Görüntülenme : 1705  |
Sayfa 1 of 3
“Karanlığın en yoğun
zamanı, şafağın öncesidir.”
Ruhsal şifalanma sürecinde, sorunun
çözülmesi için tek bir yol vardır: İstediğiniz kadar meditasyon yapın, tütsüler
koklayın, otlar için, şarkılar söyleyin, bunların çözümleri geçicidir; asli
çözüm soruna neden olan kaynakla yüzleşmektir. Bu kaynağın gözlerinin içine,
canınızı ne kadar acıtırsa acıtsın, bakabilmektir. Ancak o zaman kaynağın
etkisi hafifler ve sorununuz çözüme kavuşabilir. Fakat diğer her türlü
reddetme, görmezden gelme ve bastırma yolu, aslında sizin yüzleşmeden
kaçışınızdır ve ne kadar kaçarsanız o kadar büyüyecektir sorun.
İşte dünyamız ve ülkemizin şu dönemde
yaşadıkları da, yüzyıllardır beraberimizde getirdiklerimizin sonucu.
Sahiplenmeler, maddi gücün peşinde koşmalar, kişisel hırslar ve ihtiraslar,
korkular, bastırışlar, reddedişler, açlıklar ve tüm bunların sonucunda da
ortaya çıkan karmakarışık dünyamız ve ülkemiz. Karanlığın en yoğun halini
yaşıyoruz gezegen ahalisi olarak. Siyaseti, gündemi bir yana bırakın,
yerküremizi mahvettiğimiz için gezegenimizi kaybetmek üzereyiz, bir elli seneyi
çıkartabileceğimiz meçhul, kendi kıyametimizi son hızla kendimiz yaratıyoruz.
Öte taraftan karanlık, gezegene pençelerini geçirmiş, emiyor da emiyor... Bir
grup insan, dünyada sınırsız gücü elde etmek uğruna, her türlü karanlık oyunu
oynuyor, politikaları belirliyor, savaşlar çıkartıyor, ülkelerin kaderini
yönlendiriyor ve insanlığı yokoluşuna doğru sürüklüyor. Bu insanlar, çıkarları
uğruna ülkemize de el atmış vaziyetteler ve ülke halkını "böl-yönet"
stratejisine uygun politikalarla, bir güzel ayrıştırıyor ve birbirleriyle
kapıştırıyorlar.
Aslında daha fazla anlatmaya da gerek
yok, dünyanın ve ülkemizin ne halde olduğunu hepimiz görüyoruz, ama tam
anlamıyla ne yapacağımızı da bilemiyoruz. Bu noktada ben kendi önerilerimi
sunmak istiyorum sizlere.
Duvarımda yıllardır asılı duran ve
birçok kişide de asılı durduğuna inandığım bir metin var, başlığı "Eski
Bir Tapınak Yazıtı". Bu metin şu cümlelerle başlıyor: "Gürültü
patırtının ortasında sükunetle dolaş, sessizliğin ortasında huzur bulunduğunu
unutma." Benim bu insanın midesini bulandıracak derecede baş döndürücü
hızla yaşanan olaylar karşısında tutunduğum yegane motiv bu cümlede saklı.
Maalesef buna uyabilmek zor olsa ve insan kendini esen sert rüzgarlara kaptırıp,
ruh halini alt üst etmeyi kolaylıkla başarabilse de, o en zor zamanlarda bile
bu kelimeleri hatırlayıp sakinleşmeye çalışıyorum. Etrafımız gürültü patırtının
ötesinde yıkılıyor resmen, ama dış dünyanın içsel dünyamızı etkilemesine izin
verdiğimizde de, bir canavarın ağzında bir o yana bir bu yana savrulmaktan
beter hale geliyorsunuz. Zaten dışın içi değil de, için dışı etkilemeye
başladığı noktada şafağın sökmeye başladığını göreceksiniz. Ama bir yandan da
şunu eklemek lazım, şu anda yaşadıklarımız da içimizin dışarı yansıması değil
mi? Evet, aynen öyle. Düşündüklerimiz, inandıklarımız, yaptıklarımız...
bunların hiçbirisi boşa gitmez, hepsi bütün halinde insanlığın ortak bilincini
oluşturur ve bu bilinç de aynen bizlerden geriye, aynen dünyaya yansır. Yani
karşılıklı bir etkileşim söz konusudur.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >> |