tepeyanaydin
tepealtberna
Başı Bağlanan Üniversiteler
Yazar Burak Eldem   
 

Görüntülenme : 1917    



Imageİlgili anayasa değişikliği tekliflerinin Meclis’ten büyük bir çoğunlukla geçtiği saatlerde, Sıhhiye’de düzenlenen protesto mitinginde kürsüye çıkan Tuncay Özkan, alanda toplanan kalabalığa “türbancı ile urgancıyı” şikayet eden ateşli bir konuşma yapıyor; halktan bu iki parti liderini siyaset sahnesinden silmesini istiyordu. “Türbancı” olarak adlandırdığı Tayyip Erdoğan’a olabildiğince yüklenmesinde, kendi durduğu nokta açısından şaşırtıcı bir şey yoktu belki ama 22 Temmuz seçimleri öncesinde “AKP’ye karşı cumhuriyetçi direniş cephesinin” vazgeçilmez unsurlarından biri olarak lanse etmek için haftalarca kendini paraladığı MHP’nin liderini bir anda “urgancı” nitelemesiyle “karşı cepheye” yerleştirmesi, henüz daha bellek kaybından mustarip olmayanları hafifçe tebessüm ettirmeye yeterliydi. “AKP’yi durdurmak, demokratik ve laik cumhuriyete sahip çıkmak için, solcular CHP’ye, sağcılar MHP’ye oy versin” gibi akıllara seza bir siyasi perspektifi miting alanlarına taşıyan kişi, yine aynı Tuncay Özkan değil miydi?

İnsanların kafalarında buna benzer tereddütlerin kaçınılmaz biçimde oluşacağını kendisi de tahmin etmiş olsa gerek ki, mitingdeki konuşması sırasında bu ani değişimi açıklamayı amaçlayan bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti: “Evet, biz o zamanlar böyle dedik ama o günlerde MHP çok farklıydı, AKP karşıtıydı. Seçimden sonra birden yüz seksen derece geri döndüler!”

Yani, bizim tavrımızda bir yanlışlık yok, MHP seçimlerden sonra birdenbire beklenmedik bir manevra yaptı ve hepimizi şaşırttı demeye getiriyordu Özkan. Ya kendisi gerçekten çok saftı ya da bu toplumun fazlasıyla “balık hafızalı” olmasının verdiği cesaretle, alanda toplanan kitleyi en hafif deyişle “saf vatandaş” yerine koyuyordu. Nasıl olsa, Sıhhiye’deki hamasetin, gürültünün, bağırış çağırışın ortasında kimse çıkıp “Yahu MHP ne zaman başörtüsüne karşı oldu, ne zaman birincil ilkeleri arasında laikliği saydı, hangi dönemde radikal İslam’ın karşısında ‘seküler’ kimliğiyle çıktı ki, şimdi aldığı tavır karşısında şaşırmış gibi yapıyorsun?” diye sormayacaktı.

Bu “unutkanlık” yalnızca Tuncay Özkan’a ve Sıhhiye mitingi konuşmacılarına özgü değil elbette. Yaklaşık bir yıldır “plazacı medya” başta olmak üzere Türkiye’de kamuoyunu iletişim kanallarını kullanarak manipule etme ayrıcalığına sahip olan çevrelerin birçoğu, yeni ve büyük oranda “kurgusal” bir MHP imajını besleyip durdu. Sanki tarih yok olmuştu birden; yetmişler, altmışlar hiç yaşanmamıştı. Neyse ki Rıza Zelyut geçen hafta dayanamayıp Akşam gazetesinde bir yazı yazdı da, “balık hafıza” sendromuna yakalananlara vitamin takviyesi yaptı biraz:

“MHP, bundan tam 39 yıl önce milliyetçi bir parti olarak kuruldu ama aslında temeli ümmetçiliğe dayanıyordu,” diyor Zelyut, yazısında. “Milliyetçilik, ümmetçiliği gizlemek için bir kaftan olarak kullanılmıştı.” (*) Hemen ardından da, altmışlı yıllardaki CKMP kongresinde partinin adının MHP’ye dönüşmesi sırasında yaşanan ümmetçi (üç hilal) – milliyetçi (bozkurt) çekişmesini ve sonuçta ümmetçi kanadın galip çıkmasını, gazete haberlerinden alıntı yaparak hatırlatıyor.

ImageHaydi diyelim bugünün “ulusalcı cumhuriyetçi cephe”sindekiler altmışları ve yetmişleri hatırlayacak durumda değiller, Çorum’da, Maraş’ta yaşananlar çoktan belleklerinden silinmiş. Peki kımız içilip kopuz çalınan Ergenekon festivalleri sırasında bile ülkücü grupların “Ya Allah Bismillah Allahüekber” diye slogan attıklarını;  parti yöneticileri nasıl imaj çizerlerse çizsinler, “sokaktaki ülkücülerin” kendi kimliklerini hemen her zaman İslami tanım ve ilkeler üzerinden belirlediklerini de mi hatırlayamıyorlar acaba? Hepsi bir yana, şu an üzerinde büyük fırtınalar kopan büyük kutuplaşmada MHP’nin ezelden beri başörtüsünü desteklediğini, hatta geçen iktidar döneminde AKP’ye “Hani başörtü sorununu çözecektin, sözünü neden tutmadın?” diye eleştiri getirdiğini de mi unuttular?

“Solcular CHP’ye, sağcılar MHP’ye oy versin, yeter ki AKP’den kurtulalım… Ulusalcılarla milliyetçiler el ele… Çıktık açık alınla…”

Sonra, aşikâr olanın karşısında duyulan anlaşılması güç şaşkınlıkla alabora olup, birdenbire yön ve hedef değiştiren sloganlar: “Türbancıyla urgancıyı siyaset sahnesinden silin! Tayyip, türbanı Bahçeli’ye tak!”

Tarihin bu derece kritik bir dönemecinde, Türkiye’nin laik ve demokratik cumhuriyet ilkelerine sahip çıkma iddiasındakilerin içler acısı hali bu, ne yazık ki. Ama daha vahimi de var: Yine Sıhhiye mitinginde kürsüye çıkan konuşmacılar, bizzat Batı dünyasınca iki yüz küsur yıl önce teokratik devlet yapıları yerle bir edilerek egemen kılınan laiklik ilkesini, hayli ironik bir biçimde “Batı karşıtlığı” biçiminde yeniden okuyor, şu an Türkiye’yi net bir biçimde ikiye bölen başörtüsü sorununun Batı dünyasınca Türkiye’nin başına çorap örmek için yaratılıp desteklendiğini ileri sürüyordu:

“ABD’ye hayır… Avrupa Birliği’ne hayır… Ya istiklal, ya ölüm!”

Pek güzel, o kadar çok istiyorsanız hemen kesin ilişkinizi Batı’yla, köprüleri atın, istiklalinizi koruyun. Ama ya 1950’lerden beri giderek sağlamlaştırılan bir zincirle göbekten bağlı olduğunuz global kapitalizm ne olacak? Ondan vazgeçebiliyor musunuz? Yediğiniz ekmekten, yaptığınız uçağa kadar tüm üretim ve yatırımlarınızı avucunun içinde tutan uluslararası finans-kapitale dayılanmayı gözünüz yiyor mu? Batı’yla bütün ipleri koparırsanız, ekonomik sistemi, üretim biçimini aniden radikal biçimde değiştirip, sosyalizme mi geçeceksiniz? Tepeden tırnağa yeni bir dış politika modeli de mi tasarladınız yoksa bu arada?

Hayır, elbette o kadar uzun boylu değil; Avrupa Birliği’ne, Batı’ya karşı miting alanlarındaki bu esip gürlemelerin tamamı, “iç politika” lafazanlıklarından ibaret. Uluslararası finans-kapitale yine secde edilecek, çokuluslu yabancı yatırımcıların yine “başımızın üzerinde” yeri olacak, global kapitalizme göbeğinden bağlı sözde “büyük burjuvazi”mizin saçının teline halel gelmeyecek. IMF ve Dünya Bankası’nın talimatları yine harfiyen yerine getirilecek. Değişen ne olacak peki? Hiç. AKP gidince, devlet yönetiminde “eşinin başı örtülü” kimse kalmayınca, her şey bir anda tozpembe oluverecek. Toplumun artık iyiden iyiye içine işleyen ve çığ gibi büyüyen “dinsel tutuculuk” gönüllü olarak göz ardı ediliverecek, tozlar halının altına süpürülecek, Batı yine can dostumuz olarak “muassır medeniyetler” seviyesine erişmemizde bizi destekleyecek.

