Görüntülenme : 663  |
Haber sitelerinde
gezerken, bir reklâma rastladım. Şehrin ücra köşelerinde konuşlanmış,
benzerleri gibi cennet vaat eden villalar ve dairelerden oluşan bir sitenin
reklâmı. Buraya kadar garip bir şey yok, hatta bundan sonra da olmayacak.
Ancak, reklâmın kendini ele veren, belki de var oluşuna dair hakikatlerin
tamamını su yüzüne çıkaran sloganıyla bu yazıyı yazmaya karar verdim: “Buradan Çıkış Yok!”
Belli ki, “Burada
yaşamaya başladığınız an o kadar mutlu ve mesut olacaksınız ki, hiç çıkmak
istemeyeceksiniz” temalı bir şeyler söylemeye çalışıyor. Zaten bu tür “yaşam
alanları” pazarlamacılarının da kurmaya çalıştığı imge hep bu hayal etrafında
dönmüyor mu? Size yepyeni bir hayat sunuyoruz; herkesin mutlu, kaliteli, elit,
sağlıklı, zayıf, kültürlü, doğayla bir nebze de olsa iç içe, zarif ve şık
yaşayacağı bir gelecek vaat ediyoruz. Bu o kadar baştan çıkarıcı bir teklif ki,
bir kere sahip oldunuz mu asla içinden çıkmak istemeyeceksiniz!
Ama bu hayalin
arkasında saklanan başka gölgeler de var. Eğer ki “oradan çıkış yok” ise, oraya
“yabancıların” girişinin de arzulanmadığı aşikâr. Yani bir başka deyişle “Buraya giriş de yok!” Bir reklâm
sloganı bu kadar mı ele verir kendisini? “Yaşam alanı” projesinin internet
adresine bakıldığında resim tamamlanıyor zaten. İçinden nehirler geçmesinin ve
müthiş elit sosyal olanaklarının yanında, en çok vurgu yapılan temanın
“güvenlik” olması da “sana da bu yakışırdı” dedirtiyor. “Ev içi güvenlik” ve
dışarısı için “Kameralı güvenlik sistemi” adı altında iki ayrı başlık bile
mevcut. İçine bir kedinin bile girmesinin imkânsızlığını üzerine basa basa
vurgulamak istemiş bu yaşam alanı projesinin yaratıcıları ve pazarlamacıları.
Güvenliğin, güvenlik kaygıların, endişe ve korkuların bu kadar öne çıktığı bir
zamanda yaşıyor olmak insanı bir kez daha endişelendiriyor. Duvarları giderek
daha da yükselen korunaklı siteler… Her yeni açılan alışveriş merkezi, bir
öncekinden daha da “lüks” bir yüzle çıkıyor. Homojen, ortak tüketim
pratiklerine sahip bir dolu kadın ve erkeği ağırlamak için hazırlanmış ışıklı
alanlar. Bundan yıllar önce açılan Galleria, biraz daha yeni olan Akmerkez ve
nihayet Kanyon ile İstinye Park’ı düşünmek bile bu farkı anlamaya yetiyor.
İçlerinden çıkmak
istemeyecekleri, etrafı yüksek duvarlarla ve özel güvenlik birimleriyle çevrili
korunaklı alanlarında içeriye haşerelerin girmesine de fırsat vermeden, her
türlü “kaliteli yaşam” aktivitesini yapmaya hevesli bu orta sınıfların
korkularıysa ister istemez günümüzün siyasi korkularına göz kırpıyor. Korkuyla
beslenen, korkuyla büyüyen ve “korkulacak” bir şey olmadan varlığı anlamsız
hale gelecek olanlarla, bu korkunun tavladığı milyonlar birlikte yaşıyor. Ferah
evlerinin güvenliğine hiç şüphe olmayan arazilerinde, televizyonu açıp bir
şeylerden korkan-korkutulan adamlar ve kadınlar yaşıyor. Evine hareket
detektörlü buton koyan o “kaliteli” adamla, televizyondan “iç mihrak!” diye
bağıran şık kadın aynı, bir oluyor.
Üç tarafı nehirlerle
çevrili bu lüks sitenin “Buradan çıkış yok” lafına tav olacak potansiyel
sakinleri, alt sınıflara ve bu sınıflara ait her şeye karşı duydukları korkunun
bir başka kopyasını gündelik siyasetimizin benzini haline getiriyorlar. Dört
tarafını demir duvarlarla ördükleri yaşam alanları, iç ve dış güvenlik
sistemleriyle korunduğu an rahat bir nefes alan, sürekli korkan, korktukça
duvarlarını daha da yükseltip ayrışan, diğerlerini ayıran bu insanlar… Üç tarafı
denizlerle çevrili bu değişik ülkenin; Kürt’ten, türbanlıdan, travestiden,
çingeneden ve onların bembeyaz dünyasına hiç de yakışmayan her türlü “sapma
halinden” korkan, onlarla sokaklarını dahi paylaşmak istemeyen, korktukça
duvarlarını daha da yükseltip diğerlerini ayıran bu insanlar… “Kurtarılmış bölgelerinde”
satın alacakları tüketim alanlarının vaat ettiği o kurtarılmış yaşamı deliler
gibi arzulayan insanlar. Sonra kalkmış, iç ve dış düşmanlar diye bir şeye
sövüyor, bölücülük diye bir şeyi kınıyorlar.
|