tepealtsafak.jpg
tepealtisyan.jpg
Zeitgeist Üzerine
Yazar Erhan Altunay   
 

Görüntülenme : 1665    


“Zeitgeist” filminden yola çıkarak çizilmiş bir dünya resmi. Erhan Altunay’dan.

Zeitgeist çok eski bir kavramdır. Hegel’e kadar gider. Anlamı “Zamanın Ruhu” gibi bir şeydir. Zeitgeist filmi de bu zamanın “ruhunu” ya da ruhsuzluğunu anlatmaya çalışan bir film.

Yirminci yüzyılda birçok önemli kavramla karşı karşıya geldik. Bunlardan en ilginci de kuşkusuz “Komplo Teorisi” denilen şeydi.

Aslında komplo teorisi basit şizofrenik düşüncelerden öte “ezber bozan” ya da olayların arka planı üzerine düşünmeye sevkeden teorilerdi.

Yirminci yüzyıl sonu ve bu yüzyılın başı bir anda komplo teorileri ile doldu.

Zeitgeist de böyle bir film. Bulması çok kolay, internet ortamında hemen indirmek olası...

Film aslında bilinmedik bir şey anlatmıyor. Bilinen bütün komplo teorilerini bir araya getirmiş. Önce İsa hakkındaki teorilerle başlıyor. Tez bildik bir tez. İsa üzerinde kristalize olan eski mitolojik figürleri anlatıyor. Aslında mitolojileri katletmiş. Çok feci hatalar var ancak yine de bilindik bir sonuca ulaşıyor. Daha sonra ise 11 Eylül olaylarının “perde arkası” var. Evet, sonuç bildik bir sonuç ama verilen deliller çok kolay çürütülecek cinsten. Ve son bölüm de ekonomi...

Şimdi filmi bir kenara bırakalım. Meraklıları izlesin. Ancak bu filmin düşündürttükleri bizce çok daha önemli.

Öncelikle bu tür komplo teorilerinin önünü kesmenin en iyi yolu, baskı kurmak yerine – ki ne kadar baskı kurarsanız kurun bir yerden patlar- bu komplo teorilerinin gizemini ve ciddiyetinin kaldırarak ortalığı bu tür teorilerle boğmaktır. Biz buna halk arasında “bo...nu çıkartmak” da deriz. Zeitgeist bunu çok iyi yapıyor. Sonuçta da insanlara takılacak bir çipe kadar ulaşıyor. Hani sonunda “Allah’tan bu daha olmadı” dedirtecek cinsten.

Gelin bu filmin üzerine örtmek istediklerini biraz aralayalım.

Önce İsa ile başlayalım yine filmde olduğu gibi.

Bu İsa, İslam’ın Hz. İsa’sından çok farklı bir İsa.

Evet, Iesus adlı kişinin Roma döneminde yaşadığını biliyoruz. Bir anda ortaya çıkarak artık günümüze gelmemiş olan ya da İncllerde ve Ölü Deniz yazmalarında parçalarını bulduğumuz bir “öğretiyi” de savunduğunu biliyoruz.

Ancak unutmayın, İsa, içinden çıktığı toplumun beklentisini karşılayacak bir Mesih değildi ve hiç zaman da olmamıştı.

İsa, düşüncelerini savunmuş ve sonunda da bir şekilde ortadan yok olmuştu.

Ancak İsa’nın ölümünü takip eden günlerde İsa’nın etrafında bir mit yaratılmış ve onun aslında Yahudi toplumunun beklediği “Mesih”olduğu kabul ettirilmeye çalışılmıştı.  Oysa tarihi gerçek, onun hiç bir zaman mesih olarak kabul edilmediği yönündeydi.

Daha sonra, özellikle Pavlus tarafından ortya konan bu din, alınını genişlettikçe, pagan toplumlarının Tanrılarına atfedilen özellikler İsa’ya atfedilmiş, pagan bayramları bu dinin içine girmiştir. Bu konuda çok yazdığımız için tekrarlamak artık yersiz.

Ancak, Yahudi olmayan, fakat İsa’yı mesih olarak kabul etmeyip Mesih beklentisi içinde olan topluluklar du dönemde ve sonrasında hep varolmuştur.

Bu konuyu burada bırakalım. Ama ileride tekrar döneceğimizden, başta bu son cümle olmak üzere aklımızın bir kenarında tutalım.

Bir zaman sıçrayışından sonra, gelelim günümüze. Günümüzde, artık “global kapitalizm” bütün Dünya’yı ele geçirmiş durumda. Biraz Foucault’u alarak, bu sistemin, kişilerin etini kanını kullanan bir organizma olduğunu söyleyebilriz. Artık bu organizma bütün Dünya’yı yiyip bitirerek ilerlemektedir.  Bu bir anda ortaya çıkmamıştır.

“İktidarın kişilerin mutsuzluğuna ihtiyacı vardır.” Troçki’yi anarak sahte devrimcilerin de buna ihtiyacı olduğunu düşünebiliriz. Tabii kapitalist sistemin de...

İşte bu sistem varolmasını insanların aptallaştırılması ve mutsuzluğu üzerine kurmuştur.

Fransız yazınına bakarsanız, daha 17.yy’dan itibaren bir “köy hayatı” özlemi duyarsınız. Artık Doğa’ya ve aslında kendi doğasına yabancılaşan insan için mutsuz bir dönem başlamıştır. Bu Ortaçağların dinsel baskısı ile karşılaştırılamayacak bir yabancılaşmaya yol açacaktır.

Ondokuzuncu yüzyıl yazınında ise bu doruğa çıkar ve burjuvanın mutsuzluğu buram buram başta Balzac olmak üzere bütün yazarların kaleminden dökülür.

Artık insanın kendisine ve Doğa’ya yabancılaşması önü alınmaz bir biçimde ortadadır.

Marx için yabancılaşma, başlıca, üretenin –işçinin- emeğine yabancılaşmasıdır. Üretim hattında üretilen ile üreten arasındaki ilişki bu tür yabancılaşma ile sona ermektedir. Marx bunu şöyle anlatır:

İşçi ne kadar çok zenginlik üretir, üretimi erk ve hacim bakımından ne kadar artarsa, o kadar yoksul duruma gelir. Ne kadar çok meta üretirse, o kadar ucuz bir meta olur. İnsanların, dünyasının değersizleşmesi, nesnelerin dünyasının değer kazanması ile orantılı olarak artar. Emek yalnızca meta üretmekle kalmaz; genel oalrak meta ürettiği ölçüde, kendi kendini ve işçiyi de meta olarak üretir. Bu olgu yalnızca şunu dile getirir: Emeğin ürettiği nesne, onun ürünü, yabancı bir varlık olarak, üreticiden bağımsız bir erk olarak ona karşı koyar. Emek ürünü, bir nesne içinde saptanmış, bir nesne içinde somutlaşmış emektir, emeğin nesneleşmesidir. Emeğin gerçekleşmesi onun nesneleştirilmesidir.”

Bu yabancılaşma Marx’a göre insanlararası ve Doğa ile olan yabancılaşmayı da getirir :

İnsanın kendi kendisiyle ilişkisi, onun için ancak başkası ile olan ilişkisi aracıyla nesnel, gerçek bir ilişki olabilir. Öyleyse o kendi emek ürününe karşı, kendi nesneleşmiş emeğine karşı, yabancı, düşman, güçlü, ondana bağımsız bir nesne olarak davrandığı zaman, bu nesne ile kendisine yabancı, düşman, güçlü, kendisinden bağımsız bir başka insan ona sahipmiş gibi bir ilişki içindedir. […]İnsanın kendisi ve Doğa karşısındaki her yabancılaşması, kendisnden ayrı öteki insanlar ile kurduğu, kendini ve doğayı içine koyduğu ilişkide görülür.

Marx bunları yazarken tabii ki, global kapitalizmi öngörmemişti ama Sermaye’nin davranışını da en iyi bilen oydu.




Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 06-12-2008 12:43

İsa mesihtir.
Öncelikle bir müslüman bakış açısıyla bu yazımı yazıyorum. İsa'nın ne Yahudi nede Mesih olduğunu söylüyorsunuz. Öyleyse Kuran'a bakalım orada İsa'ya nasıl hitap ediliyor.Diyanet Meali - ÂL-İ İMRÂN : 45. Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh 'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır. 
Yani burdan İsa'nın Mesih olduğu sonucunu çıkartmış oluyoruz. Bununa ilgili daha birçok ayet var Kuran'da,Mesihliğe gelince bu bir Yahudi inancıdır ve Yahudiler Mesih İsa demezler bunun yerine ona Nasıralı İsa derler. Bu yazıda kendi fikirlerinizi ortaya koymuşsunuz eğer Kuran'ı okuma zahmetini gösterseydiniz sanırım böyle bir hata yapmazdınız! 
İyi Çalışmalar
marduk

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
yan3konuerk.jpg

yan3konucip.jpg

yan3kuresel.jpg

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...

 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.