Görüntülenme : 874  |
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma
Sabahattin Ali’nin
bu satırları dünyaya getirdiği Sinop Cezaevi’nin tutukluları artık yalnızca geçmişin
hayalleri ve hayaletleri. Ve onlar da en az bir zamanlar burada cezalarını
çeken mahpuslar kadar hüzün yüklüler. Artık tüm kapıları ardına kadar açık olsa
da cezaevi belki eskisinden bile daha kasvetli. İnşası yüzyılları bulan bir
sürede tamamlanan bu tarihi yapının, insanlarımızın ilgisizliği ve saygısızlığı
sayesinde yalnızca on yıl gibi kısa sürede ne hale geldiğini görmek uyandırıyor
belki de bu izlenimi.
Masumu, suçlusu,
kader kurbanı binlerce insanın günahını mı çekiyor acaba diye düşünüyorsunuz
ister istemez. Ama yapının kabahati ne ki? İnsanı suça iten hayat, onları hapse
koyansa yine insan.
Sabahattin Ali’nin
unutulmaz şiirini yazdığı hücresi turistlerin en ilgisini çeken yer. Şair,
kapatıldığı hücrede kalenin surlarına çarpan deli Karadeniz’in dalgaları
eşliğinde ve içinde sevdiklerine, memleketine ve en çok da özgürlüğe duyduğu
hasretle dünyaya getiriyor şiirinin ilk satırlarını.
Başın öne
eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma
Parmaklıkların
yanındaki duvara kazıyor bu satırları. Şimdi o satırlar orada değil. Cezaevi
yönetimi Allah’a küfür ettiği gerekçesiyle (Bir küfür yolla Allah’a) duvarın o
kısmını kırmış çünkü. Peki, şiir ait
olduğu yere bugün bir plakayla yeniden yerleştirilemez mi? Sinop Cezaevi’nin
bugünkü durumunu görseniz, bu kadar küçük bir restorasyonun bile imkansız
olduğunu anlarsınız. Bütün duvarlar “o bunu seviyor” tarzı duvar yazılarıyla
dolu. Hangisine üzülmeli karar veremiyor insan. Bu tarihi binaya yapılan
tecavüze mi, “yazmaya” merakını bu yaratıcılıktan uzak duvar yazılarına döken gençlerin
sığlığına mı...
Devletin, şehir
yönetiminin, sivil kuruluşların ilgisizliğine ne demeli peki? Diyecek bir söz
bulamıyorum. Avluda zamanında tutukluların sevkıyatında kullanılan bir kamyon
var. Lastikleri patlamış, iç parçaları çalınmış, paslanmış, yıpranmış... O da
cezaevinin kaderini paylaşıyor.
Hadi tarihe
saygımız yok, onu biliyoruz. Peki edebiyata da hiç saygımız yok. Sabahattin Ali
yatmış bu cezaevinde. Kayıt tutulmaması yüzünden kesinlik kazanmasa Nazım Hikmet
ve Necip Fazıl Kısakürek de buranın cefasını çekmiş.
Onlarla bitiyor
mu; Uğur Mumcu, Yılmaz Güney, Deniz Gezmiş, Kemal Tahir, Refik Kalit Karay, Burhan
Felek, Zekeriya Sertel, Eşber Yağmurdereli, Ahmet Arif, Kerim Korcan bu
cezaevinin avlusunda volta atmış diğer tarihi kişilikler.
Onların yüzü suyu
hürmetine şimdi “müze” diyorlar Sinop Cezaevi için, içeri girişte ikişer milyon
da para alıyorlar. Türk işi işte, müze deyince iş bitiyor sanıyoruz. Avrupa Birliği’ne
girme çabamız böyle manzaraları gördüğümde çok komik, hatta fars geliyor bana. Sonra
bir merak uyanıyor içimde. Kültür ve Turizm Bakanlığı ne iş yapar diye... Ne
yapmadığını artık biliyoruz, onu merak etmiyorum. Uyumayan (ama yine de
pusulasını şaşırabilen) bir bakanla işler farklı gelişebilecek mi bakalım.
Sinop cezaevi
ilgili yazarken umutsuzluk yakışmıyor ama. Soğuk duvarlarla çevrili, akıbeti
belirsiz Sabahattin Ali bile kaybetmemiş çünkü umudunu. Şu satırlar bunu
söylemiyor mu?
Görmesen bile
denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha;
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter;
Ceza yata yata biter;
Aldırma gönül, aldırma
*********
1967 yapımı ünlü
bir savaş filmidir Dirty Dozen. Lee Marvin, Charles Bronson, Yul Bryner ve
Ernest Borgnine gibi ünlülerin oynadığı filmde 12 idam mahkumu asker affedilmelerine
karşılık bir intihar görevine
gönderilirler. Sinop Cezaevi’nin tarihini anlatan üç dört levhanın birinde bu
hikayenin benzerinin Sinop Cezaevi’nde de yaşandığını gördüm. Osmanlı’nın 19. Şüzyılda
idama mahkum tutuklulardan oluşturulan bir birlik tehlikeli sınırötesi görevlere gönderilmiş.
*********
"Büyük ve
korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir
parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı
mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun,
oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."
Evliya Çelebi
|