ImageNe yazık ki durum, “ulusalcılar”la dalga geçerek vakit yitirilmeyecek kadar vahim. Yıllar yılı resmi ideolojinin çifte standartlı, yanardöner stratejileri eşliğinde “yalandan” savunulan laiklik, bugün “çoğunluğun iradesini” demokrasi; teokratik simgeciliği de “kıyafet ve inanç özgürlüğü” sananlar sayesinde, oldukça ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. İşin en hazin tarafı, sahnede “laiklik yandaşı” olarak yerini alanlar, bu son derece önemli ve yaşamsal ilkeyi savunacak kararlılık ve yetkinliğin fazlasıyla uzağındalar. Henüz daha neyi savunduklarını bile tam olarak bilmiyorlar ki, nasıl savunacaklarına karar versinler.

“Yüce dinimizin siyasete alet edilmesine karşıyız,” yollu kaçamak ifadelerle ya da “Canım hepimiz elhamdülillah Müslümanız ama…” diye başlayan cümlelerin ikiyüzlülüğüne sığınarak laiklik vurgusu yapılmaz. Geniş kitlelerin inançlarına, dinsel bağlılıklarına ters düşme korkusuyla yola çıkar ve bugüne kadar plaza medyasının yaptığı gibi popülist manevralarla çoğunluğa şirin görünerek bir şeyler elde etme hesaplarına girerseniz, daha baştan mücadeleyi kaybedersiniz. Karşınızda, hayatı din ve inanca endeksli yaşamak (ve tabii yaşatmak) isteyen; evrene, dünyaya ve hayata ilişkin sorulara tek geçerli ve doğru yanıtı kendi dininin verdiğine inanan; bu bakış doğrultusunda dinin emirlerinin üzerinde “kişiyi bağlayabilecek” hiçbir merci ve ilke tanımayan bir anlayış var. Din üzerinden giderek onları hiçbir şeye ikna edemezsiniz; “Bakın biz de inançlıyız ama başörtüsüne karşıyız” türü eklektik (ve pragmatik) yanıtlarınız, ifadeleriniz, ters tepmekten başka hiçbir şeye yaramaz. Din, onların uzmanlık alanıdır; orada zayıfsınız, deplasmandasınız; o platformu seçmeye kalkarsanız baştan kaybedersiniz.

 

 



Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 22-02-2008 08:48

...
Bu yıl bahsettiğiniz gözlemlerin hepsini birebir kanıtlayacak olaylar yaşandı Türkiye'de, sonuna kadar katılıyorum. Okumuş, sözüm ona üniversiteye gitmiş, kendine göre bilimin öne geçtiği konularda uzman olmuş (!) insanlar bile Türkiye'yi MHP'nin kurtaracağına inanıyordu. " Balık hafıza " heryere egemen olmuştu. İçine İslamcılığın ve yüce dinimizin (!) karıştırıldığı bilimsel görüş, başını kapatarak özgürleşen (!) genç kızlarımız... 
 
Herşey aslında o kadar birbirine tersken sanki birbirini destekleyen felsefelermişçesine sunulması, bunları halkın yemesi...Bilim ve dinin ortak bir potada olamayacağını anlayamayan bir millet.  
 
MHP ile ilgili hatırlatmalar için çok teşekkürler. Kafa karışıklıkları için ayrıca ellerinize sağlık. Belki, okuyanlar biraz silkinirler de kendilerine gelirler Türkiye'nin bugünü ve geleceği açısından.
İsimsiz

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
tepeyaneric tepeyanturk tepeyankiskan

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...

 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.