan gençler, yobaz tarikat örgütlenmeleri oluştu. Komünizm mücadele dernekleri bunların en önemli örneği; kanlı pazarı bunlar gerçekleştirmiştir, birçok mitingi-işçi partisi mitinglerini basmıştır. Solun karşısına geçmişinden bu yana gelen, geleneksel olarak dinci bir güç vardır.

 

1980 darbesinden sonra hak ve özgürlüklere sınırlamalar getiren 82 anayasası yürürlüğe girdi. 61 anayasasını yaşamış biri olarak her iki anayasayı nasıl değerlendirirsiniz?

 

M. Zülkadiroğlu: 61 anayasası sosyal adaletçiliği Türkiye’ye getiren bir anayasadır. Devletin sosyal adaleti sağlaması için devlet kurumlarına görevler yüklemiştir. Demokratik kitle örgütlerinin baskı grubu olarak varlığını kabul etmiştir. Yasama-yürütme arasındaki bağımsızlığı sağlamıştır, 61 anayasası düşünce özgürlüğünü ortaya koymuştur, üniversite özerkliğini getirmiştir. Sendikalaşmayı ve bunun gibi sayabileceğimiz birçok sosyal hakları ortaya çıkarmıştır,61 anayasasında sosyal adalet anlayışının sonucu olan birçok uygulama vardır.82 anayasası ise, bir tepki anayasasıdır.12 Mart’la birlikte daraltılmaya başlanan anayasa artık daraltılmaktan da çıkarılmış, ortadan kaldırılmış ve yerine ucube bir anayasa konmuştur. Ama bütün bunlar ne kadar konursa konsun yine Anadolu ihtilalinin, devletin oluşumdaki izleri bu anayasada da kendini devam ettirmek durumunda kalmıştır. Laiklik ilkesi bunlardan biridir.

 

68 kuşağının 40.yılı içersindeyiz. 68’den bu yana Türkiye çok değişim geçirdi mi sizce?

 

ImageM. Zülkadiroğlu: Tabi, Türkiye çok değişim geçirdi. Kimine göre Türkiye geri gitti kimine göre ileri gitti ama Türkiye kendi değişimi, gelişimi içinde bazı menzilleri yitirirken toplumsal ciddi bir değişime de yol açtı. Önemlidir; bugün İran’da gerici hareket içinde çarşaf belirleyici iken, Türkiye’de çarşaf giydiremiyorsunuz bu insanlara. Gerici hareket; sıkma baş, tesettür şeklinde ortaya çıkıyor ki bunu İran’da giyilen çarşafla karşılaştırdığınız zaman, o bile çok farklı, modernimsi bir görünüş arz eder. Bunun nedeni Türkiye’deki olan sosyal mücadelenin sonucudur. Bunda 68’in çok ciddi rolü vardır. Bugün eğer ki, Irak savaşında parlamento, Amerikan askerinin Türkiye’ye girmesine müsaade edemediyse bunda 68’in toplumun zihnine kazıdığı NATO’ya karşı anti-Amerikan anlayışın çok büyük etkisi vardır. Bunun gibi çok şey sayabiliriz. Mesela 68’in en önemli özelliklerinden bir tanesi de, bu ülkede ağır sanayinin kurulmasını istiyordu montaj sanayinin yerine ve bu süreç içinde Türkiye egemen sınıfları ağır sanayiye yönelmek zorunda kaldılar. Bugün artık Türkiye, uçağından otobüsüne kadar her şeyi motorunu dökmek kaydıyla kendisi yapabilmekte, her ne kadar yabancı teknoloji alınmışta olsa bunlar, o yıllardan çok daha ileri olan şeylerdir. Toplumun her şeye rağmen kafasına kazılan belli bir bilinç vardır. Bugün cumhuriyet mitinglerinde orta yere giden milyonlar 68 geleneğinin bir tezahürüdür.




Okur Yorumları  
 

 

Göster 2 2 Yorum

1. 14-07-2008 23:28

...
Bu yazıyı kesinlikle çok beğendim. Gerçekten 68 ruhu, yaşananlar bütün açıklığıyla anlatılmaya çalışılmış. En azından benim için kafamdaki bazı soru işaretlerine cevap oldu. Çok teşekkürler Simla'cım ellerine sağlık.
Ebru İskit

2. 12-07-2008 01:20

Teşekkürler...
Sevgili Simla, 
 
Çerçevelik cümlelerle dolu harika bir roportaj olmuş. Seni ve içtenlikle verdiği yanıtlar nedeniyle Mustafa Bey'i kutluyorum. 
 
Deniz Gezmiş'in ve dava arkadaşlarının ruhları şad olsun.
Şiyma Aksekili

Göster 2 2 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
tepeyen1.jpg

tepeyen3.jpg

tepeyen2.jpg

Google
Web derki.com



Son Yorumlar

Kriz Bir Sonuçtur
aradığımı nihayet buldum
gerçekten emekle hazırlanmış bir yazı...
...

Atatürk ve Sanat
ödev
ii bir site ödevde işime yaradı saolun
...

Aziz Malachy'nin Kehaneti
Çok uçuk...
Sayılarla dört işlem yapılarak...
...

Çocuk Pornosu (mu?)
gzl olmus
cok guzel olmus ve ayrica ulkemizde...
...

Tarih: 22 Aralık 2012
süper :)
"Öyle beyazlar içinde paso ot yeyip,...
...



 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.