Görüntülenme : 975  |
Sayfa 1 of 3
Bir dönem herkesin
ağzında aynı söylem vardı; “Türkiye’de milliyetçilik giderek yükseliyor”. Hrant
Dink suikastının üzerine bu söylemler iyice arttı ve ciddi tartışmalar başladı.
Arkasından DTP ile MHP’nin meclise girmesi tartışmaları iyice alevlendirdi. Ve
şimdi tezkerenin çıkmasıyla terörizm ve Kürtler tartışması milliyetçilik
kapsamında tekrar tekrar ele alınıyor. Türkiye’de bazı şeylerin tartışılmaya
başlanmış olması güzel. Ancak bu tartışmalarda gözden kaçırılan nokta Türk ya
da Kürt milliyetçiliği derken bahsedilenin tam olarak ne olduğu… Bunun da
ötesinde, milliyetçiliğin ne olduğu
sosyal bilimler literatüründe hala tartışma konusuyken bu yükselmekte olan
kavramın ne olduğu hala netlik kazanmamış durumda. Bu yazının amacı, genel
olarak milliyetçiliği ve özel olarak Türk milliyetçiliğini akademik çerçevede
temel anlamda ele almaktır.
Milliyetçiliğin Tanımı
Milliyetçilik
sözcüğünü günlük hayatımızda pek çok kez kullanıyor ve duyuyoruz. Ancak pek çok
sözcükte olduğu gibi gerçek anlamı üzerine fazla kafa yormuyoruz belki de.
Kecmanovic (1996) diyor ki “Milliyetçilik nedir?” sorusuna herhangi iki insan, sosyolog
da olsa tarihçi de olsa, aynı cevabı veremeyecektir. Milliyetçiliğin ya da daha
özel bir anlamda milli özdeşimin literatürde yer alan temel tanımlarını şu
şekilde örneklendirebiliriz;
- Milli üstünlük hissi (Hechter, 2000)
- Milletin, genel olarak pozitif bir değerlendirme anlamında,
idealleştirilmesi
(Adorno,
Frenkel-Brunswik, Levinson, & Stanford, 1950).
- Kişinin kendi grubunu soy, ırk ya da kültürel ilişki
bakımından tanımlama meyili (Allport, 1954)
Görüldüğü gibi
akademik anlamda yapılan tanımlamalar da içerik bakımından birbirinden
farklılık göstermektedir. Bu yazıda kullanılan “milliyetçilik” sözcüğü en genel
anlamıyla bireyin milletiyle güçlü bağdaşımı olarak özetlenebilir. Yine bu
yazıdan kullanılan milliyetçilik kavramını biraz takım tutmaya benzetebiliriz.
Bir taraftar takımının camiasıyla nasıl özdeşleşiyorsa, milliyetçilik
konseptinde de birey milli (ulusal) camiasıyla aynı şekilde özdeşleşmektedir.
Bu noktada
milliyetçilik ile vatanseverlik arasında bir ayrım yapmak zorundayız. Bu ayrım,
bazı akademisyenler tarafından yapılmamakta ve iki kavram eşdeğer olarak
kullanılmaktadır. Ancak şahsi kanaatim milliyetçilik ile vatanseverliğin ayrı
kavramlar olduğudur. Milliyetçiliğin kendi kullanımımdaki tanımını yukarıda
özetlemiştim. Vatanseverlik ise, yine bu yazıda kullanılabileceği anlamda,
kişinin milli kimliğinden bağımsız olarak vatandaşı olduğu ülkeye olan bağlılığını
temsil etmektedir. Yani X ya da Y ırkından olan ve Türkiye’de yaşayan bir insan
aynı anda hem milletine güçlü bağlarla bağlı (milliyetçi) hem de yaşadığı
ülkeyle özdeşleşmiş (vatansever) olabilir. Bu yazıda görüleceği anlamıyla bu
iki kavram, bana göre, birbirine engel olmamakla birlikte rahatlıkla paralel
yürüyebilir.
Türk
milliyetçiliğini irdelemeye geçmeden önce kısaca millet (ulus) kavramının
içeriğinden bahsetmek gerekir. Bugün pek çok akademisyen millet kavramının
sonradan yaratılmış yapay bir kavram olduğu kanısında birleşse de, bu kavramın
günümüzde aldığı önem yadsınamaz. Millet kavramının etnik içerikli olduğu genel
olarak söylense de bu her zaman geçerli değildir. Bunu az sonra tartışacağız.
Milletler ve Milliyetçilikler
Milliyetçililiğin tanımındaki
farklılıklardan anlaşılacağı gibi, Dünya yüzündeki pek çok farklı devlet ve
tarihsel süreçler de göz önüne alındığında, farklı tiplerde milliyetçilik
tarzlarının olması da kaçınılmazdır. Türk milliyetçiliğini de pek çok farklı
açıdan ele alman mümkündür. Örneğin Bora (2003), Türk milliyetçiliğini tarihsel
gelişim sürecinde Atatürk milliyetçiliği, Kemalist milliyetçiliği (Ulusçuluk)
ve Liberal milliyetçilik başlıkları altında toplamıştır. Bu yazıda ise Türk
milliyetçiliğini, Hans Kohn’un ayrımını yaptığı 2 tip üzerinden irdeleyeceğim.
Kohn (1944), Etnik Milliyetçilik ve
Sivil Milliyetçilik arasında bir ayrım yapmıştır. Etnik milliyetçilik, aslında
hepimize çok tanıdık gelecek olan ve günlük hayatta kullanılan milliyetçilik
kavramına denk gelir. Millet kavramı etnik köken üzerinden değerlendirilir ve
soy ile nesilden nesle geçer. Etnik milliyetçiliğin radikal noktalarında
ırkçılık ve hatta soykırım gibi kavramlarla karşı karşıya kalabiliriz. Etnik
milliyetçiliği uç örneklerinden biri olarak Hitler dönemi Almanya’sı
gösterilebilir. Nazi milliyetçiliğinde, örneğin, millet kavramı saf anlamıyla
ırka dayanmakta ve kaba tabiriyle her isteyen Alman olamamaktadır.
Bu noktada açılması gereken bir
parantez, Kohn’un bu ayrımda Etnik milliyetçiliği “kötü” milliyetçilik olarak
nitelendirerek Doğu’yla özdeşleştirmişken Sivil milliyetçiliği ise Batı’ya ait
bir kavram olarak görerek “iyi” milliyetçilik olarak tanımlamış olmasıdır
(Calhoun 2007).
Sivil milliyetçilik ise çoğunlukla
etnik milliyetçiliğin zıttı olarak gösterilen bir başlıktır. Sivil
milliyetçiliğin en önemli özelliği katılımın gönüllü oluşudur. Başka bir deyişle
sivil milliyetçilikte millet kavramı etnik kökene dayanmaz. Bu tip
milliyetçiliğin en belirgin örneği Amerika’da gözlemlenebilir. Amerikan
ulusunun pek çok farklı etnik kökenden insanı tek bir çatı altında
birleştirebilmesi, ulusa üyeliğin gönüllü oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu
özelliğinden dolayı Amerikan ulusu, aslında etnik milliyetçilik olan ‘klasik’
milliyetçilik tanımına uymadığından, pek çokları tarafından bir ulus olarak
nitelendirilmez.
Bu noktadan sonra söyleyeceklerim, tamamen tartışmaya açık
şahsi değerlendirmelerimdir.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >> |