Görüntülenme : 1292  |
Türkiye’de son
dönemde yaşanan en hararetli tartışmaların arasında Türkiye’nin Malezya olup
olmayacağı var. Türkiye’nin bir gün Malezya gibi olması veya olmaması şüphesiz
Türkiye’ye bağlı ve bu nedenle iç politik bir konu. Ama Malezya Türkiye
olabilir mi? İşte bu, dış politik bir konu. Bunun için Malezya’yı dikkatlice
incelemek gerekiyor.
Geçtiğimiz
günlerde Richard Holbrooke’un yaptığı açıklamada “ABD, 11 Eylül’den beri
dünyanın her yerinde ılımlı İslami demokrasileri istediğini belirtiyor, ama
sadece iki tane var: Türkiye ve Malezya. Türkiye’de ılımlı bir Müslüman parti,
meşruiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ten alan ünlü milliyetçi
partileri mağlup etti” dedi. Bu açıklama ile başlayan Malezya-Türkiye
kıyaslamaları da, Türkiye’nin Malezyalaşabilme olasılığını gündeme getirdi.
Ancak Malezya’nın Türkiyeleşmesi olasılığı üzerinde hiç durulmadı. Halbuki
bunun üzerinde daha çok durulması gerekirdi. Çünkü ABD’nin de, batının da
çıkarı “Malezya gibi Türkiye” değil, “Türkiye gibi Malezya” gerektiriyor.
“Ilımlı İslam”
ülkesi kimliği tescilli olan Malezya’yı değerlendirirken, hangi kıstasların
gözetileceği çok önemli. Çünkü ABD eski dışişleri bakan yardımcısı Richard
Holbrooke'un konuya yaklaşım tarzını ve temel bakış açısını anlayabilmek için
bütün olasılıklara dikkat etmek gerekiyor.
Malezya, dünya
devletler sistematiğinde “Türkiye’den daha İslamcı” bir çizgiye sahip. Ancak
Suudi Arabistan veya İran ile kıyaslandığında ise, “görece daha az İslamcı” bir
kimlikle ön plana çıkıyor. Fakat yine de yakın bir zamanda Malezya’da şeriat
hukuku hayata geçirilebilir. ABD’nin sözünü ettiği “ılımlı İslam” açısından
bakıldığında, Malezya’nın bıçak sırtı bir konumda olduğunu söylemek mümkün.
Nihayetinde ABD’nin savunduğu dünya görüşünün Suudi Arabistan gibi dejenere
sistemlerin ötesinde, gerçek anlamda şeriat hukuku ile yönetilen bir sistemle
uyumlu olması olanak dışı.
Elbette
Malezya’nın yavaş yavaş veya aniden şeriat hukukuna geçmesi ve “ılımlıdan daha
fazla” İslami değerleri esas alan ve kutsal kitabı referans kabul eden bir
sisteme geçmesi mümkün. Böyle bir durumda, ABD’nin “bir zamanların ılımlı İslam
devleti” Malezya ile ahengi hangi şartlarda veya hangi vade ile sağlıklı
yürütebileceği ise tartışmaya açık.
Bugün “ılımlı
İslam” kimliği ile övülen Malezya’da Müslümanlar ve gayri Müslimler farklı
hukuk sistemlerine tabi. Bu şartlarda bölgesel ve etnik farklıların üst kurumu
olan hukuk sistemlerinin de aidiyetlere göre başkalık göstermesi, modern
demokrasilerde de, çokkültürlü toplumlarda da sindirilebilmesi kolay olmayan
bir öğe. Örneğin tek milletten veya tek halktan söz edilecekse ve bu esas
üzerine ülke konusunda bütün toplumu birbirine bağlayan bir ortak payda
kurulacaksa, ancak ortak, adil ve hakkaniyete dayanan bir hukuk sistemi ile
mümkün olabilir.
Malezya
çokkültürlü bir toplum olarak dikkat çekiyor. Her üç Malezyalıdan birisi Çinli
Her altı Malezyalıdan birisi Hintli. Malezya’nın yerli halkı olan Malaylar ise
toplam nüfusun yarısından biraz fazlasına sahip. Her on Malezyalıdan birisi
Hristiyan. Her beş Malezyalıdan birisi Budist. Dolayısıyla toplumda Budizm,
Hinduizm, Taoizm, Hristiyanlık ve Müslümanlık gibi birbirinden farklı inanışlar
var.
Bu kadar büyük
parçalardan ve hassas dengelerden oluşan Malezya açısından bütün bunlar,
elbette “farklılıkların zenginlik olduğu” şeklinde yorumlanabilir. Ancak diğer
taraftan önemli bir gerçek de var. İngiltere Malezya’yı sömürgeleştirdiğinde,
bu ülkedeki bütün etnik kimliklerin kendi kendisini idare etmesine izin
vererek, Malezya’nın sömürülmeye ve işgale karşı direnişini önledi. O nedenle,
İngilizlerin böl ve yönet politikası ile bütünlük ve birlik sağlamayan Malezya
sömürge oldu. Bugün Malezya’da devam eden “çokkültürlü” yapı da, o dönemdeki
İngiliz emperyalizminin pratikteki mirası.
Malezya demokratik
geleneklerin kökleştiği ve demokrasinin bütün kurumları ile işlerliğe sahip
olduğu bir ülke olarak tanınmıyor. Milli gelir ortalaması Türkiye’den 1.5 kat daha
fazla olan Malezya Türkiye ile kıyaslandığında daha zengin bir ülke. Bu
zenginlik kadar, zenginliğin toplumdaki dağılımı da çok önemli. İstatistik
verilerine göre “ılımlı İslam” ülkesi Malezya’da, sermaye birikimi, zenginlik
Çinliler için geçerli. Müslüman Malaylar ise fakir. Ekonominin %70’i
Çinililerin elinde.
Malezya’nın
profiline bakıldığında, yerli Müslüman halkının görece zengin olmadığını,
demokrasinin fazla işlemediğini, sistemin radikal İslamcı cereyanların baskısı
altında olduğunu, ülkede ortak paydaların zayıf olduğunu, toplumun kendi içinde
çeşitli etnik ve dini gruplara bölündüğünü ve tek bir hukuk sisteminin geçerli
olmadığını görüyoruz.
Gerçekte ise
Malezya’yı şu şekilde tarif etmek mümkün. Malezya Müslüman çoğunluğa sahip
olan, ama radikal İslam çizgisine “henüz” kaymamış bir ülke. Malezya farklı
kültürlerin sosyal barış ile bir arada yaşamaya “henüz” devam ettiği bir
sistem. Malezya “kısmen” liberal ve “bir parça” demokratik. Ayrıca Malezya
anayasasına göre laik bir ülke!
Malezya’da sadece
demokrasi ve liberalizmin değil, diğer mefhumların da “tam” olduğunu savunmak
mümkün değil. Her etnik grubun kendi üniversitesine dahi sahip olduğu bu
ülkede, Müslümanlar şeriat mahkemesinde yargılanır, şeri hukuka tabi ve
Müslüman erkekler dört kadınla evlenebiliyor. Müslüman kadınlar başörtüsüz
olarak kamusal alana giremiyor.
Bir bakıma, yoğun
küreselleşme baskısının Malezya’da bütün anlamlarda ve kavramlarda çerçeve
kaymasına yol açtığı söylenebilir. Daha sert bir yorum ile, bütün olguların
içinin boşaldığı ve yozlaştığı da söylenebilir.
Malezya’nın
panaromik bir fotoğrafına bakıldığında, “ılımlı İslam’a” sahip bu ülkenin bir
gün Türkiye olması çok zor. Ancak aynı şekilde, Malezya’nın “ılımlı İslam’ın”
neticesinde, demokrasi ve liberalizm de dahil olmak üzere, toplumda ve devlette
yer alan kavramlarda bozulmanın önüne geçmesi de yakın bir olasılık değil.
Zenginleşerek
başkalaşan ve gelişerek zayıflayan Malezya’nın bundan sonra, giderek daha “az
ılımlı İslam’a” teslim olması beklenebilir. Nitekim Malezya’nın 1957 yılında
bağımsızlığını kazanmasından bu yana geçen süreçte, farklılıklar ve bölünmüşlük
üstüne bina edilen siyaset, ülkeyi –küresel dengelerin de etkisi ile giderek-
daha fazla “ılımlı İslam’a” yöneltti. Yakın bir gelecekte Malezya’nın tutarsız
çizgisi –buna tezat bir şekilde tutarlı sürüklenişi ile- ülkeyi daha fazla din
ve etnisite temelli sorunların içine itebilir.
|