68
kuşağının 40.yılı içersindeyiz. Peki, 68 kuşağı ile ilgili ne biliyoruz ya da
ne kadar şey biliyoruz? O yılları yaşamış olan büyüklerimiz, ister istemez o
yıllarda yaşanılan tüm olaylara kuşkusuz tanık oldular, hatta kimisi bu
olayların içinde yer aldı. Peki, sonraki kuşaklar… Kimisi 68’in devamında
gelişen olayları yaşadı, kimisi bu olaylara yakından tanık olan ailelerini
sorgu-suale boğdu, kimisi ise bu olaylardan o kadar çok etkilendi, o kadar çok
korktu ki, bunları çocuğuna anlatmaktan sakındı ya da çocuğunun duyduklarından
etkilenip zaten toplumsal olaylara var olan ilgisinin artmasını ya da siyasetle
haşır neşir olmasını istemedi.Peki,bu doğru bir davranış mı? Kimimiz ise bu
kuşağın çok sonrasında dünyaya gelmiş kişiler olarak bu olaylara çok yabancı
kaldık, sadece tarihleri duyduk ama neler yaşandığını ya da neden
yaşandıklarını anlayamadık. Müfredatta olan tarihlere çalıştık ama yakın tarihi
yeterince kavrayamadık. Acaba çok mu tembel bir nesiliz ya da dünyaca
yaşadığımız gelişmeler bizi tembelliğe mi sürüklüyor? Belki de bazı tarihleri
öğrenmemize gerek duyulmuyor, peki biz neden araştırmıyoruz? Daha bunun gibi
kendimize, ailemize, çevremize, büyüklerimize ve de içinde bulunduğumuz yönetim
sistemlerine sorabileceğimiz pek çok soru var. Ama sağcılığın-solculuğun ve
bunların birbirleri ile olan kavgalarının, savaşlarının yaşandığı, bir takım
değerlerin savunulmaya çalışıldığı, 27 Mayıs 1960 yılındaki devrimi bilen ve
ardından gelişen 68 olaylarının içinde yer alan, o zamanların bir Dev-Genci olan
ve günümüzde hâlâ 68 ruhuna sahip çıkan, dolayısıyla tam bir 68 insanı olan
Mustafa Zülkadiroğlu ile cevaplarını merak ettiğim sorular üzerine çok samimi,
içten bir röportaj yaptık. Dikkatle ve önyargısız olarak bu röportajı okumanızı
tavsiye ederim…
Mustafa Bey, bize 68 kuşağını nasıl
tanımlarsınız?
M. Zülkadiroğlu: 68
kuşağı, 1923 devrimiyle gerçekleşmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en
önemli kuşak. Mustafa Kemal’in başlattığı aydınlanma hareketinin sonucu
yetiştirilen öğretmenlerin yetiştirdiği bir kuşak ve ülkesini seven, ülkesini
kendinden daha çok seven, onun için canını feda etmekten kaçınmayan bu şekilde
yetiştirilmiş bir kuşak. Sosyal adaletçi, ulusal değerlerine sıkı sıkıya bağlı
tam bağımsızlıkçı bir kuşaktır bizim kuşak.
Peki, bu kuşak içersinde sizin
yeriniz-işleviniz neydi? Yani 68’li yıllardaki Mustafa Zülkadiroğlu kimdi,
nasıl bir insandı diye sorsam…
M. Zülkadiroğlu: 68’li
yıllarda ben, İstanbul’da öğrenci liderlerinden biriydim. 69 senesi itibariyle Dev-Genç
yöneticilerindendim. 68 üniversite işgalleriyle devrimci eyleme katıldım ve
ondan sonra da bu, bir ömür boyu gitti.
Yani, siz “Dev-Genç” olarak hitap
edilenlerdendiniz öyle değil mi? Dev-Genç yöneticilerindendiniz zaten…
M. Zülkadiroğlu: Evet,
Dev-Gençtik. Ama onun ötesinde devrimci öğrenciydik.
