Görüntülenme : 1074  |
Sayfa 1 of 5
Aynı adı taşıyan ve kendisini anlatan kitap sayesinde
“Türk Ayştaynı” lakabıyla popüler tanınırlığını artıran Oktay Sinanoğlu, bilim
dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Sinanoğlu’nun bilimsel çalışmalarının
yanı sıra üstlendiği çok önemli bir misyon var:
Türkçe eğitimin öneminin anlaşılması ve vurgulanması. Ona göre
ortaöğretimde yabancı dilde eğitim verilmesi, Türkiye’yi yok etmeye
çalışanların planının bir parçası. Sinanoğlu bu oyunu bozmak için yurdun dört
bir yanında konuşmalar yaparak ve düşüncelerini içeren kitaplar yazarak
“okumuş” genç nüfusu bilinçlendirmeye
çalışıyor.
Kadıköy, herhangi
bir günün herhangi bir saati hep aynıdır. Belki bazen az biraz daha kalabalık
ya da az biraz daha tenha. Ama tıpkı İstiklal Caddesi’nde olduğu gibi sokaklar
her daim insanlarıyla cıvıl cıvıldır. Mağaza vitrinlerinin önü ufak birer
istasyon haline gelir bu trafikte. Kafeler, yemek mekanları ise sahibinin
somurtmasına yol açmayacak kadar işlektir. Kadıköylü’nün yüzü genelde asık
değildir zaten. Moda’dan yokuş aşağı akıp gelen eski İstanbul ruhu, barlar
sokağı Kadife’den kabarıp köpüren genç enerji ve orta yaşlı Kadıköy
müptelalarının bilge sakinlikleriyle birleşince oluşan semt aurasıdır bunun
müsebbibi. Kadıköy’ün yalnızca mektup adresi değil, bir müptelalık olduğunu
bilen bu orta yaşlı kesim sayesindedir ki, “Kadıköy sakini”, sakin kelimesinin
iki anlamının da hakkının verildiği bir tabir haline gelmiştir.
Kadıköy’ün
böylesine sıradan bir gününde bir çay içmek için kapısından girdiğiniz
kafelerden birinde ona her an rastlayabilirsiniz. En arkada, köşedeki kare
şekilli masif masada, sessiz sakin önündeki deftere bir şeyler karalayan,
bembeyaz pamuksu ve kabarık saçlarıyla akla hemen kendilerini son icatlarına
adamış bilim adamlarını getiren bir adam. O kadar soyutlamıştır ki kendisini,
artık kendisini tanıyan çalışanlar getirip masasına bırakmasa, ne bir damla su
içmek, ne de bir lokma bir şey yemek aklına gelecektir. Dünyanın tanıdığı Oktay
Sinanoğlu’yla belki aynı mekanı siz de paylaştınız ama muhtemelen bunun
farkında bile olmadınız.
300 yılın en genç
profesörü...
Batı dünyasının
son 300 yıldır çıkardığı en genç profesör olmak. Bunu Kansaslı, Washingtonlu ya da New Yorklu
Coni değil, Yale Üniversitesi’nden 26 yaşında bir Türk başarıyordu. TED’in
Yenişehir Lisesi’ni 1953’te birincilikle bitirdikten sonra çok istemeden de
olsa yurtdışına eğitim görmeye giden Sinanoğlu bu başarısının nedenini yalnızca
kendi zekasıyla açıklamıyor. Ona göre ortaokul ve liseyi o dönemde dünyadaki en
iyi orta eğitimin verildiği Türkiye’de okumuş olması en önemli etken.
“Türkçe aldım
eğitimimi, tarihi, fiziği, matematiği, kimyayı Türkçe; İngilizceyi de kendi
dersinde öğrendim. Bizi devşirme olalım diye gönderdiler oralara, çok şükür
olmadık. Gittiğimde derslere baktım, dedim ki ben bunları biliyorum.
İnanmadılar tabi. Getirin dedim sene sonu imtihanını. 90 falan aldım. Öyle ki
sene sonunda sınıfta en yüksek not 70’ti. Üniversiteyi bir buçuk senede falan
bitirdim yani.”
“Dışarıda yetiştirilen sahte aydın sınıfa, hiçbir
zaman kendi memleketinde işe yarayacak bir şey öğretilmemiştir. Bilimde ve
teknikte yani pratik alanda kendi ülkesinde kullanabileceği bir şeyler
öğretilememiştir. Öğretilenler idari ve sosyal bilimler ağırlıklıdır. Bu bilimler
de ‘patron ülke’nin gerçeklerine göre okutulmuştur. Bunlar kendi memleketlerine
döndüğü zaman kendi milletinin başına bela olan bir aydın sınıf haline
gelirler.”
Hedef Türkiye
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >> |