Görüntülenme : 928  |
Tibetli bir
arkadaşım var. Hayatının yarısını Kanada Toronto’da, yarısını de Darjeeling’te
(Hiindistan’nın Himalaya dağlarında) geçirir. Son derece iyi eğitim görmüş, ama
en önemlisi çok derin kültür ve bilgi birikimine sahip olan biri. Yaşı 75
civarında. Hayat tecrübesi de oldukça zengin. Ailesinin kökeni de Tibet krallık
ailesinden geliyor… İşte bu
arkadaşımın bir sorusu var. Herkese o soruyu sorar ve hayat boyu cevap
bulamaz… Bu soruyu özellikle de bilim adamlarına sorar: “What was before?” yani
“Daha önce ne vardı?”
Bilim adamları
kendisine bilinen tüm yaratılış senaryolarını anlatır dururlar, ama bizim
arkadaşımız hiçbiri ile tatmin olmayıp, sonunda yine: “Peki, ama daha da önce
ne vardı” diye sorar ve karşısındaki kendilerinden emin olan bilim adamlarının
bakışları birden sönüyor, çaresizleşiyor… Diyor ki
arkadaşım: “Ben bu soruyu kendimi bileli soruyorum, asla cevap bulamıyorum.
Hiçbir kutsal kitap veya öğreti bana bunun cevabını vermiyor…” (Bu arada
sohbetimiz çok değil, 2 hafta önce muhteşem Himalaya dağlarında gerçekleşti.
Ama Himalaya’lar da bu konudaki görkemli sessizliğini bozmadı!)
Ben kendisine
ezoterik felsefesi kaynaklarından bildiğim Yaratılış şemasını anlattım. Basit
anlatımı ile bahsettiğim şema şöyledir:
Evrenin Özü, yada
Yaratan, Sonsuz Işık, yada Absolut’un 2 tarafı var. Saklı, “kendi içinde” bir
tarafı, ve de açık, “olaylaşmış, fenomen evren’e dönüşmüş” tarafı. Saklı olan
taraf daima aynı, değişmeyen, söz edilemeyen, anlatılamayan, kendi içindedir.
Periyodik olarak bu saklı taraftan sanki bir “KAPI” açılır, ve potansiyelde
bulunan yaratıcı enerji, güç, Evren’ı oluşturmaya başlar. “KAPI”’nın bu
tarafında daima bulunan Sanskritçe adı olan MULAPRAKRİTİ (Madde’nin Kök’ü)
bulunur. O, yaratıcı enerjinin ilk dokunuşundan itibaren uyanmaya başlar, ve
içinde taşıdığı tüm evrenin malzemesinden galaksileri, gök cisimlerini,
içindeki, arasındaki ve üzerindeki tüm içerik ile bildiğimiz Evren’i inşa eder.
Oluşum, olaylaşma dönemine yine Sanskrit literatüründe “Brahma’nın Günü” adı
verilir. Bu sembolik isim Evren’in uyanma, canlanma, hareketlenme dönemini
ifade eder. Evren’in “Günü” sona erince, tüm madde sıkışmaya, toplanmaya, ana
materyaline, yani “KÖK” haline yeniden dönmeye başlar. Bu evre tamamlandıktan
sonra Evren’in Ruhu, Yaratanı, Sonsuz Işığı, madde’den çekiliyor, ve “KAPI”’nın
diğer saklı olan tarafına tekrar dönüyor. MULAPRAKRİTİ, yani MADDE’NİN
KÖKÜ,tıpkı nadasa’ya bırakılan toprak gibi, hayatı çekilmiş, ama da hayat
potansiyelini taşıyarak, sonraki döneme kadar “uykuya dalıyor”. Bunun ismi de
“Brahma’nın Gecesi”dir. Buna aynı zamanda “Nefes” de denir. Ve nefes hareketi
tüm canlılarda olduğu gibi, evrende ve onun Özünde de vardır. Hermetik
Okulu’nun kuralını hatırlarsak “Yukarıdaki nasılsa, aşağıdaki de aynı”. Yani
evren’in hayatı bir anlamda sonsuz, ama aynı zamanda da periyodiktir. Bu da tam
bir Karşıtlar Birliği kanunu. Biliyoruz ki, insan’ın aklı Karşıtlar Birliği’ni
içeren olgularını algılayamaz, insan için ya gece yada gündüz, ya sağ yada sol,
ya soğuk yada sıcak vardır. Ama bu durum, Evren’de karşıtlar birliği’nin
olmadığı göstermez. Sadece algılarımızın kısıtlı olduğunu anlatır.
İşte Tibetli
arkadaşımla paylaştığım bilgiler bunlardı…
Dinledikten sonra
sanırım artık tahmin edebilirsiniz, bana ne dediğini??? Tabii ki de:
”Peki, iyi de, ama bundan da önce ne vardı?”……
Sohbetimizin
ilerleyen dakikalarında, insan aklının bu tür konulara açıklık
getiremeyeceğini, bunu sadece belki hissedebileceğini diye konuştuk. Hepimiz
evrenin ilk yaratılış anını, belki daha öncesini de atomlarımızın özünde
taşıyoruz nasılsa. Ama bu bilgi, akıl ve mantıkla canlandırılabilecek bir bilgi
türü değildir. Ve akıl bu soruyu sonsuza kadar sorar, durur. Akıl sonsuzluğu
algılayamaz. Ama kalp algılar. Ben bunu aslında hep denemiştim. Daha çok
küçükken buna benzer soruyu kendime sormaya başlamıştım. Ama “daha önce ne
vardı” şeklinde değil, “Bunun da ötesinde ne var” diye soruyordum. Yani
bildiğimiz yıldızlar, galaksi, evrenler, görünen her şeyin ötesinde ne var olduğunu
hep arardım içimde, ve bu konuya derin daldığımda inanılmaz bir his geliyordu,
tatlı ve ifade edilemez bir duyguydu. Sanırım bu tür sorularımıza ve
arayışlarımıza başladığımızda işte derinliğimizden gelen “Sonsuzluk Duygusunu”
hissedebiliriz.
Sohbetimizi şaka
ile bitirdim. Dedim ki: “Siz bu soruya asla cevap bulamazsınız, ama ben
buldum işte: Daha da Önce MÜZİK vardı!!!”
O günün sonunda da
Himalaya’ların verdiği ilhamla “BEFORE” yani “ÖNCE” adlı beste yaptım, ve
notasını arkadaşıma hediye ettim. Aynı soruyu tekrar sorduğunda artık yazılı
bir cevabı var!
Sizleri de bu ve
bunun gibi soruları kendinize sormanızı davet ediyorum. Hayatta başka hiçbir
şeyin bize bu arayış kadar “Sonsuzluk Duygusunu” tattıramaz!
|