tepealtsafak.jpg
tepealtisyan.jpg
Aşkın Psikolojisi
Yazar Elif Okan   
 

Görüntülenme : 703    


Psikoloji öğrencilerinin kaderidir; çevrelerindeki insanlardan sürekli olarak gelen “Şu neden oluyor? Bu niye böyle?” sorularıyla muhatap olmak zorunda kalırlar. Bu biraz can sıkıcı bir durumdur çünkü onların insanın yaptığı her şeyin nedenini bildiğine ilişkin bir varsayım içerir. Öncelikle, sevgili okur, şunun farkında olmalıyız: Eğer psikoloji insan davranışına ilişkin her şeyi açıklayabilmiş olsaydı, inanın bugün bambaşka bir dünyada yaşıyor olurduk. En azından psikoloji öğrencilerinin bu sorularla karşılaşmadığı bir dünyada!

Bahsi geçen bu soruları 2 genel başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan ilki patolojiye ilişkin sorulardır. Örneğin; “Şizofrenler aslında çok zeki oluyormuş, öyle mi?”. Bu kategoriye belki bir başka yazıda değiniriz. Bu yazının konusu, yani sizi başlık itibariyle cezbeden konu, ise ikinci kategoriye girer. İlişkiler, aşk ve çevresinde dönen her türlü kavrama yönelik sorular. Neden aşık oluruz? Aşk nedir? Aşkın ömrü gerçekten 3 yıl mıdır?... Ve elbette benim favorim; Karşımızdaki kişiyi kendimize nasıl aşık ederiz?

Muhakkak bilinmesini istediğim şey bu yazının herhangi bir bilimsellik taşıma iddiasında olmadığı gibi kesinlikle ve kesinlikle psikoloji literatürünü temsil etme iddiasını da taşımadığıdır. Psikoloji alanında konu üzerine yapılan araştırmalar, benim burada yansıttığım şekliyle kıyaslanamayacak kadar saygıdeğerdir.

 

Aşkın Araştırılması: Kısa bir Tarihsel Bilgi

Her ne kadar Sigmund Freud ve Carl Rogers gibi ünlü isimler aşkın/sevginin insan deneyimi için çok önemli olduğunu vurgulamış olsa da, 1970’lere kadar açık bir tanım yapmaya teşebbüs edilmedi. Bunun nedenlerinden biri, aşkın toplumsal olarak özel ve hassas bir duygu olarak algılanmasıydı. Başka bir deyişle insanlar, işin içine bilimi sokunca büyünün bozulacağından korkmaktaydı. Bir diğer neden ise diğer tüm duygular gibi aşkın da subjektif bir deneyim oluşu nedeniyle tanımında bir konsensusa varılmasındaki zorluktu. Bir konuyu, kavramı herkes farklı anlıyor ise; bu konuda araştırma yapmak büyük ölçüde anlamsız olur. Zira, herkes farklı bir şeyi ölçmüş olabilir ve nihayetinde bir bilgi birikimine ulaşılamaz. (Livermore, 1993)

1970’lerde Amerika’da artmaya başlayan boşanma oranları ‘aşkın kutsallığı’ndan kaynaklı engeli ortadan kaldırmaya başladı. İnsanlar aşk bittiği için evliliklerini sonlandırıyorlardı. Aşk konusu artık dokunulmaması gereken bir konu olmaktan çıkıyordu. Bu nedenle araştırmacılar da bu alana odaklanmaya başladılar. Günümüzde aşk üzerine yazılmış yüzlerce makale bulunmaktadır. (Livermore, 1993)




Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 07-05-2008 01:49

Aşkta... olmaz!..
Sevgili Elif, 
 
Yazını baştan sona okudum. Yaptığın alıntılarda dahil tüm tanımlamaları ve önerileri saçma buldum. 
 
Bana göre aşkın ne tanımını yapmak nede tavsiyede bulunmak olası bir şey değil. 
 
Çünkü aşkı aşk yapan zaten kişiyi yoldan çıkartmasıdır. Aşk tamamiyle sıradışıdır.. 
 
Hayatında enaz bir kez aşık olmadan bu dünyadan gidene ise acımak lazım. 
 
Sevgiler,
Şiyma Aksekili

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
yan3konuerk.jpg

yan3konucip.jpg

yan3kuresel.jpg

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...

 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.