Görüntülenme : 603  |
Popüler
olmak Cihangir semtinin suyunu mu çıkarttı yoksa? Elçin Demiröz’den.
6
senedir Cihangir sokaklarında yaşıyorum. Onca soğuğa, hastalığa, tehlikeye
rağmen nasıl ayakta kaldım ben de bilmiyorum. Belki çoğunuza garip gelebilir.
‘Cihangir’de kedi olmak’ aslında sadece kedilerin değil, sizin bile istediğiniz
bir şeydir. Oysa yanlış tanıttılar bizi de, burayı da… Siz de kanıp geldiniz,
hatta kiminiz yerleştiniz. Azıcık güneş yüzünü gösterdi mi sokaklara indiniz, café’leri
şenlendirdiniz. Ressamdınız, oyuncuydunuz, gazeteciydiniz, müzisyendiniz...
Belki meşhurdunuz, belki de sadece onları merak ettiniz. Firuzağa Camisi’nin
etrafında az yiyecek aramadım. Tostunun parçasını bana uzatan da oldu, cenaze
geldiğinde ayağa kalkmayan da.... Bazen unuturdunuz , çay içmeye geldiğiniz
yerin cami avlusu olduğunu.. Tabut doğru yere gelmişken öyle bir çalım
atardınız ki, son ziyaretinde pişman ederdiniz merhumu bile....
Parlak
hayatlarınızı, parlak yaşlarınızı, parlak aşklarınızı hep burada yaşamayı
seçtiniz. Ne güzel! Cihangir, hepinizin mazisinde size gülümsetecek şeyler
hatırlatacak. Peki ya bu parlaklık altındaki kirliliği hiç düşündünüz mü?
Mesela beş para etmeyecek bir evi bile kat be katı fiyata size vermeye
kalkışanlar… Geceleri sokaklarda tek başınızda dolaşmayı bile lüks haline
getiren gaspçılar… Evinizde ise soyulmamayı başka bir lüks haline getiren
hırsızlar… Arabanızı düzgün bir yere koymaya neredeyse kira kadar bedel isteyen
otoparkçılar… Koymadığınızda patlatılan bir kelebek camının arkasında kalan
kuşkular… Kaldırımlarda ayakkabınıza yapışan kakalar...
İlginçtir
ki bazılarınız onları bile bizlerden biliyor. Oysa ki bizim kakamızı sadece
toprağa yapıp, sonra da kapattığımızı bilmiyor. Bilmediğiniz şeyler yüzünden aslında
ne kadar çok içimiz, canımız yanıyor. Ama olsun, sizin birbirinize verdiğiniz
zararları gördükçe, bize miyavlamak bile düşmüyor.
Neyse
ki yaz yaklaşıyor. Havalar, geceleri dişlerimizi birbirine vurdurmayacak kadar
ısındı. Gene bu yıl dostlardan çok kayıp verdik. Birçok semtin aksine ‘kedi
besleme noktamız’ var. Bir-iki ‘kedi dostu’ sağolsun, ilgileniyorlar. Ama
salgın hastalıklarımız anlatılır gibi değil. Çoğumuz soğuk havalarda donan
iltihaptan ötürü yeşil burunlarla geziyoruz. Rengim siyah da, yeşil yakışıyor.
Sokaklarda ezilenlerimiz de cabası. Hadi anladık hızı seviyorsunuz. Bizi
bıraktım da, ara sokaklarda gezinen insanları hiç mi düşünmüyor
musunuz?
Şimdi
gün geçmiyor ki yeni bir café açılmasın. Bu bizim için de iyiye işaret. Ne kadar
mutfak, o kadar tok karın demek. Hala aranızda bizlerden şikayet edenleriniz
var ama önemli değil. Sizin birbirinizden ettiğiniz şikayetlerin yanında
bizimki sorun bile değil. Yeter ki siz hiç vakit kaybetmeden her mekanı
keşfedin. Hepsine gidin, tüm marine edilmiş etleri, karamelize tatlıları,
fıçıda yıllandırılmış şarapları, ismi iki satıra anca sığan yemekleri yiyin
bakalım. Okuyun dergilerde, gazetelerde ‘Yeni Trend Cihangir’ yazılarını…
Okudukça gelin, geldikçe inanın. Zannedin ki burası müthiş bir yer. İnsanından
kedisine, binasından parkına… İstanbul’un göbeğinde yok başka böyle bir yer…
Aslında
haksız sayılmazsınız. Gerçekten bu kadar merkezde ve burası kadar adam edilmeye
çalışıp, metrekaresine bile pahalar biçilemeyen başka bir yer yok. Ama bunun da
sebebi siz değil misiniz! Ne coğrafik konum, ne inanılmaz mimari, ne müthiş
iklim, ne harika tabiat... Söylesenize lütfen, burada insandan daha popüler ne
var?
Evet
evet siz siz olun, Cihangir’de herkesi tanıyın. Burnundan kıl aldırmayan
manavından, cool bakkalına kadar… Uzun saçlı garsonundan, Dostoyevski okuyan
otopark bekçisine kadar… Renkli saçlarınızdan, marjinal kıyafetlerinizden,
kocaman köpeğinizden tanısınlar sizi… Eşofmanla sokakta dolaşmanın keyfini
bilirken, aynı şekilde gördüğünüz bir başkasının - hele bir de makyajsız ve
ünlüyse - arkasından konuşmayın. Bir zamanlar sokak köşelerinde içtiğiniz
biraları unutmayın ki, denizi ayaklar altına alan merdivenlerde toplaşıp bir
şeyler içen insanlara garip garip bakmayın.
Biz
ki bugün bir vicdanın merhametinde soluduğumuz nefesimizi, yarın bir arabanın
tekerleğinde vermeye çoktan hazır olmak zorunda kalan bir azınlığız. Her ne
kadar ismimiz ‘Cihangir Kedisi’ne çıktıysa da, kabul edin artık! Ne Cihangir
kaldı, ne de kedisi…
Cihangir’de
olup da gerçekten burada doğup büyüyen kaç kişi kaldı ki? Evler renove
ediliyorken hayatlar da gözden geçti. Çoğu tanıdıklarımız, o gülümseten
anılarını da yanında götürmek suretiyle buraları terketti. Kimi gürültü dedi,
kimi güvenliği bahane etti. Gene de ne kadar zariftiler ki, araya karışmaya
çalışan, hatta o da yetmezmiş gibi buraların sahibiymişçesine ahkamlar fışkıran
insanlara dokunmadılar bile…
Onlar
kadrajdan sessizce ayrılırken kalanlar, kendilerine hibe edilen bir semtin en
şaşalı döneminde ufacık bir rol kapmak için birbirlerini yiyorlardı.
Ne
de olsa Cihangir, tüm yersizlerin yeriydi.
Aynı
bizim gibi…
|