Görüntülenme : 1771  |
Sayfa 1 of 2
“Sonsuz’luk”
köşemde sizlere spiritüel konularda yazıyorum, ama bu seferlik bambaşka bir alan
üzerine düşüncelerimi belirtmek istedim. Yükseklisans tezimi “Türkiye’nin
tanıtılması bağlamında Ermeni Sorunu” üzerine yapmıştım. Haliyle de bu konu
üzerine elime ne geçerse okudum, işte okuduklarımın bende bıraktıklarını
sizinle paylaşmak istedim.
Önce başlıktaki
soruma keskin bir yanıt vererek başlamak istiyorum: Ermeni sorunu tam anlamıyla
çözülmez, çözülemez. Çünkü olay “soykırım” oldu-olmadının ötesinde bir anlam
taşımaktadır. Dünya üzerinde, Ermeni kimliğinin varlığı (Özellikle de Ermeni
diasporası açısından), Ermenilerin Türklerle sorun yaşamasına bağlıdır. Bunu
şöyle açabilirim: Ermeniler göçmen bir halktır ve dünyanın her yerine
yayılmışlardır. Bu kadar yaygın ve birbirinden uzak bir halkın zamanla asimile
olma ve Ermeni kimliklerini unutma tehlikesi iyice belirdiğinde, dünyanın
çeşitli ülkelerinde varolan Ermeni örgütleri, Ermeni Kilisesi önderliğinde
harekete geçmişler ve 1965 yılında Ermeni soykırımının 50. yıldönümü olduğu
iddiasıyla, 24 Nisan tarihini, “Ermeni Soykırımını Anma Günü” ilan
etmişlerdir. Sonrasında da, hepimizin bildiği üzere, her
sene bu tarihte anma törenleri düzenlemişler ve çeşitli faaliyetlerle ortalığı
ayağa kaldırmışlardır. Bu çalışmalarının sonucunda da, üçüncü kuşak Ermeniler
olarak tanımlayabileceğimiz günümüz Ermenilerin de müthiş bir Ermeni
milliyetçiliği ortaya çıkmış (Tahmin edebileceğiniz üzere Türk düşmanlığı ile
birlikte) ve hatta Atom Egoyan, Charles Aznavour gibi nerdeyse Ermeni kökenli
olduklarını unutanlar bile, kimliklerine büyük bir aşkla sarılmışlardır. Hatta
bu öyle bir boyuttadır ki, 1915’i yaşamışlar, Türkler’e karşı herhangi bir
düşmanlık içeren sözler sarf etmezken, o tarihten 70-80 sene doğmuşlar, müthiş
bir nefret içindedirler. “System of a Down” gibi Ermeni gençlerden oluşan
gruplar, Türk düşmanlığı içeren şarkılar söylerken, bir yandan da Ermeni
kimliklerine sıkı sıkıya sarılmaktadırlar.
Ermeniler, propagandanın temel taktiklerini çok başarılı
uygulamışlar ve istedikleri hedeflere doğru hızla yürümüşlerdir. Propaganda
taktikleri konusuna biraz değinmek istiyorum; Bize İletişim Fakültesi’ndeki
hocamız Metin İnceoğlu’nun anlattığı ve sınavlarda da çıktığı için iyi
hatırladığım “Propagandanın 11 temel ilkesi” konusu vardı. Şimdi 11 ilkeyi tek
tek açıklamam için yer yok ama birkaçına değinecek olursam: Mesela “propaganda
süreklilik göstermelidir, birkaç tekrarla başarıya ulaşmaz.” Eh elinizde 24
Nisan gibi bir tarih varsa ve siz her sene bu tarih için çalışıyorsanız ve
bununla da yetinmiyor, sürekli gündemde tutuyorsanız, bu kuralı yerine
getiriyorsunuzdur. “Propaganda tek elden idare edilmelidir.” Kısaca bir
orkestra şefi olmalıdır. Buradaki şef Ermeni Kilisesi olmuştur ve onca dağınık
örgüt ve kuruluşu bir araya getirmeyi başarmıştır. “Propaganda da ortak bir
hedef, düşman seçilmelidir.” Bu her zaman işleyen bir durumdur, ortak bir
düşman belirdiğinde, herkes birbiriyle olan sorunları bir kenara bırakır ve ona
karşı birleşir. Burada da Ermenilerin karşısındaki hedefi biliyorsunuz,
Türkler. “Propaganda ortak bir efsaneye dayanmalıdır.” Ermenilerin neden Ağrı
Dağı’nı kutsal bulduğunu ve “Ararat”ı sık sık kullandıklarını biliyor musunuz?
Kendilerinin Hz. Nuh’un torunları olduğuna inanırlar… Burada birkaç kuralın
açılımını yaptım, ama ciddi bir inceleme, bu temel 11 kuralın nasıl başarıyla
uygulandığını gösterecektir.
Peki bunu bilmenin bize faydası ne olacak? İşte burada
gözden kaçırdığımız nokta ortaya çıkıyor: Biz “Ermeni Sorunu”nu sadece politik
ve tarihsel bir sorun olarak gördük, fakat aslında onun bir iletişim problemi
olduğunu pek düşünmedik veya konunun iletişim bilimini ilgilendiren kısmını
ihmal ettik. Ermenilerin müthiş bir halkla ilişkiler (PR) çalışması yaptığı
gerçeğinin altını çizen de olmadı. Tezim esnasında konuyu iletişim sorunları açısından
değerlendirmiş doğru düzgün kaynağa rastlamadığımı belirtmem lazım. Evet,
Ermeni propagandasıyla ilgili çalışmalar mevcuttu, fakat sürecin tamamında
Türkiye’nin iletişim stratejilerindeki sorunları inceleyen bir çalışma yoktu.
(Daha da temele inersek aslında bir iletişim stratejimiz var mı yok mu o da
tartışılır ki başımızın bu kadar ağrımasının nedenini de bu strateji
eksikliğinde buluyorum ben.) İşte sorunun bu kadar büyümesinin nedeninde
iletişim problemlerinin olduğunu görmek, sorunun bize yansıyan etkilerinin
azaltılması için de yol gösterici bir adım olacaktır ki daha önce yaşadığımız
bir süreç, böyle bir yaklaşımda ne kadar etkili olduğumuzu göstermişti.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |