tepealtsafak.jpg
tepealtisyan.jpg
Siz Hiç İsyan Ettiniz mi?
Yazar Berna Köker Çelebi   
 

Görüntülenme : 1890    


İnsan isyandan nasıl delirir, delirince neler yapar bilir misiniz? İşte ben o noktaya çok yaklaştım, hatta kısa bir süreliğine olsa bile içine girdim o ruh halinin. İsyanın tek bir sebebi var, o da yaşanılan üzüntünün ağırlığı.. Hayatımda çok üzülüp çok ağlamışımdır, kalbim çok acımıştır… Ama bu başka, taşınası bir şey değil ve taşıyamadığın için de deliriyorsun zaten. İsyan etmek delirmek demek.

Küçük oğlum Batu geçen sene 15 aylıkken, sadece 38.2 derece ateşle bir nöbet geçirdi. Nöbetin süresinin uzunluğundan vücudunun sağ tarafı tamamen paralize oldu. Önce bunun geçici olduğunu, 2-3 gün içerisinde geçeceğini söylediler ancak olaylar beklenildiği gibi gelişmedi. Hatta aynı hafta içerisinde, bu sefer ateşi yokken, bir dizi nöbet daha geçirdi. Doktorlar dahil kimse ne olduğunu bilemedi. Uzun süre hastanede kalış, yapılan testler, çekilen MR’lar... Tüm sonuçlar temiz.

2 haftalık bir dönem sonrasında hastaneden evimize çıktık. Hani insan her şeyin geride kaldığına inanmak istiyor ve bununla güç topluyor ya, biz de öyleydik. Ama bu durum çok uzun sürmedi ve üzerinden bir ay bile geçmeden gene hafif bir ateş ve nöbet yaşadık. Hem bu sefer ki MR’in sonuçları o kadar iç açıcı da değildi. Beynin sol tarafında küçülme bulundu. Önümüze konulan iki olasılık vardı, bir tanesi küçülmenin bu noktada duracağı, diğeri ise devam edeceğiydi. Doktorlar o an kesin bir şey söyleyemediler, kontrol altında tutup gözlemleyeceğiz dediler. Hatta eğer küçülme devam ederse daha kötüye gidebilir, sakat kalabilir, zihinsel özürlü olabilir dendi. Olaydan iki ay öncesine kadar sapasağlam olan çocuk bu hale gelmişti, hem de sadece 38.2 ateşle. Gerçekten insanın çocuğuyla ilgili böyle üzüntüler yaşaması tarif edilemez bir acı.

Bunları neden yazıyorum? Aslında hissetiklerimi anlatması çok zor.

Yeni yeni düzlüğe çıktığımı hissedip azıcık nefes alır gibiyim şu aralar. Geriye dönüp baktığımda, kendi adıma çok zor bir sınavdan geçtiğimi görüyorum. Prensiplerimi gerçek hayatta, bu zor dönemlerde ne kadar uygulayabiliyorum hepsi birer birer denendi; olumlu düşünme, hayata karşı şükran duygusu hissetme, her şeyin hayırlı bir sebebi olduğuna inanmak, kendini evrene güvenle bırakmak gibi… Evet, hepimiz her Allahın günü bunlarla ilgili minik minik pek çok şey yaşıyoruz ama özellikle oğlumun durumu tüm bunlar için inanılmaz bir test oldu... Yaşadığım üzüntünün boyutunu, hissettiklerimin çoğunu kimselere anlatamadım bile, ağzımdan dökülemeden düğümlendi kaldı. Öyle günlerimiz oldu ki eşimle bile aramızda konuşamadık ağlamaktan. İsyan etmeden tüm basınıza gelenleri kabul etmek, evet her şeyin bir sebebi vardır ve o sebep bütünün hayrınadır diyebilmek, bunu içten söyleyebilmek… Kelimelerle anlatılması pek zor… İmkânsız…

Ancak beni hayata bağlayan, üzüntüden aklımı kaybedip isyan etme noktasından uzaklaştıran tek şey vardı ki, o da çocuklarımın yanı Batu’nun ve büyük oğlum Bora’nın gözlerinin içine bakabilmekti. Bu kadar basit, gerçekten… İsyanımın ve üzüntümün, onları taşısam da taşımasam da, kimseye bir faydasının olmadığını gördüm.

O çocuklar çok masumlar, çok küçükler ve anne babadan gelen her türlü etkiye sonuna kadar açıklar... Üzülsem, isyan etsem, ağlasam, sinirlensem, bağırsam çağırsam, hayata küssem, faydası kime? Sadece kendini öfkeyle oyalamak olabilir yaptığın, çünkü isyan edince üzüntün hafiflemiş gibi geliyor bir anda. Ancak doğru değil... Hani bir laf var ya “İf mama ain’t happy, ain’t nobody happy” - eğer anne mutlu değilse kimse mutlu değildir diye - , iste bu sözün söylenme sebebini kendim bizzat deneyimlemiş oldum.

Diğer taraftan üzüntüden de kaçmadım, zaten bunu isteseniz de yapamıyorsunuz, dibine kadar vurdum. Her gün işten eve gelirken, yarım saat boyunca, yüzümü atkının içine saklayıp durmadan ağladım. Çocuk ayakkabıları satan mağazaların önünden geçerken ayakkabılara bakamıyordum. Sonunda bir gün dedim ki, neden kaçıyorsun? Yürüyemese de bu çocuğun ayakları var ve en güzelinden ayakkabıları hak ediyor. Girdim en kırmızısından, en güzelinden bir çift ayakkabı aldım. Şimdi o ayakkabıları saklıyorum , uğur getirdi diye.. :))) Yürümeye tekrar başladığında onları giyiyordu çünkü...




Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 08-05-2008 15:00

Merhaba
Ben 37 yaşındayım.İlk çocuğum 12 yıl sonra oldu. mutlu idik.Sonrasında Kızıma hamile kaldım 2 aylık iken ögredim sevindim her şey güzel gidiyordu 6.5 aylık iken kontrolde doktor problem var alınmalı dedi .) 
ben ağlamayıda aştım çünkü onunda bir sonu geliyor ne olusa olsun dogum yaptım .Şimdi dünya tatlısı kızım var femur kemiği kısalığı ve kalça oyuntusu oluşumu yok. 2.5 yaşında paytak penguen gibi yürüyor .( 
ama süper zeki ve duygulu ben tedavisi için kontrollere götürüyorum beni en çok insanların bakışları üzüyor brde bilir bilme cücemi bu diyorlar içim acıyor.( 
şimdi ama kimin başına ne gelebilir kim bilebilirki?? Olayda konu edilen çocuk bana bunları düşündürdü. ama özürlüler hep çevremizde ve ben onlardan degil düşünce özürlülerden korkmak gerektiğine inanıyorum .) Selam ve dua ile
Saime ALTUNKAYA

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
yan3konuerk.jpg

yan3konucip.jpg

yan3kuresel.jpg

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...

 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.