Görüntülenme : 3470  |
“Kutsal
Kase”yi tarihten bugüne kadar kimler aramadı ki? Kral Arthur’un şovalyesi
Percival’den başlayan bir süreç, Dan Brown’a kadar uzandı. Uğruna tarikatlar
kuruldu, kitaplar yazıldı, filmler çekildi, sayısız tartışma yaşandı. Peki
aslında “Kutsal Kase” neydi, gerçekten de böyle bir kase var mıydı; yoksa Dan Brown'un “Da Vinci’nin Şifresi”nde iddia ettiği gibi sadece bir sembol müydü?
Daha da önemlisi eğer gerçekten varsa nerdeydi?
Geçtiğimiz
aylarda yayın hayatına başlayan www.gradale.com sitesinde, sitenin kurucusu
Ferhat Kanarya, “Kutsal Kase”nin yerini bulduğunu iddia ediyor ve bu keşfini
nasıl yaptığına dair ayrıntılı veriler sunuyordu. Bu verileri inceleyip
sonucunu gördüğümüzde ise belki de Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek bir
sonuçla karşılaşabileceğimizi düşündük ve sitenin sahibiyle irtibata geçip ona
sorularımızı yönelttik.
Ferhat Bey, öncelikle “Kutsal Kase”
efsanesini bize özetleyebilir misiniz?
“Kutsal
Kase”, Hristiyan mitolojisinde , Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde kullandığı ve
ölümünden sonra ise Arimathealı Yusuf’un onun kanını koyduğuna inanılan kadeh. Ama
aslında İncil’de böyle bir kadehten
bahsedilmiyor.
“Kutsal
Kase” kavramı, 1180-1240 yılları arasında yazılan; Chrétien de Troyes’in
“Perceval, le Conte du Graal (Kutsal Kâse’nin
Hikayesi)”, Robert de Boron’un “Joseph d'Arimathe” (Arimathea’lı Yusuf),
Wolfram von Eschenbach’ın “Parzival” ve yazarı belli olmayan ve Karal Arthur
efsanesinin de kaynağı sayılan “Queste del Saint Graal” isimli eserlerde ortaya
çıkmış. İlginç olan ise yüzlerce yıl konunun hiç ele alınması ve bu zaman
aralığında aniden popüler olması. Bu yıllar ise Haçlı Savaşlarının vargücüyle
devam ettiği ve Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın en güçlü zamanlarını yaşadığı
zamanlar.
Peki size göre “Kutsal Kase” nedir?
Gerçekten bir kadeh mi var, yoksa bir sembol müdür bu?
“Kutsal
Kase”nin bir kap, kâse , kadeh vs. bir nesne olmadığı ve gizli bir bilgiyi
sembolize ettiğine inanıyorum. Eğer sadece böyle bir nesne olsaydı onu mutlaka
büyük müzelerden birinde veya bir kilisede yada katedralde teşhir ediliyor
olarak görürdük. Topkapı Sarayı’nda yer alan ve Kutsal Emanetler’in saklandığı
odayı düşünün. Bir dinin önde gelenlerine hele de peygamberine ait kutsal bir
emanet saklanmaz , mutlaka gözler önünde olur. Peki öyleyse bu gizli bilgi
nedir? Teorime göre bu gizli bilgi Vatikan’ı temellerinden sarsabilecek
nitelikte. İşte bu nedenle saklanıyor yada yerinin bulunması istenmiyor.
O zaman bu aralar sıkça rastladığımız
“Kutsal Kase” veya Hristiyanlığa dair çeşitli teoriler üreten yayınlar çok da
boş değiller demek ki.
Son zamanlarda üretilen eserlerin konuları bence tam bir komplo teorisinden
ibaret. Bu eserler tamamen konuyu başka bir yöne çekmek ve
insanların düüşüncelerini kendi istedikleri noktalara odaklamak amacını
güdüyor.
“Da
Vinci Şifresi” isimli romanın yayınlanmasından sonra Kutsal Kâse hakkında büyük
tartışmalar başladı. Bugün Avrupa yada Amerika’da yaşayan insanlar arasında
Kutsal Kâse’nin ne olduğu hakkında bir anket yapılsa eminim büyük bir çoğunluk
Hz. İsa’nın kanbağı olduğu yönünde oy kullanacaktır. İşte istenen de budur.
Doubleday yayınevi , “Da Vinci Şifresi” romanını Amerika’da 18 Mart 2003
tarihinde piyasaya sürüyor. Tapınak Şövalyeleri’nin son büyük üstadı olan
Jacques De Molay’da 18 Mart tarihinde Paris’te yakılarak idam ediliyor. Bu bir
tesadüf olabilir mi? Zannetmiyorum…
Bu Tapınak Şovalyeleri konusunu biraz daha
açabilir misiniz?
Tapınak
Şövalyeleri Tarikatı, 1307 yılında Fransa Krali 4. Philip ve Papa Clement’in
elbirliği etmesiyle dağıtıldı ve mallarına el konuldu. Tarikat’ın yakalanan
üyeleri ise yakılarak idam edildi. Aslında Tarikat’ın tamamen tarih sahnesinden
çekilmediğine ve şekil değiştirerek aleni bir örgüt olmak yerine gizlenmeyi
tercih ettiklerine inanıyorum. Bugün bile varlıklarını sürdürdüklerine ve hem
ekonomik hem de siyasi alanlarda büyük bir güç sahip olduklarını düşünüyorum.
Geçenlerde Vatikan’ın gizli arşivlerinde
şans eseri (!) bulunan belgelerden yola çıkılarak hazırlanmış bir kitap
yayınlandı. Bu kitap Tapınak Şövalyeleri’nin mahkeme kayıtlarını içeriyor ve
suçsuz oldukları gösterilerek sanki kendilerinden af dileniyor. Yaklaşık 700
yıl önce olan bir olay için Vatikan’nın böyle bir tutum sergilemesi aslında çok
ilginç.
“Şifreler” meselesine gelirsek. Havada bir
sürü “şifre” uçuşmaya başladı, özellikle de Dan Brown’dan sonra. Sizce bunun
gerçekliği nedir diye sormayacağım, çünkü siz de çalışmanızı böyle bir şifreden
yola çıkarak şekillendirdiniz. Sizce neden “şifrelendirme” yolu seçildi?
Sonraki
kuşaklara aktarmak için. Bunlar Tarikat’ın büyük sırlarıydı ve Tarikat
dağıtılmışken bu bilgilerin geleceğe aktarılması için bir yöntem gerekiyordu.
Böylece Tarikat’ın büyük üstadları arasında yer alan isimler, önemli eserlerine
bazı sırlar yerleştirdiler. Leonardo Da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” isimli duvar resmi , Nicolas Poussin’in
“Arkadyalı Çobanlar” adını verdiği tablosu ve Tarikat’ın üstadları ile yakın
ilişkisi olduğu öne sürülen Anson ailesinin inşa ettirdiği Çoban Anıtı gibi.
Sanat değeri yüksek olan eserlerin, korunmaya özen gösterildiğini bildikleri
için bu yöntemi seçmiş olabilirler.
Saydığınız bu eserler de sizin çalışmanıza
ışık tutan çalışmalar olmuşlar sitenizden okuduğumuz kadarıyla, bize
araştırmanızı anlatabilir misiniz?
2004
yılınının Kasım ayında BBC kanalı ile yayınlanan ve İngiltere’de Shugborough
Hall isimli malikâne’nin
bahçesinde yer alan Çoban Anıtı ile ilgili bir haber üzerine
araştırmalarıma başladım. Haberde, 1748 yılında Anson ailesi tarafından inşa
ettirilen anıtın gizemli kitâbesinin Kutsal Kâse’nin yerini
işaret eden bir şifre olduğuna inanıldığı belirtilmekteydi. 250 yılı aşkın
süredir aralarında Charles Dickens ve Charles Darwin’in de yer aldığı bir
çok teolog , bilim adamı , yazar ve şifre kırıcı gizemi aydınlatmaya çalışmış
ancak başarılı olamamışlardı.
Anıtı inşa ettiren Anson ailesinin Tapınak Şövalyeri’nin büyük
üstat’larıyla yakın ilişkisinin olması, anıt’ın rölyef’inin temasının Tapınak
Şövalyeri’nin büyük üstadı olduğuna inanılan ünlü Fransız ressam Nicolas
Poussin’in “Et in Arcadia Ego” yada “Arkadyalı Çobanlar” olarak adlandırılan
tablosundan (resim4.jpg) alınması, gizemli kitabe ve Kutsal Kâse arasına
bir bağlantı olması yönündeki iddiaları kuvvetlendiriyordu. Poussin’in tablosu
Tapınak Şövalyeleri’nin bir kanadı olduğuna inanılan Sion Tarikatı üyelerinin
kullandığı bir yöntem olan terslik yöntemi ile rölyef üzerine işlenmişti.
Siz de buradan yola
çıkarak şifreyi çözdünüz değil mi? Sitenizde çok ayrıntılı olarak anlatmışsınız
gerçi, ama kısaca şifreyi nasıl çözdüğünüzün özetini istesek sizden.
Anıt’ın rölyef’inin fotoğrafını baş aşağıya çevirdiğimde diz çöker durumda
resmedilmiş yaşlı çoban figürünün sandaletlerinin bağcıklarının aslında “LI” ve
“CAX” yazılarını gösterecek şekilde hazırlandığını belirledim. Bu harflerin
anagramı Latince Kâse anlamına gelen “CALIX” kelimesini vermektedir. Artık bu
noktadan sonra Çoban Anıtı’nın Kutsal Kâse’nin yerini işaret etmek amacıyla
inşa ettirildiğine tamamen ikna olmuştum. Çalışmalarıma hız verdim.
Ünlü kâhin Nostradamus’un 866 numaralı kehânetinde “D.M.” harflerinden
oluşan bir kitabeden bahseder. Bu karakterler Çoban Anıtı’nın kitâbesinin
ikinci satırında aynen kullanılmıştır. Ayrıca kehânetde bir kadın ve üç erkek
ile ilgili bilgi verilir. Çoban Anıtı’nın rölyefinde de bir kadın ve üç erkek
figürü vardır. Bu ilişki üzerine yaptığım inceleme sonucunda Çoban Anıtı,
Arkadyalı Çobanlar tablosu ve Nostradamus’un kehânetleri arasında bağlantılar
olduğunu tesbit ettim. Araştırdıkça bu bağlantıları kuvvetlendiren bir çok
ipucunu ortaya çıkardım. Çoban Anıtı’nın kitâbesi aslında üç parçadan oluşan
gerçek şifreyi bulmamızı sağlayan bir anahtardı. Bu şifrenin çözümü ise Kutsal
Kâse’nin yerini verecekti.
İşte en önemli soruya
geldik o zaman. Kutsal Kase nerede?
Burnumuzun tam da dibinde. İstanbul’da. Ayasofya’da.
Bu sonuca nasıl
vardığınızı sorsak?
Ayasofya’da yerinde yaptığım incelemeler sonucunda yaşlı çoban figürünün
sandaletlerinde yer alan “LI” ve “CAX” yazılarının, üst galeride ünlü Deesis
mozaiği ile İstanbul’un yağmalandığı 4. Haçlı savaşının önderlerinden olup,
ölümünden sonra Ayasofya’ya gömülen Henricus Dandolo’nun mezarı arasında kalan
bölümde duvarlara kazındığını belirledim.
Çoban Anıtı’nın röylefinde, Nicolas Poussin’in Arkadyalı Çobanlar
tablosundan farklı olarak, lahitin üzerine defne dallarından oluşan bir taç
süslemesi bulunmaktadır. Bu figür, Deesis Mozaiğin hemen yanıbaşında yer alan
pencere’nin alt kısmına mermer üzerine işlenmiştir ve bu süsleme Ayasofya’da
sadece bu bölümde yer alır.
Üç parçadan oluşan gerçek şifre ise aslında Fransızca olarak hazırlanmış
bir anagramdı. Anlamı ise gösterilen anahtarların Kutsal Kâse‘nin yerini işaret
ettiğini belirtiyordu. Bu anahtarlar ise “LI” ve “CAX” yazıları idi. Bu yazılar
Kutsal Kâse’yi saklayan gizli bölmenin altına kazınmışlardı. Deesis mozaiği ile
Henricus Dandolo’nun mezarının tam ortasında yer alan bölümde dört sütun
üzerinde yarım ay şeklinde kapalı bir bölme vardır. İşte Kutsal Kâse buraya
saklanmıştır.
