Görüntülenme : 703  |
Sayfa 1 of 4
Psikoloji
öğrencilerinin kaderidir; çevrelerindeki insanlardan sürekli olarak gelen “Şu
neden oluyor? Bu niye böyle?” sorularıyla muhatap olmak zorunda kalırlar. Bu
biraz can sıkıcı bir durumdur çünkü onların insanın yaptığı her şeyin nedenini
bildiğine ilişkin bir varsayım içerir. Öncelikle, sevgili okur, şunun farkında
olmalıyız: Eğer psikoloji insan davranışına ilişkin her şeyi açıklayabilmiş
olsaydı, inanın bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olurduk. En azından
psikoloji öğrencilerinin bu sorularla karşılaşmadığı bir dünyada!
Bahsi geçen bu soruları 2
genel başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan ilki patolojiye ilişkin
sorulardır. Örneğin; “Şizofrenler aslında çok zeki oluyormuş, öyle mi?”. Bu
kategoriye belki bir başka yazıda değiniriz. Bu yazının konusu, yani sizi
başlık itibariyle cezbeden konu, ise ikinci kategoriye girer. İlişkiler, aşk ve
çevresinde dönen her türlü kavrama yönelik sorular. Neden aşık oluruz? Aşk nedir?
Aşkın ömrü gerçekten 3 yıl mıdır?... Ve elbette benim favorim; Karşımızdaki
kişiyi kendimize nasıl aşık ederiz?
Muhakkak bilinmesini
istediğim şey bu yazının herhangi bir bilimsellik taşıma iddiasında olmadığı
gibi kesinlikle ve kesinlikle psikoloji literatürünü temsil etme iddiasını da
taşımadığıdır. Psikoloji alanında konu üzerine yapılan araştırmalar, benim
burada yansıttığım şekliyle kıyaslanamayacak kadar saygıdeğerdir.
Aşkın Araştırılması: Kısa
bir Tarihsel Bilgi
Her ne kadar Sigmund Freud ve Carl
Rogers gibi ünlü isimler aşkın/sevginin insan deneyimi için çok önemli olduğunu
vurgulamış olsa da, 1970’lere kadar açık bir tanım yapmaya teşebbüs edilmedi.
Bunun nedenlerinden biri, aşkın toplumsal olarak özel ve hassas bir duygu
olarak algılanmasıydı. Başka bir deyişle insanlar, işin içine bilimi sokunca
büyünün bozulacağından korkmaktaydı. Bir diğer neden ise diğer tüm duygular
gibi aşkın da subjektif bir deneyim oluşu nedeniyle tanımında bir konsensusa
varılmasındaki zorluktu. Bir konuyu, kavramı herkes farklı anlıyor ise; bu
konuda araştırma yapmak büyük ölçüde anlamsız olur. Zira, herkes farklı bir
şeyi ölçmüş olabilir ve nihayetinde bir bilgi birikimine ulaşılamaz.
(Livermore, 1993)
1970’lerde Amerika’da artmaya başlayan
boşanma oranları ‘aşkın kutsallığı’ndan kaynaklı engeli ortadan kaldırmaya
başladı. İnsanlar aşk bittiği için evliliklerini sonlandırıyorlardı. Aşk konusu
artık dokunulmaması gereken bir konu olmaktan çıkıyordu. Bu nedenle
araştırmacılar da bu alana odaklanmaya başladılar. Günümüzde aşk üzerine
yazılmış yüzlerce makale bulunmaktadır. (Livermore, 1993)
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >> |