Görüntülenme : 1890  |
Sayfa 1 of 2
İnsan isyandan nasıl delirir, delirince
neler yapar bilir misiniz? İşte ben o noktaya çok yaklaştım, hatta kısa bir
süreliğine olsa bile içine girdim o ruh halinin. İsyanın tek bir sebebi var, o
da yaşanılan üzüntünün ağırlığı.. Hayatımda çok üzülüp çok ağlamışımdır, kalbim
çok acımıştır… Ama bu başka, taşınası bir şey değil ve taşıyamadığın için de deliriyorsun
zaten. İsyan etmek delirmek demek.
Küçük oğlum Batu geçen sene 15
aylıkken, sadece 38.2 derece ateşle bir nöbet geçirdi. Nöbetin süresinin
uzunluğundan vücudunun sağ tarafı tamamen paralize oldu. Önce bunun geçici
olduğunu, 2-3 gün içerisinde geçeceğini söylediler ancak olaylar beklenildiği
gibi gelişmedi. Hatta aynı hafta içerisinde, bu sefer ateşi yokken, bir dizi
nöbet daha geçirdi. Doktorlar dahil kimse ne olduğunu bilemedi. Uzun süre
hastanede kalış, yapılan testler, çekilen MR’lar... Tüm sonuçlar temiz.
2 haftalık bir dönem sonrasında
hastaneden evimize çıktık. Hani insan her şeyin geride kaldığına inanmak
istiyor ve bununla güç topluyor ya, biz de öyleydik. Ama bu durum çok uzun
sürmedi ve üzerinden bir ay bile geçmeden gene hafif bir ateş ve nöbet yaşadık.
Hem bu sefer ki MR’in sonuçları o kadar iç açıcı da değildi. Beynin sol
tarafında küçülme bulundu. Önümüze konulan iki olasılık vardı, bir tanesi
küçülmenin bu noktada duracağı, diğeri ise devam edeceğiydi. Doktorlar o an
kesin bir şey söyleyemediler, kontrol altında tutup gözlemleyeceğiz dediler.
Hatta eğer küçülme devam ederse daha kötüye gidebilir, sakat kalabilir,
zihinsel özürlü olabilir dendi. Olaydan iki ay öncesine kadar sapasağlam olan
çocuk bu hale gelmişti, hem de sadece 38.2 ateşle. Gerçekten insanın çocuğuyla
ilgili böyle üzüntüler yaşaması tarif edilemez bir acı.
Bunları neden yazıyorum? Aslında
hissetiklerimi anlatması çok zor.
Yeni yeni düzlüğe çıktığımı hissedip
azıcık nefes alır gibiyim şu aralar. Geriye dönüp baktığımda, kendi adıma çok
zor bir sınavdan geçtiğimi görüyorum. Prensiplerimi gerçek hayatta, bu zor
dönemlerde ne kadar uygulayabiliyorum hepsi birer birer denendi; olumlu
düşünme, hayata karşı şükran duygusu hissetme, her şeyin hayırlı bir sebebi
olduğuna inanmak, kendini evrene güvenle bırakmak gibi… Evet, hepimiz her
Allahın günü bunlarla ilgili minik minik pek çok şey yaşıyoruz ama özellikle
oğlumun durumu tüm bunlar için inanılmaz bir test oldu... Yaşadığım üzüntünün
boyutunu, hissettiklerimin çoğunu kimselere anlatamadım bile, ağzımdan
dökülemeden düğümlendi kaldı. Öyle günlerimiz oldu ki eşimle bile aramızda
konuşamadık ağlamaktan. İsyan etmeden tüm basınıza gelenleri kabul etmek, evet
her şeyin bir sebebi vardır ve o sebep bütünün hayrınadır diyebilmek, bunu
içten söyleyebilmek… Kelimelerle anlatılması pek zor… İmkânsız…
Ancak beni hayata bağlayan, üzüntüden
aklımı kaybedip isyan etme noktasından uzaklaştıran tek şey vardı ki, o da
çocuklarımın yanı Batu’nun ve büyük oğlum Bora’nın gözlerinin içine bakabilmekti.
Bu kadar basit, gerçekten… İsyanımın ve üzüntümün, onları taşısam da taşımasam
da, kimseye bir faydasının olmadığını gördüm.
O çocuklar çok masumlar, çok küçükler
ve anne babadan gelen her türlü etkiye sonuna kadar açıklar... Üzülsem, isyan
etsem, ağlasam, sinirlensem, bağırsam çağırsam, hayata küssem, faydası kime?
Sadece kendini öfkeyle oyalamak olabilir yaptığın, çünkü isyan edince üzüntün
hafiflemiş gibi geliyor bir anda. Ancak doğru değil... Hani bir laf var ya “İf
mama ain’t happy, ain’t nobody happy” - eğer anne mutlu değilse kimse mutlu
değildir diye - , iste bu sözün söylenme sebebini kendim bizzat deneyimlemiş
oldum.
Diğer taraftan üzüntüden de kaçmadım,
zaten bunu isteseniz de yapamıyorsunuz, dibine kadar vurdum. Her gün işten eve
gelirken, yarım saat boyunca, yüzümü atkının içine saklayıp durmadan ağladım.
Çocuk ayakkabıları satan mağazaların önünden geçerken ayakkabılara
bakamıyordum. Sonunda bir gün dedim ki, neden kaçıyorsun? Yürüyemese de bu
çocuğun ayakları var ve en güzelinden ayakkabıları hak ediyor. Girdim en
kırmızısından, en güzelinden bir çift ayakkabı aldım. Şimdi o ayakkabıları
saklıyorum , uğur getirdi diye.. :))) Yürümeye tekrar başladığında onları
giyiyordu çünkü...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |