Görüntülenme : 976  |
Türk Demiryollarının
tarihi 1856 yılında başlar. İlk demiryolu o zaman Aydın – İzmir arasına
yapılmış. Bir İngiliz şirketine verilen imtiyaz ile hattın yapımına başlanmış. İngilizler
açısından sanayilerinin ihtiyacı olan hammaddeye ulaşabilmek, ortadoğunun
kontrol altına alınması ve Hindistan yollarının denetim altına alınması gibi
stratejik bir öneme haiz olması işin başka bir yönüymüş tabii ve iş aslında
İngiltere’nin sömürgeci yayılımının bir parçası imiş… Devamında diğer sömürgeci
Avrupa ülkeleri de bu işin peşine düşmüş ve onlar da kilometre başına kar
güvencesi, demiryollarının geçtiği yerlerin 20 kilometre çevresinde maden
arayabilme ve maden ocaklarını işletebilme gibi birçok önemli imtiyazlar elde
ederek bu işe sarılmışlar ve demiryolu inşaatlarını hızlandırmışlar. Amaçları
kendi ekonomik ve siyasi çıkarları olunca demiryolu yayılmacılığını da bu
doğrultuda yapmaları tam o sömürgeci, emperyalist ülkelere uygun bir durumdu. Hatta Sultan II. Abdülhamit bu konuda
düşüncesini ve o çook önemli tespitini şöyle ifade etmiş güncesinde;
“Bu demiryolları inşaatı mevzusunda büyük devletler
arasındaki rekabet çok garip ve şüphe uyandırıcıdır”
Tren ve tren
yolları cumhuriyetin ilk yıllarında altın çağını yaşamış. Verilen imtiyazlar
doğrultusunda Avrupa ülkeleri tarafından kendi siyasi çıkar ve hesaplarına,
kendi ekonomilerine hizmet amaçlı yapılmış olan demiryolları, cumhuriyetin
ilanı ile el değiştirmiş ve artık milli ekonomi ve milli çıkarlar doğrultusunda
kullanılmaya başlanmış. 1932 ve 1936 yıllarında sanayileşme planları
doğrultusunda ağırlıklı olarak demir-çelik, makine ve özellikle kömür taşımak
amacıyla yoğun bir şekilde kullanılmış ve bu yıllarda tren taşımacılığının düşük
maliyetinden faydalanılmış.
Atatürk, ulaşım
araçlarına verdiği önemi 1 Mart 1922 yılında millet meclisi toplantısında şöyle
ifade ediyordu;
“Ekonomik yaşamın faaliyet ve canlılığı, ancak ulaşım
araçlarının, yolların, trenlerin, limanların durumu ve derecesiyle orantılıdır”
Ölümünden bir yıl
önce ise, yani 1937’de de demiryolunun önemini şöyle ifade ediyordu;
“Demiryolları, bir ülkeyi uygarlık ve refah
ışıklarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir”
Atatürk’ün
ölümünden sonra savaşında verdiği etkiyle demiryoluna verilen önem ve yapılan
yatırımlar oldukça yavaşlamakla beraber 1950 yılına kadar aksak köstek devam
etmiş, Yurt çapında büyük bir çelik ağa dönüşmüştü.
1950’den sonra ise
düşüşe geçerek, Türkiye Cumhuriyetinin çelik ağlarla örülmesi durdurulmuş ve 1980’e
kadar toplam 30 kilometre yani yılda 3 kilometre ray döşenmiş ve sonrasında
duruşa geçilmiştir. Zaten bence “öküz trene bakar gibi bakmak” deyimi de bu
dönemden gelmektedir.
1950’den sonrası
demiryollarının altın çağının bitişi ve onu yerine izlenen yanlış politikalar
sonucu karayollarının altın çağının başlaması ile devam etmiştir. Tabii o
zamanlardan bu yana sahip olduğumuz büyüklerimiz, Atatürk gibi geleceği görme
yetisinden hiç nasip alamadıkları için gelecekte bu durumun nasıl bir hava
kirlenmesi ve hatta nasıl bir sera etkisi yaratılabileceğini ve küresel
ısınmanın tepemizdeki ozonu delip gün geçtikçe, onun “donumuzdaki yamanın büyümesi”
ile doğru orantılı olarak nasıl büyüyeceğini görememişlerdir. Hatta bu
karayolları sevdası ve gelecek körlüğü büyüklerimize ülkemizin üç yanının
denizle çevrili olduğunu dahi unutturmuş ve ne mutlu onlara ki egzost gazı ile
kafa bulan ve beyni yavaş yavaş dumura uğramaya başlayacak bir neslin
temellerini 1950’lerden itibaren hızla atmaya başlamışlardır.
Piyasaya ver
kamyonu, ver otobüsü, ver TIR’ı derken ve üreticileri desteklemek amaçlı
karayollarını geliştir derlerken, tabii tren de bu hengâmenin içinde tünel,
tramvay vs. gibi nostaljik bir taşıma aracı durumuna düşmüş ve boş geçen
trenleri hakikaten, sadece öküzler seyreder olmuştur.
Aslında 1983-1993
ulaştırma planında karayollarının payının %72 den % 36 ‘ya düşürülmesi
düşünülmüş ama para babalarının baskısı sonucu bu plan 1986 yılında hasıraltı
edilmiştir. Halbuki bu uygulama gerçekleştirilmiş olsaydı şu anda bize enerji
tasarrufu, trafik kazalarının azalması, yaralı ve ölü sayısının çok aşağılara
düşmesi ve en önemlisi hava kirliliğinin azalması ve büyümekte olan deliğe
katkımızın azalması yönünde bize geri dönüyor olacaktı.
Yolcu
taşımacılığına baktığımızda karayolu payının %96 demiryolu payının ise %2
olduğunu, aynı şekilde yük taşımacılığına baktığımızda ise karayolu payının %94
demiryolu payının ise %4 olduğunu söyleyerek kapitalizmin ve para babalarının bu
konuda ne kadar güçlü olduklarını belki ifade edebilirim.
Son 5-6 yıla
gelirsek bu devrede büyüklerimizin trene biraz ilgi gösterdiklerini
görebiliriz. Ama bu ilgi hızlı tren sevdasına dayandığı ve ray üstüne ray
koymadan trenler hızlandırılmaya çalışıldığı için de sonu hüsranla bitmiş, hızlı
tren Adapazarı yakınında, Pamokova’da
virajı alamayarak rayları terk edip çimenlere yayılmış ve bu arada birçok
vatandaşımız da hayatını kaybetmiştir. O gün Sağlık Bakanlığı yetkilileri
kazadan sonra akşam saatlerinde ölü sayısını 128 olarak vermiş, Ankara'daki
Kriz Merkezi, kazada ölü sayısının 139'a yaralı sayısının 57'ye yükseldiğini
duyurmuş ama ertesi gün her nedense ulaştırma bakanlığı ölü sayısını 36 yaralı
sayısını ise 43 olarak açıklamış ve noktayı koymuştu. Sınırlı sorumlu
büyüklerden hiçbiri bu olaydan dolayı istifa etmediği gibi işin tüm suçu makinistlere
yüklenerek konu öylece kapatılmıştı.
Geçenlerde Kütahya’da
meydana gelen tren kazasında da yine birçok vatandaşımız yaralanmış ve resmî rakamlara göre 9 kişi de hayatını
kaybetmiş ve bu kazanın sorumlusu olarak da “contalar” gösterilmiştir.
Bu sene yıllardan
beri zarar eden TCDD ömrü hayatında ilk defa kâr etti. Nasıl mı? Başta da söylediğim gibi 1932-1936
yıllarında tren demir-çelik, makine ve özellikle de kömür taşımak için yoğun
bir şekilde kullanılmıştı. Bu sene de bu kömür taşıma işine hükümet çok önem
vermiş ve yurttaşlarına(!) “bedava kömürü” trenlerle taşıttırmış yani kömür ve
tren geleceğe bir başka türlü yatırım olarak görülmüş ve yurdun dört bir yanına
götürülen ve bedava dağıtılan kömürler, trenlerle taşınmış, nakliye parasını da
tıkır tıkır devletten aldığı için TCDD kâra geçmiştir.
Bundan sonra bu
kömür dağıtımı daha da hız kazanacağından tren seferleri doğal olarak daha da artacak,
TCDD daha da çok kara geçecek ve en önemlisi; “Öküzler” daha çok
vagon sayabilecek ve daha çok tren seyredebileceklerdir.
|