Görüntülenme : 1247  |
Ülkemizdeki
kadınların en büyük sorunlarından biri seneler evvel başlamış olan ve sayısal
olarak her sene katlanarak artan Rusya ve civar ülkelerden süren yabancı hatun göçü…
Geçenlerde bir iş
için gittiğim Laleli’de mağazaların her birinde en az bir adet olmak üzere
yabancı kadınların tezgahtar olarak çalıştırıldığı dikkatimi çekti. Bavul
ticareti üzerine uzmanlaşmış bir bölgede bu durumun görülmesi gayet normal. İş
akışının hızlanması için belki de gerekli.
Fakat yabancı hatunların en çok yerleştikleri
ve artık sayıca fazlalaşmaya başladıkları güney bölgelerimiz için aynı şeyi
söylemeyeceğim. Özellikle yaz tatili için oralara giden insanların dönüşte en
çok anlattıkları olay (mesela) Antalya’nın giderek St. Antalburg olma yolunda ilerlediği….
Yabancı uyruklu hatunlar; zaman içerisinde
komşuları ve çevreleri ile kolayca uyum sağlayarak üstüne üslük çok kısa bir
sürede Türkçe’yi öğrenerek, adaptasyon kısmını atlatıyor ve adeta bizden biri
gibi oluveriyorlar.
Eh bizimde
milletçe yabancılara olan sempatimiz, misafirperverliğimiz filan da işin
içerisine eklenince caddelerimiz, sokaklarımız kar beyaz tenli, sarışın
fıstıklarla dolup taşıveriyor.
Yufka yürekli,
sevecen, merhametli bir millet olduğumuz için o garibanları işsiz, aşsız
bırakmıyor gönüllerini hoş tutuyoruz. Neticede onlar bize emanet ve biz
emanetlerine sahip çıkan koruyan, kollayan (!) insanlarız…
Peki
erkeklerimizin bu durumdan herhangi bir şikayeti var mı? Olduğunu sanmıyorum. Olanı da Allah çarpar…
Şikayet edenler
kim? Yıllardır yapılan araştırmalarda hep standartların üstünde, balık etli çıkan, evlenene kadar afet-i devran, evlendikten veya çocuk
olduktan sonra afet-i beşer olan kadınlarımız
tabiî ki.
Gelelim kıskançlık
ve şikayet gerekçelerine:
Neymiş kocalar
plajda, şezlongda uzanırlarken;
yanındaki yabancı fıstıkları süzüyor, dikkatli dikkatli bakıyorlarmış…
Yalan efendim külliyen yalan!...
Esas baştan aşağı
gözle tarama yapmak suretiyle o incecik hatunda kusur arayan onlar. Biz sadece
üstsüz zavallılar üşütür mü, üşütmez mi, hastalanır mı, o endişeyle, acıyarak
(!) bakıyoruz o kadar…
Hem onların
bacakları sütun gibi ise bizim ne suçumuz var? Belki o sütunlar bize antik
Yunan’ı, Roma’yı çağrıştırıyor. Tarih bilincimizi geliştirmemizde ne gibi bir
sakınca var anlayamadım. Sonra denizden
çıkarken ellerini tutup yardım etmek, havlu sunmak, sigaralarını yakmak,
yabancı dil pratiğimizi arttırmak için sohbet etmek… Of! Amma da kıskanç bizim
hatunlar yahu, öküz altında buzağı arıyorlar resmen…
“Her şer’de bir hayır vardır” dermiş eskiler.
Türk kadının zeka olarak diğer milletlerinkinden bir farkı yok tabi.
Kaptırırlar mı gül gibi kocalarını, sevgililerini el alemin karılarına.
Tatilden dönen
hatun başlıyor rejime, spora. Masalarda börek çörek bırakıyor yerini sebzeye,
meyveye. Badem yağı, susam yağı, ceviz yağı, kekik, sarımsak karışımları bolca
sürülüyor balık eti bölgelere.
Kalori yakacak hareketler, yürüyüşler, koşular da cabası…
Neticede tüm bu
çaba, bütün uğraşılar bizim için, bize daha güzel görünmek için. Başka da bir
amaçları yok…
Evlerde bu
günlerde en çok duyulan şarkı bu: “Form ye formda kal basit, Form ye formda
kal”…
E, ne de olsa “REKABET KALİTE ARTTIRIR”…
|