Görüntülenme : 775  |
Sayfa 1 of 2
İçinde
bulunduğumuz ulusal çöküş sürecinde, tüm nitelikleri ile birlikte Cumhuriyet
elden giderken, egemenlik ve bağımsızlığın da yerlerinde yeller esiyor artık.
Bugünlerde bazı kavramlar dile getirilmeye başlandı, hani çok şükür denecek
biçimde. Satılmaları karşısında ses çıkarmadığımız tüm varlıklar ve değerler
ile birlikte, en önemli şeyi, bu suskunluk ve kabullenmişlikle
"gurur"u kaybettiğimizden söz ediliyor ve "kırık gururlar"
ile yaşanamayacağına değiniliyor.
Anafikir olarak
doğru gözükmekle birlikte yine bu kavram kargaşasında gözden kaçırılan bir şey
var. Olmazsa olmaz olan
kavram, "gurur" değil oysa, "onur"dur!
Gurur ve
gururlanmak kişisel algı ve güdülen amaç ile yakından ilgili bir hissediş
biçimi. Övünülecek hiçbir tarafı olmadığı gibi hatta insanlık adına utanılacak
işler yapan kişiler bile yerine göre kâh özbilinç, kâh özsaygı ve sonuçta bir
ahlak zaafiyeti içinde, bakıyorsunuz hani şişine şişine, gururla, kibirle,
etrafa çalım atarak ortalıkta dolaşabiliyorlar çok kez.
Bu tablo hiç de
yabancı gelmeyecektir. Hem yönetenlerin neredeyse tamamında, hem de olan biteni
henüz tam kavrayamamış olma hali ile bir algı, ya da kişisel yaşam alanına tam
değmedikçe olanları önemsemiyor olmaktan kaynaklı bir ahlak yoksunluğu ile,
derin bir cehalet ve aymazlık içinde dolanan yönetilenler arasında sıkça
rastlanan, hatta genel durumu ortaya koyan bir tablo bu yazık ki. Gurur ise en
önemli şeydir elbet bu kesimlerde. Bu algısına, ya da duruma göre çıkarına ters
düşecek doğruları dillendirmeye, hele ki savunmaya görün, saklı tutmakta zaten
zorlandığı tırnaklarını / sopasını / tehditlerini / yasaklarını / sansürünü
anında çıkarıverir "gurur". Sonuçta benlik ile doğrudan bağlantı
içinde olduğundan, erdem ve alçakgönüllülük değil zayıflık içerir ve buna bağlı
öfke getirir. Varlığında da, bir tehdit algısıyla karşılaştığında da, yararlı
değil, hatta zararlıdır. Bu yüzden terbiye edilmesi gerekir.
Onur ise, kişi ya
da toplumların, gerek olaylar ve durumlar karşısında aldıkları tutum ve
tavırlarında açığa çıkan ilkeli olma hali ile görünürleşen özsaygıları; ve
gerekse bu ilkeli duruşlarıyla diğer kişi ve toplumlar tarafından gördükleri
itibar ve saygıya karşılık gelen kavramdır. Kendiniz hakedersiniz, ama başkalarının
size bakışında ve tavrında yansır çoğunlukla. Bu başkaları ister dost isterse
düşman olsun, içten içe bilir, hisseder bu durumu.
Sonuçta hakedilmiş
ve temellendirilmiş olsun ya da olmasın, bu yüzden gururla (gururlu)
yaşanabilir ve yaşanmakta pekâlâ. Ama insan gibi
yaşamaksa gaye; onursuz asla. Çünkü onurlu
yaşamak namert karşısında eğilmeden, "başı dik" yaşamaktır; kendi,
insanlık değerlerinin gömüldüğü bir çukuru boylarken, bir acınası gülünçlük
içinde gururla bir süre daha "diklenerek" yaşamak değil.
Elimizden alınan
ve bizim de sessizce teslim ettiğimiz bu işte; onuru yitirdik yitiriyoruz...
Bu, hem ulusal
anlamda bir özsaygı ve uluslararası ilişkilerde olması gereken saygınlıktır;
hem de aristokrasinin "şeref"e karşılık gelen onur tanımlamasından
çok farklı olarak, farklı olmak bir yana onun tam karşısında konumlanmış yalın
haliyle, edinilmiş değil, sadece varolmakla hakedilen bağımsızlık
ruhuna dönük "insanlık onuru"dur.
Geriye ne kaldı ki
savunacak?
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |