Görüntülenme : 1165  |
Sayfa 1 of 2
Yüzyıllar boyunca
çeşitli uygarlıkların doğup filizlendiği ya da uzak coğrafyalardan gelen
kültürlerin yerleştiği ve şekillendiği ender topraklardan biridir Kıbrıs. Kimi
zaman deniz aşırı bir kıtadan gelenler kurmuşlar antik kentleri, kimi zaman
uzaklardan gelenler inşa etmişler kaleleri, sarayları. Her bir yapı, Kıbrıs’ın
kültürü ve geçmişi ile birleşerek her geçen gün anıtlaşmış, yücelmiş. Bu
yapıtlar unutulmak yerine, geçmişten geleceğe bir miras gibi özenle korunmuşlar,
saklanmışlar.
Kuzey Kıbrıs’ta, Ortaçağ’dan günümüze kalan eserler arasında, Avrupa’da çok gösterişli örnekleri
bulunan Gotik mimariye ait yapılar bulmak mümkün. İlk bakışta coğrafi olarak
Avrupa’dan biraz uzak görünen Kıbrıs’ta, Gotik eserlerin fazlalığı insanı
şaşırtıyor. Hem de bu eserlerin, Avrupa’nın ünlü merkezlerindeki dillere destan
olmuş Gotik yapılar kadar etkileyici ve nitelikli olması da Kuzey Kıbrıs’ı bu
konuda önemli bir merkez haline getiriyor. Gotik sanat yapıtlarının tarihi ve
sanatsal değer olman yanı sıra, ilgi çeken bir turistik değer olduğunun da
farkına varan Avrupa ülkeleri, özel Gotik turları düzenleyerek, bu sanat
akımının ülkelerindeki eserlerini tüm dünyaya tanıtıyorlar. Fransa’da St.
Denis, Laon, Amiens, Reims ve ünlü Notre Dame Katedralleri, İngiltere’de
Salisbury, Exeter, Winchester Katedralleri, Milano’da Doumo Katedrali ve Almanya’da
Köln Katedrali Gotik sanatın mimarideki örnekleri arasında ilk akla gelenler.
Tarihi kalıntılarının zenginliğiyle her zaman gözde olan Kuzey Kıbrıs da Gotik
mimarinin en güzel ve göz alıcı örneklerine sahip. Kıbrıs’taki katedraller,
kiliseler ve manastırlar Gotik sanatın mimariye yansımasındaki zarafet ve
incelikle asırlardır ilgi görüyorlar.
Avrupa’da 12.
yüzyıl ile 15. yüzyıl arasında varlık gösteren Gotik sanat, Rönesans’a dek
mimarlıktan, heykele; resimden, vitraya kadar sanatın her dalında sevilerek
uygulanmış. Gotik mimarinin ilk uygulandığı yapı olarak, 12. yüzyıl başında
Paris’te inşa edilen St. Denis manastır kilisesi kabul ediliyor. Sivri çatıları
ve kuleleriyle, göğe yükselen Gotik katedraller, bu asırlarda kentlerin siluetlerini
değiştirmişler ve önemli anıtlar olarak saygı görmüşler. Gotik katedrallere girildiğinde,
daha aydınlık bir ortam ve yukarı doğru çekilmiş hissi veren bir mekân
karşılıyor insanı. Sivri kemerler sayesinde yapılan kaburgalı tonoz sistemi ve
yapıyı dışardan destekleyen payanda kemerleri, katedrallerin göğe uzanan ince
ve sivri görünümünün verilmesini sağlıyor. Gotik yeniliği olan sivri kemerler
sayesinde, kemere binen yük aşağıya eşit olarak aktarılmış ve böylece yük
azaltılmış. Çatıdan da payanda kemerleri ile destek sağlanınca, gotik
katedraller anıtsal ve asil bir görünüme kavuşmuşlar. Gotik mimarinin en önemli
özelliklerinden biri olan ve “gül pencere” olarak adlandırılan ana kapı
üzerindeki yuvarlak pencere, vitray sanatının en renkli çalışmalarının
uygulandığı ve katedrallerin en ilgi çeken kısmı olarak karşımıza çıkıyor.
Kuzey Kıbrıs da
Avrupa’da ki önemli kentler gibi Gotik mimarlık akımının etkisinde önemli
yapılarla süslenmiş. Hatta öyle ki bu yapılar, tüm Akdeniz ülkeleri arasında
hatırı sayılır güzellikte ve önemde yapılar olarak kabul ediliyorlar. Kuzey
Kıbrıs’ın Gotik katedralleri arasında Mağusa’daki St. Nicholas Katedrali,
aradan geçen asırlara karşın bugün bile kentin gelen görünümüne hakim bir
konumda ve güzelliğiyle Mağusa kentini adeta taçlandırıyor. M.S. 13. yüzyılda
yapılmış olan katedral, kentin her yerinden görülebilen heybetli ve asil bir
görünüme sahip. Batı cephesinde yer alan orta kapı ve yanlarındaki iki kapının
görkemi, daha ilk bakışta katedralin
şaşaalı mimarisini gözler önüne seriyorlar. Kapıların üstlerindeki alınlıkların
süslemeleri, pencerelerdeki motifler ve çatıdaki oymaların hepsi, taşın Gotik
mimarlıkta ustalıkla işlenişinin bir kanıtı gibi. Orta kapının üstünde yer alan
vitraylı gül pencere bütün gotik katedrallerde olduğu gibi, burada da daha ilk
bakışta ilgi çekiyor. Gotik mimarlıkta Gargoyle olarak adlandırılan hayvan ya da
yaratık formlu su olukları, Mağusa’daki bu katedralde de kullanılmış. Ancak bu heykel
görünümündeki su oluklarının baş kısımları, günümüze dek ulaşamamış ve
kaybolmuşlar. Yine de, benzerleri Paris’teki, Milano’da ki katedrallerde de
görülebilen, şekilli su oluklarından kalanları burada görmek mümkün. Ayrıca
çatının ve doğu cephenin süslemeleri de yapıyı uzun uzun seyretmek, incelemek
için yeterli. Kıbrıs’ın Osmanlı topraklarında katılmasıyla katedral, camiye
dönüştürülmüş ve Lala Mustafa Paşa Cami olarak adlandırılmış. Böylece yapı
kutsal kimliğini kaybetmeden saygı görmeye devam etmiş ve bu sayede doğa ve
insan tahribatından korunmuş. Katedralin iç kısmında orijinal Gotik kemerleri
ve tonozları görmek mümkün. Mağusa’daki St. Nicholas Katedrali ile ilgili bir
başka özellik de, Fransa’daki Reims Katedrali ile olan benzerliğidir. Her iki
katedralin giriş kısımlarındaki ve genel yapısal benzerlikleri, Gotik sanatın
Avrupa’nın ortasında ve Akdeniz’in doğusunda nasıl uygulandığı konusunda
karşılaştırma yapmak fırsatı sunuyor ziyaretçilere.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |