Görüntülenme : 636  |
Sayfa 1 of 2
Gündemimiz her zaman olduğu gibi
“sıcak” konularla fazlasıyla dolu olduğu için, belki de yüzyılın en ciddi
sorununa dikkat çeken en yeni araştırma raporları, büyük olasılıkla ya
gözlerden kaçmış ya da fark edilmeden haber bültenleri arasında kaybolup gitmiş
olsa gerek. Meselenin özü şu: Farklı bilim adamı gruplarınca son birkaç yıl
içinde değişik zamanlarda gerçekleştirilen gözlem ve veri analizi sonuçlarına
göre, dünya, ciddi sonuçlara yol açacak büyük bir tarım krizinin eşiğinde. Bir
başka deyişle, kapitalizm doğdu doğalı benzeri görülmeyen bir gıda, açlık ve
elbette sağlık sorunları zinciriyle yüzleşmemize oldukça az bir zaman kalmış
gibi görünüyor.
Ana hatlarıyla verim düşüklüğü ve
arz-talep dengesizliği üzerinde konumlanan bu gerçekten çok ciddi sorunu ortaya
çıkaran ya da tetiklediği varsayılan etkenler üzerinde yoğun tartışmalar halen
sürüyor. Akademisyen ve bilim adamı gruplarının dünyada son çeyrek yüzyıl
içinde giderek sistem içi çıkar gruplarına ve siyasi odaklara “angaje” bir
konuma geçmeye başladığı göz önüne alınırsa, bu tartışmalar bitecek gibi de
değil. Bütün bu toz duman arasında, tarımda yaşanmak üzere olan ve açlık
tehlikesini dünyanın üzerinde Damokles kılıcı haline getirmesinden endişe
duyulan sorunların kaynağı olarak, ana hatlarıyla üç temel etken üzerinde
duruluyor:
- İklim değişimi (kimileri bunu siyasi
bir tercih olarak yalnızca “küresel ısınma” olarak adlandırmayı seçiyor) ve
bunun dünyadaki birincil derecede önemli, büyük tarım alanları üzerindeki
şimdiye dek (ne yazık ki) öngörülemeyen etkisi.
- Sanayi politikalarında küresel
düzeyde yaklaşık yüz yıldır sürdürülen sorumsuz ve denetimsiz uygulamalar
sonucu ortaya çıktığı düşünülen çevresel sorunlar ve bunların tarımda
verimlilik üzerinde yaptığı olumsuz etkiler.
- Yine kontrolsüz ve denetimsiz olarak
hızla artmakta olan dünya nüfusunun, gıda kaynaklarını giderek yetersiz kılacak
büyüklüklere erişmesi.
Saydığım bu son etken, bizim ülkemizde
yaşayan insanlara biraz “anlaşılması güç” hatta belki “saçma” görünebilir. Ne
de olsa, en yetkili resmi ağızlardan biri durumundaki Başbakan’ın, çocuk
yapmayı ve nüfusu artırmayı neredeyse kutsal bir milli görev gibi sunabildiği
topraklar üzerinde yaşıyoruz biz. Üstelik, bütünüyle geçen yüzyıldan kalma,
demode muhafazakâr söylemlere ve temelsiz varsayımlara yaslanan, “Çoğalmazsak
yakın gelecekte yaşlı toplum oluruz mazallah” argümanı, kalabalık kitleler
tarafından da destekleniyor.
Bu arada aynı Başbakan, vahşi
kapitalizme endeksli totaliter rejimleri aratmayan, akıllara zarar bir “sosyal
güvenlik reformunu” var gücüyle gerçekleştirmeye çalışıyor ve sözde “ekonomi
bilirkişisi” geçinen kimi köşe yazarları da gönül rahatlığıyla bunun “Türkiye
için çok yerinde ve olumlu bir karar” olduğunu yazabiliyor, o ayrı mesele.
Emekli maaşı alan yaşlı nüfusun artışını ekonomi için tehlike olarak
görüyor AKP iktidarı (tıpkı kendisinden önceki, o “büyük reformist” olarak
adlandırılan ve bugün neredeyse “efsane liderler” konumuna getirilen
uluslararası finans-kapital destekçisi siyasi liderlerin iktidarları gibi) ama
diğer yandan da nüfusun artmasını ülkenin geleceği için bir tür
“sigorta” olarak görüyor ya da göstermeye çalışıyor.
Yani, “Genç nüfus artsın; bize üç otuz
paraya çalışacak ve işsizlik tehlikesini sürekli ensesinde hissettiği için
durumundan şikayet bile edemeyecek insanlardan oluşan bir işgücü ordusu
yaratılsın (ki biz de hem küresel finans-kapitale hem de onun yerli
taşeronlarına, ‘Gelin, burası çok kârlı, dilediğiniz gibi yatırım yapın’
diyebilelim.) Ama diğer yandan, yaşlananlar emekli olamadan ölsün gitsin ki,
hayatı boyunca kesilen primlerinden zırnık alamadan ayak altından çekilsin.
Genç nüfus aslanlar gibi artsın, yaşlı nüfus azalsın, mümkünse altmış yaşına
gelemeden hepsi dünya değiştirsin.”
Akıllara fazlasıyla “Logan’ın Kaçışı”
türü futuristik bilimkurgu dizilerini getiriyor ya, konu dışına fazla
çıkmayalım şimdi.
Yapılan tahminlerin aşağı yukarı her on
yılda bir köklü biçimde revize edilmesini gerektiren, denetimsiz ve yüksek
ivmeli nüfus artışı, gerçekten de dünyanın yakın geleceği için ürpertici
senaryolar üretilmesine neden olacak kadar ciddi bir sorun. Nisan 2008
itibarıyla, dünya nüfusu 6.8 milyarı aşmış durumda. Bir
başka deyişle, 1968 yılında 3.5 milyar olan nüfus, kırk yıl gibi oldukça kısa
bir süre içinde neredeyse ikiye katlandı. (Artış hızı, Türkiye’de de aynı,
hatta biraz daha yüksek. 1970 sayımına göre 35.6 milyon olan nüfus, 2007 verilerine göre 71 milyona yaklaşıyordu; yani, 40
değil, 37 yılda ikiye katladık nüfusumuzu.) Erişilebilir ve kullanılabilir hale
getirilen kaynaklar, yaratılan katma değerler, istihdam ve teknoloji
politikalarıyla sağlanmaya çalışılan verimlilik artışı, bu oranın ciddi biçimde
altında kalınca, çoktan ufukta görünmüş olan baş ağrıtıcı sorunlar da iyice
belirgin hale geliyor. Aşağı yukarı son beş yıldır dünyanın değişik ülkelerinde
bilim adamı gruplarınca yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan raporlar,
giderek daha karamsar bir tablo oluşturmaya başladı: Bu artış hızı ve bu kaynak
yönetimi anlayışıyla, dünyanın bu nüfusu kaldırması fazla mümkün gözükmüyor.
Yukarıda kaba hatlarıyla bir şemaya
oturtmaya çalıştığım etkenlerden ikincisi, yani sanayide uygulanan yanlış
strateji ve politikaların bedeli olarak ortaya çıkan, çevre sorunlarının
tarımda verimliliğin karşısına ciddi bir engel olarak dikilmesi durumu, elimizdeki
tabloyu daha da sevimsiz hale getirmekte. “Ağaçsızlandırma” (deforestation)
etkinliklerinin giderek daha sık ve daha etkili sonuçlarıyla karşı karşıya
kalıyoruz son on yıldır. Yağış rejimleri etkileniyor, toprak kaymaları her yıl
büyük miktarda verimli tarım alanının eksilmesine ve yitirilmesine yol açıyor.
Sanayi atıkları nedeniyle doğada ve toprakta oluşan kirlilik ve zehirlenme,
doğrudan doğruya yeraltı su kaynaklarını etkilediği ve dünyada kişi başına
düşen temiz içme suyu miktarının hatırı sayılır oranda azalmasına yol açtığı
gibi, tarım üretimine ayrılan toprakların önemli bir bölümünü de alıp götürüyor
elimizden.
İklim değişimi, bütün bunların
arasında, tarımın geleceğini tehdit eden en büyük ve en ciddi etken. Farklı
bilim adamı grupları arasında (argüman ve referans sunma biçimleri, söz konusu
grupların angaje olduğu siyasi/ekonomik çıkar odaklarına göre değişen) iklim
değişimi üzerinden uzun ve bitmek bilmez polemikler, karşılıklı suçlama ve
hakaretlere varana dek sertleştirilerek sürüyor. Kıyametin koptuğu nokta,
gezegenimizin bilinen ve kaydedilmiş iklim paternlerindeki ciddi ve
artık su götürmez hale gelmiş sarsıntı ve değişimin nedenleri. Kimi zaman da,
iklim değişiminin “yönü” (ısınma ya da soğuma) ya da “hızı” üzerinde, yoğun
anlaşmazlıklara sahne olan uzun ve boğucu tartışmalara tanık oluyoruz.
Raporlar, karşı raporlar, farklı ve uzlaşmaz sonuçlar sergileyen araştırma
verileri birbirini izliyor. Ama nedenler ya da olgunlaşma seyri üzerindeki bu
uzun ve detaylı polemikler bir yana, bir tek şey artık “tartışılabilir”
olmaktan çıktı: Dünyanın iklim dengeleri (şu ya da bu faktörün etkisiyle)
alışılmadık, şaşırtıcı ve hatta ürkütücü bir “deprem” yaşıyor ki, bunun kısa
vadede bu gezegen üzerinde yaşayan herkesin günlük hayatını derinlemesine etkileyecek
sonuçlarıyla şimdiden karşılaşmaya başladık.
Birleşmiş Milletler ve Dünya
Bankası’nın birlikte yürüttüğü uzun ve ayrıntılı bir çalışmanın sonuçları,
geçtiğimiz 15 Nisan’da dünyaya duyuruldu ve ciddi yankılar yarattı. (Tabii
gezegenimizin içinden geçmekte olduğu sıradışı süreci ciddiye alan ve bundan
kaygı duyan “normal” toplumları ve onların belli duyarlılık ve sorumluluğa
sahip kimi medya organlarını kastediyorum yankı yarattı derken, yoksa bizde
esamisi bile okunmadı bu haberlerin.) Söz konusu araştırmanın sonuçlarına göre,
şu anda dünya nüfusunun 850 milyonluk (yani sekizde birinden fazla) bir kesimi,
yeterli gıdayı almaktan yoksun ve bu nedenle de açlık nedeniyle ortaya çıkan
hastalık ve ölüm tehlikeleriyle yüz yüze. Otuz ülkeden
dört yüz bilim adamının katkıda bulunduğu raporda, dünyanın gıda ve tarım
sisteminde bir an önce radikal değişikliklere gidilmezse, çok yakında ekonomik
ve sosyal problemlerin ciddi biçimde artacağına dikkat çekiliyor.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |