Görüntülenme : 2164  |
Vatana millete
hayırlı olsun, “Thumos”un yazarı Cem Şen ile “ölümsüzlük incisi” ticaretine
atılmaya karar verdik, kesin malın gözüne fena halde vuracağız; artık gelsin
evler, arabalar, tatiller vs. vs. Tabii şimdi insanın aklına hemen şu geliyor:
Kardeş hayırdır, ne incisi, ne parası, n’oluyor? Anlat hele. Anlatayım hemen…
Efendim spiritüel
alemin bence bir numaralı kitabı “Thumos”un yazarı Cem Şen’le yaptığımız
röportajdan sonra, kitaba ilgi artmış haliyle. Biz de bu çok önemli kitabı,
okurlara duyurmanın keyfini yaşarken birden ikimize de gelen “Kitap güzel hoş
da, bu ölümsüzlük incilerini nerden buluruz?” tarzındaki maillerle şaşkına
döndük. (Kitabı okumayanlar için kısa not: Ölümsüzlük incisi, bir insanın
ölümsüz olma yolunda yaptığı çalışmalarda yararlandığı ve öyle çarşıda pazarda
bulunması mümkün olmayan, inanılmaz değerli bir nesne ve bu hayali değil,
gerçekten varolan bir nesne, Cem Şen’in bana söylediğine göre.) Biz tabii işin
eğlencesinde olduğumuz için “Oğlum, ben toptan inci satan bir yer biliyorum,
bir de ipek kuşak bulur, tanesini millete 2000 YTL’den okutur köşe oluruz.”
şeklinde gülüp eğleniyorduk. Fakat aslında bu traji-komik bir durumdu. Bizim
asla ciddiye almadığımız ve gırgıra aldığımız bir durum, maalesef günümüz
kapitalist spiritüel anlayışının bir yansıması. Artık kimse yıllarca süren ve
çok disiplin gerektiren çalışmalar peşinde değil; haplara, reçetelere, kolaycı formüllere
o kadar alıştı ki insanlık, aydınlanma ve kendini tanıma yolunda da böyle
çözümler istiyor. “Aydınlanmak için bir bedel ödenmesi şartmış? Kaç para onu
söyleyin?” anlayışı aldı başını gidiyor ve bunca talep de arzı doğuruyor
haliyle. Ortada ellerinde paralarla “isterük, isterük” diye gezen onca insan
olunca, birileri de ortaya çıkıp “gelin ben sizi aydınlığa kavuşturayım, ama
önce o elinizdeki egosallıktan kurtulun, verin bakayım onları bana” şeklinde
bir güzel paraları cukkalıyor. Fakat çok
açık ve net bir gerçek var: Aydınlanma ve kendini tanımanın kısa bir yolu
yoktur! Formülü, reçeteleri, hapları yoktur! Size bunu, sizi meshederek
verebilecek birileri de yoktur! YOKTUR! YOKTUR! YOKTUR!
Birileri çıkıp da
size bunları vaat ediyorsa, çocukluğumuzda annelerimizin bize asla yaklaşmamızı
söylediği şekerci amcaları hatırlayın. O amcaların elinde elma şekeri vardır,
ama içinde ne vardır Allah bilir. Keza kötü niyetli olmasalar bile,
kendilerinin çok şey bildiğini sananlar da vardır ki bunlar daha da
tehlikelidir. Çünkü şekerci amcaları belki anlayabilirsiniz, ama bunları
anlamak çok daha zordur, çünkü cehenneme giden yolu iyi niyet taşlarıyla döşemişlerdir
ve kendileri de insanları “cehennem”e götürdüklerinin farkında değillerdir.
“Kılavuzu kargo olanın burnu b.ktan çıkmaz.” cümlesi böyle durumlar için
söylenmiştir.
Aydınlanma yolu
zorlu bir yoldur ve bu yoldan yürümeyi başarabilen çok azdır. Çünkü burada
yürümeyi istemek, ama gerçekten istemek çok büyük cesaret ister. Cesaret
deyince Kurtlar Vadisi tiplerini anlar bizim toplum, yumruğumu çekerim dalarım
tipi testosteron bombalarına, cesur tipler diye bakılır. Esas cesaret, kendine
aynada “gerçekten” bakabilmektir. Hayatına, yaptıklarına, yaşadıklarına,
eksikliklerine, güçlü yanlarına… acımasız bir dürüstlükle bakabilme yetisidir.
Korkularının, güvensizliklerinin gözünün içine bakabilme gücüdür. “Ben
aydınlanmak istiyorum” diyen bir kişinin
karşısında da tüm bunlar teker teker karşısında geçit resmi yapacaktır. Ne
kadar kaçmaya çalışsanız da olaylar üstünüze üstünüze gelecek ve görmek
istemediğiniz duygular sizinle yüzleşmeye çalışacaklardır. Onlarla
yüzleşebildiğiniz ölçüde de ileri gidebilirsiniz bu yolda. Yoksa bir gün benim
şahit olduğum gibi, karşınıza bir Hintli çıkar da “Aydınlanmak mı istiyorsun?
Hadi şöyle yap.” deyip, siz de o hareketi yaptığınızda aldığınız “Tamam, şimdi
aydınlandın, gidebilirsin.” yanıtına inanırsanız, yer-gök size bir tarafıyla
güler.
Yazıma başladığım
geyik muhabbetine dönersem, biz dediğim gibi gülüp eğleniyorduk, ama çok şahit
olduk Paşabahçe’den alınmış süs taşlarının üzerine sembol çizilip, çeşitli
adlarla satılmasına… Bizim midemiz ve yapımız böyle şeyleri kaldırmıyor pek ve
bu yüzden, bu tarz işlere gülüp geçiyoruz, ama bir ölümsüzün bedeninden çıkan
ve bulunması imkansıza yakın olan bir incinin, bu kadar rahat sorulabilmesinin
altında yatanları görünce de insan üzülmeden edemiyor. Ama naparsınız ki her
kurtlu baklanın, bir kör alıcısı bulunur.
Baklaları bir
kenara bırakalım da, biz kendinize şu soruyu sorun: Gerçekten bu yol için hazır
mısınız? Kendinizle yüzleşmeye ve içinizdekilere acımasız bir dürüstlükle
bakabilmeye? Hazırsanız, işte o zaman “içinizdeki cennet”i bulma yolunda
yürümeye başlayabilirsiniz. Yoksa gerisi şairin dediği gibi “Laf-ı güzaf”…
|