Peki, devrimci olmaya nasıl karar
verdiniz? Yani sizi bu yola çeken neydi?
M. Zülkadiroğlu: Bir
kere yetiştiriliş temelinde Kemalist bir alt yapı vardı. O Kemalist alt yapının
üzerine 27 Mayıs devriminin getirdiği anayasayla birlikte başlayan, genişleyen
bir düşünce özgürlüğü içinde sosyalizm ile tanışmaya başladık. Sosyalist
kitapları okumaya başladık. O noktada sosyalizmin varlığını keşfettik. Sosyalizmin
varlığını keşfettikten sonra dünyaya bakışımız daha farklı hale gelmeye
başladı. Materyalist bir temele oturttuk, felsefe olarak diyalektik-materyalist
bir dünya görüşüyle hayatı ve Türkiye’yi yorumlamaya başladık. Bunun kaçınılmaz
sonucu da…
Kendinizi bu yolda buldunuz…
M. Zülkadiroğlu:
Evet.
27 Mayıs 1960 devriminden sonra 1961
anayasası yürürlüğe girdi ve benim bildiğim-duyduğum kadarıyla Türkiye için en
hür olunan, en özgürlükçü anayasa idi. Doğru mu?
M. Zülkadiroğlu: Evet,
şöyle söyleyeyim; Fransa’da ortalık karıştığı zaman 68 Mayısında, 21 yaşındaki
kadınlar medeni haklar açısından eşit değildi. Türkiye’de ise, çok daha önceden
Mustafa Kemal döneminde 18 yaşında herkesin, kadının-erkeğin eşit olduğu bir
ülkeye kavuşuldu. Ve bunun üzerine 27 Mayıs’ın getirdiği sosyal adaletçi bir
anlayışı, insanlara fırsat eşitliği tanıyan ve devletin bunu sağlaması
gerektiğini; ayrıca baskı gruplarının anayasal bir güç olduğunu, siyasi iktidar
üzerinde baskı gruplarının varlığını kabul eden (çünkü daha sonra parlamento
dışı muhalefetin Türkiye’yi, Türkiye parlamentosunu ciddi bir şekilde
etkilediği yılları yaşadık biz) anayasal bir hak olarak bu gelmiştir. Ve bu, Demokrat
Parti geleneğinin devamcısı olan AP (Adalet Partisi) iktidarına fazla geldi, bu
anayasayla ülke idare edilemez dendi. Bu anayasa bol geliyor, lüks geliyor
dendi ve onun için daraltma faaliyeti çalışıldı.
Üniversite öğrencilerinin eylemlerine
baktığımızda da, bunların 60’dan sonra hız kazandığı, kendini ciddi bir şekilde
göstermeye başladığı dikkati çekiyor. Bu durumun 61 anayasası ile bir ilgisi
var mı?
M. Zülkadiroğlu: Şüphesiz
var ama Türkiye’de gençlik hareketinin geleneksel bir özelliği vardır: Jön
Türkler’den başlayan gerek Kurtuluş Savaşı’nda devam eden, Cumhuriyetle beraber
devam eden…Mustafa Kemal’in cumhuriyeti
gençliğe emanet etmesi, öyle boş bir şey değildir, temelleri olan bir davranıştır.
Ve Türk gençliği bu göreve laik olmuştur, gereğini yapmıştır. Tabi 27 Mayıs
anayasası, 28 Nisanlardan gelen bir gençlik hareketini daha bir üst düzeye
taşıdı. Daha büyük gençlik örgütlerinin kurulmasına imkân verdi ve o gençlik
örgütlerinin karşısında da sağcıların bu gençlik örgütlerini yok etme faaliyeti
başladı 68’den önce 65’li yıllarda özellikle. Bu itiş-kakış içersinde 68’e
girildi ve o dönemde ilerici devrimci gençlik hareketinin karşısına çıkan gençler,
yobaz tarikat örgütlenmeleri oluştu. Komünizm mücadele dernekleri bunların en
önemli örneği; kanlı pazarı bunlar gerçekleştirmiştir, birçok mitingi-işçi
partisi mitinglerini basmıştır. Solun karşısına geçmişinden bu yana gelen,
geleneksel olarak dinci bir güç vardır.
1980 darbesinden sonra hak ve
özgürlüklere sınırlamalar getiren 82 anayasası yürürlüğe girdi. 61 anayasasını
yaşamış biri olarak her iki anayasayı nasıl değerlendirirsiniz?
M. Zülkadiroğlu: 61
anayasası sosyal adaletçiliği Türkiye’ye getiren bir anayasadır. Devletin
sosyal adaleti sağlaması için devlet kurumlarına görevler yüklemiştir.
Demokratik kitle örgütlerinin baskı grubu olarak varlığını kabul etmiştir.
Yasama-yürütme arasındaki bağımsızlığı sağlamıştır, 61 anayasası düşünce
özgürlüğünü ortaya koymuştur, üniversite özerkliğini getirmiştir.
Sendikalaşmayı ve bunun gibi sayabileceğimiz birçok sosyal hakları ortaya
çıkarmıştır,61 anayasasında sosyal adalet anlayışının sonucu olan birçok
uygulama vardır.82 anayasası ise,bir tepki
anayasasıdır.12 Mart’la birlikte daraltılmaya başlanan anayasa artık
daraltılmaktan da çıkarılmış, ortadan kaldırılmış ve yerine ucube bir anayasa
konmuştur. Ama bütün bunlar ne kadar konursa konsun yine Anadolu ihtilalinin,
devletin oluşumdaki izleri bu anayasada da kendini devam ettirmek durumunda
kalmıştır. Laiklik ilkesi bunlardan biridir.
68 kuşağının 40.yılı içersindeyiz. 68’den
bu yana Türkiye çok değişim geçirdi mi sizce?
M. Zülkadiroğlu: Tabi,
Türkiye çok değişim geçirdi. Kimine göre Türkiye geri gitti kimine göre ileri
gitti ama Türkiye kendi değişimi, gelişimi içinde bazı menzilleri yitirirken
toplumsal ciddi bir değişime de yol açtı. Önemlidir; bugün İran’da gerici
hareket içinde çarşaf belirleyici iken, Türkiye’de çarşaf giydiremiyorsunuz bu
insanlara. Gerici hareket; sıkma baş, tesettür şeklinde ortaya çıkıyor ki bunu
İran’da giyilen çarşafla karşılaştırdığınız zaman, o bile çok farklı,
modernimsi bir görünüş arz eder. Bunun nedeni Türkiye’deki olan sosyal
mücadelenin sonucudur. Bunda 68’in çok ciddi rolü vardır. Bugün eğer ki, Irak
savaşında parlamento, Amerikan askerinin Türkiye’ye girmesine müsaade
edemediyse bunda 68’in toplumun zihnine kazıdığı NATO’ya karşı anti-Amerikan
anlayışın çok büyük etkisi vardır. Bunun gibi çok şey sayabiliriz. Mesela 68’in
en önemli özelliklerinden bir tanesi de, bu ülkede ağır sanayinin kurulmasını
istiyordu montaj sanayinin yerine ve bu süreç içinde Türkiye egemen sınıfları
ağır sanayiye yönelmek zorunda kaldılar. Bugün artık Türkiye, uçağından
otobüsüne kadar her şeyi motorunu dökmek kaydıyla kendisi yapabilmekte, her ne
kadar yabancı teknoloji alınmışta olsa bunlar, o yıllardan çok daha ileri olan şeylerdir.
Toplumun her şeye rağmen kafasına kazılan belli bir bilinç vardır. Bugün cumhuriyet
mitinglerinde orta yere giden milyonlar 68 geleneğinin bir tezahürüdür.
Bu yazıyı kesinlikle çok beğendim. Gerçekten 68 ruhu, yaşananlar bütün açıklığıyla anlatılmaya çalışılmış. En azından benim için kafamdaki bazı soru işaretlerine cevap oldu. Çok teşekkürler Simla'cım ellerine sağlık.