“Kutsal Kase”yi
saklamak için neden Ayasofya seçildi peki?
İyice
incelendiğinde Ayasofya’nın , Kutsal Kâse’yi
saklamak için en uygun yerlerden biri olduğu kesindir. Ayasofya yada Bizans
dönemindeki adıyla Hagia Sophia , “Kutsal Bilgelik” anlamına gelir. Gizli bir
bilginin “Kutsal Bilgelik” te saklanması. İlk bakışta bile insana anlamlı
geliyor. 1204 yılında yapılan 4. Haçlı Seferinde , İstanbul ele geçirilerek
yağmalanıyor. Elbette Ayasofya’da bundan nasibini alıyor. Aslında bu yağma ve
talanlar bir anlamda Ayasofya’yı tarih önünde temize çıkarıyor. Çünkü
yağmalanan bir yerde kimse
Kutsal
Kâse’yi aramaz. Akademisyenler yada
araştırmacılara sorulacak olursa büyük bir çoğunluğu Kutsal Kâse’nin Ayasofya’da olamayacağını çünkü yağmalandığını öne
sürecektir. Bir kısmı ise “Ayasofya’da olsaydı onu Bizanslılar bulurdu”
cevabını verecektir.
O zaman “Kutsal Kâse”yi Ayasofya’ya kim ve ne zaman sakladı?
İmparator
Büyük Konstantin’in annesi olan Helena, 326 yılında Kudüs’e haç ziyaretinde
bulunuyor. Amacı ise Kutsal Emanet’leri bulmak. Helena’nın Kudüs’te olduğu
dönemde çeşitli kazılar yapılıyor ve bazı emanetler ele geçiriliyor. Bu
emanetlerin bugün Çemberlitaş’ın altında yer alan gizli odalarda saklandığına
inanılmaktadır. Belki de bugün bu odada hiçbir şey bulunmamaktadır. 4. Haçlı
savaşı sırasında şehrin düşeceğini anlayan Bizanslılar emanetleri buradan
çıkarıp emniyetli başka bir yere saklamış olabilir. Çünkü Haçlılar’da
emanetlerin Çemberlitaş’ın altında saklandığını biliyordu ve şehri alınca ilk
baktıkları yerlerden biri de burası olmuştu. Daha sonra şehir kurtulunca da
Kutsal Emanetler ve Kutsal Kâse Ayasofya’ya gizlice götürülerek güvenli
yerlerine yerleştirilmiştir.
Günümüzde çeşitli tekniklerle, eserlere
zarar verilmeden içlerine veya duvar arkalarına bakılabildiğini biliyoruz.
Diyelim böyle bir çalışma yapıldı ve söylediğiniz yerde de “Kutsal Kase”
bulundu. Türkiye açısından bu ne anlama gelir? Türkiye’nin kaderini nasıl
etkiler böyle bir buluntu?
Kutsal Kase’nin bulunması ve sergilenmesinin
Türkiye’yi ilk etapta bir cazibe merkezine dönüştüreceğine inanıyorum.
Türkiyenin tarihi zenginliklerinin Dünya’ya tanıtılmasında büyük bir rol
oynayacağını düşünüyorum. Özellikle İstanbul’u kapsayacak bir turizm patlaması
yaşanması muhtemeldir. Dan Brown’un “Da Vinci Şifresi” isimli romanın etkisiyle
özellikle Paris’te turistik “Da Vinci Şifresi” turları düzenleniyor. Aynı tarz
organizasyonlar neden ülkemizde gerçekleştirilmesin? Yaklaşık 2000 yıldır saklanan bir sırrın
açığa çıkması. Düşünmesi bile insanı heyecanladırıyor. Eminim ülkemize olan
ilgi aniden artacaktır.
Verdiğiniz
bilgiler için teşekkür ederiz. Umarım çalışmanız hakettiği ilgiyi görür.
Ben de teşekkür ederim.
|