Görüntülenme : 1656  |
Sayfa 1 of 4
Ah! şu dış
düşmanlar olmasa, ben var ya ben, dünyaya kafa tutacağım! Elimizi kolumuzu
bağlayan hep onlar! Gözleri kör olsun bunların, elleri dizleri kırılsın
inşallah! Tü tüt tü tüüüüüü! Düşündükçe insanın gidip bir kaşık suda boğası geliyor
da kendimi zor dizginliyorum!
Okulda bizlere
öyle öğretmişlerdi ya hani: “Kendinden olmayana düşman gözüyle bakacaksın.”, “Türkiye,
stratejik konumu sebebiyle bütün ülkelerin gözünün üzerinde olduğu bir yerdir.”
demişlerdi.
E öyle büyüdük,
haliyle şimdi, karşıma her kim gelirse gelsin şüpheleniyorum, elimde değil! Hem
başka bir deyiş de vardı, hatırlamaya çalışayım...Ah evet! “Türk’ün Türk’ten
başka dostu yoktur!”
Ne kadar güzel
söylemiş atalarımız. Ay! Çok duygulandım. Gerçekten de...Ağlamak istiyorum ama
şimdi yazı yazarken olmaz, kendimi tutmalıyım.
Mesela, ilk anda
aklıma gelenlerden...Daha geçen günlerde, sabah programlarından birine Zekeriya
Hoca’mız çıktı, haklı adamcağız, nasıl da kendini parçaladı. “ Vatan elden
gidiyor, karış karış topraklarımız satılıyor!” dedi.
Mesela, tatil
beldelerine gelen ve Türkiye’de yaşamaya karar veren yabancı uyruklu insanlar
bunlardan... Telefonla bağlanan ve sanki Zekeriya Hoca’mız düşmanlık tohumları
atıyormuşcasına konuşan bir gazetecimiz de; “ Yapmayın hocam! Bakın, bu memlekette
herkes beraberce yaşamaya alışmıştır ama topluma konuşurken dikkatli olalım,
sizin söylediklerinizi çok farklı anlama çekecek çok insan var Türkiye’de!”
dedi.
Tabi, hocamız
haklı olarak: “Bırakın efendim bu geliyorlar yerleşiyorlar safsatasını, o zaman
Kurtuluş savaşında neden kardeşlerimiz dediğiniz insanlar bizleri arkadan
vurmak, vatan toprağını parçalamak için elbirlik oldular?!” gibi sözler
söyledi.
Sonra, programa
bio-enerji ile ilgilenen biri gelmiş. Tam yaptıklarını, işin felsefesini anlatacak,
taktı hocamız tenasül organlarına. O bio-enerji durumlarını falan da saçma
sapan buldu ama tabi, tenasül organlarımız çok önemli. Bu sapkınlıklar onlara
dokunmak amacıyla yapılıyorsa, ellettirmemek lazım. Haklı adam.
Aslında kafam
karışık... Zekeriya Hoca’nın politik konularda konuşması biraz bulandırdı beni.
Ama ne de olsa vatanını her sevenin söylemesi ve yapması gereken şeyler bunlar.
Nasıl dinimize inanıyoruz ve gerekliliklerini yerine getirmek zorundayız, öyle
bir şey.
Allah’tan
İstanbul’da yaşıyorum, yoksa hani bir şehir varmış Türkiye’de, pek de gitmedik
ama Alanya falan, orada yabancı komşu olsaydı, suratlarına bile bakmamak
lazımdı zındıkların! Onların tek amacı vatanımızı bölmek, başka bir şey değil!
Beter olsunlar!
Ama tabii demokrasi
var, herkes çıkıp konuşmalı. Düşüncelerini söyleyebilmeli. Kızlarımız
başlarında örtüleriyle okullara ve her türlü kamu alanlarına girmeli, onu da
unutmamak lazım.
Epey bir zaman
önce de galiba, Orhan Pamuk’muydu neydi, o kendini bilmeze de Nobel Ödülü
verilmiş. Ben okumadım da komşunun kızı okuldan geldi sevinçle. Sanki bir şey!
O adam dememiş miydi, “Bu kadar Ermeni ülkemizde katledilmiştir.” diye. O da beter
olsun! Ödülü almasının sebebi de budur zaten, başka ne olacak ki?!
Gerçi, ben bir
kitabını falan okumadım, el işi, çoluk çocuk, bizler eskilerden beridir pek
okumazdık. Öyle, gazetenin de başlıklarına bakarım. Hakikaten, iş güç zaman
olmuyor ki okumaya!
Ama geçen gece, bizim
bey kanalları atlarken bir baktık bu adam çıkmış televizyona bir de İngilizce
konuşuyor vallahi ben dışişleri bakanından o kadar İngilizce duymadım.
Kafam yine bir
karıştı; “Bey, atlama kanalı da bakalım ne diyormuş bu vatan haini?” dedim.
Demez olaymışım! Orada hiç de kötü şeyler söylemedi. Herşeyden önce
edebiyatıyla gündemde olmayı istediğini, kimsenin ya da bir düşüncenin tanıtımcısı
olmadığını ekledi. “Evet, gelmiş geçmiş hükümetlere kızdığım bir dönem, ettiğim
lafı sonradan basın bayağı bir abarttı, üzerinden çok haber üretti.” dedi.
Aslında, ben O’nun
ne dediğini de duymamıştım ya, olsun! Zaten diyorum ya o zamana kadar Orhan
Kıvrık mıydı, a pardon Pamuk söylediyse ki, ay! Düşünmeye bile değmez! Hem
sonra yalan mı diyecekler canım?! Adamın demediğini dedi derler mi? Ateşin
olmadığı yerden duman çıkar mı?
Bizim bey zaten
sıkılmış Seda Sayan’ı seyrettik de rahatladık. Ne tatlı kadın vallahi, O’nun
için de yazmalıyım bir şeyler. Bir kere çok güzel, valla fıstık gibi, nasıl
koruyor şu kilosunu bir anlasam. Neyse...
Sonra yine benim
kızın bilgisayarına bakarken, öyle kurcalıyorum, genç kız bu belli mi olur? Ah!
zaten çocuğun mu var derdin var, konumuz o olsa yazacak tonlarca şey birikmiş
de bu kız hakkında... Ha! Bir de bundan sonra şu komşum Sebahat hakkında
yazacağım, ya insanın bir günü bir gününe uysun değil mi? Öyle bir şirret, öyle
bir patavatsız!
O yazıda (demiştim
ya kızın bilgisayarında rakkamlar buldum diye) anlatıyor devlet babamızın nereye ne kadar
bütçe ayırdığını. Diyor ki; Diyanet İşleri’ne ayrılan bütçe Türkiye’deki 22
üniversitenin bütçesi artı dört bakanlığın bütçesi kadar. Aman olsun! Ben
aldığım tüpün fiyatına bakarım. Bir de şu cep telefonlarıyla konuşmalar
ucuzlasa...
Geçenlerde
hastaneye gideceğim, “Tamam, hepsine giriyorsunuz.” dedilerdi. Bizim
yakınımızdaki devlet hastanesine kulaklarım tıkanmış duyamıyorum, gideyim
dedim. “Sıra alınması lazım.” dendi. Onun için de genç birilerinin olması,
sabahın köründe sıraya girmesi lazımmış. “E?” dedim “ Telefonla alınmıyor
muydu?”, “E öyleydi ama bu sefer de telefonlara bakılmıyordu, kimse yanıt
vermiyordu.” dediler. Yine gidip kuyruğa girmek zorunda kaldı mı kızım? Okula
gidecek, sınavıydı, dersiydi...
Bu memlekette
evladın yoksa, çocuk doğurmadıysan ya da doğursan bile turşusunu kurmadıysan
nasıl kendi kendine bakacaksın? Eh, o ayrı mesele ama şimdi Allah’ı var bütün
hastaneler açıldı bizlere, şimdi onsekiz yaşına kadar herkes ücretsiz sağlık
hizmeti alacak dedi başbakan. Gerçi, biz alışmışız böyle seçim öncesiydi
galiba, gelirler unuturlar vaadlerini ama ne bileyim, sanki pek muhterem eşiyle
bizden birileri oturuyor o köşkte. Öylesine sevinçliyim o yüzden.
Çok beğeniyorum
hanımefendiyi. Hemen girmiş Çankaya’da mutfağı falan değiştirtmiş. Bak, ev
hanımlığını orada da göstermiş. Gerçi, yıllardır bizim kapının önünden küçücük,
başları beyaz örtüyle kapalı, yolda yürümeye bile utanan, elinde hükümetin
çantaları kızlar Kur’an kursuna gidiyorlar yazın ama ne var bunda? Din eğitimi
almayacak mı bu çocuklar? Demokrasi var bu ülkede, öyle bakmak lazım.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >> |