Görüntülenme : 912  |
İnsanoğlu
varoluşundan bu yana hep bilginin peşinde koşmuştur. Kimi zaman doğaya hakim
olabilmek, kimi zaman kendini tanımak ve kimi zaman da daha güçlü olabilmek
için. Şu ya da bu nedenle hep bilgiyi aramış ve hedefleri doğrultusunda
kullanmıştır. Bilgi depolama şekilleri ise papirüs kağıtlarından, kodlara kadar
farklı boyutlarda evrimleşmiştir.
Bilginin 0’lı ve
1’li kodlara dönüştüğü yaşantımızda, internet ve sanal gerçeklik hayatımızda
gün geçtikçe daha fazla yer almaya başladı. Eskilerde araştırma dendiğinde
aklımıza kütüphaneler ya da kitap arşivi olan tanıdıklarımız gelirken,
şimdilerde araştırmalarımızı internet üzerinden gerçekleştiriyoruz. Böylelikle
bilgiye ulaşma hızımız her geçen gün daha da artıyor. İnternet üzerinden
yapılan aramalarla istediğimiz detayda ve farklı alanlarda araştırmalar
yapabiliyoruz. Hal böyle iken, internette arama dediğimizde şüphesiz devreye
arama motorları girmektedir. Türkiye’de ve dünyada arama motoru dediğimizde
ise, aklımıza gelen isimlerden ilki Google. Google artık bir arama motoru
olmasının ötesinde bir marka olmuş durumdadır.
Ancak gözden kaçan
çok önemli bir nokta var. Google gözüktüğü gibi “özgür” bir arama motoru
sayılmaz. Google’da aranan bilgiler ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.
Tabi burada sitelerin trafiği ve tıklanma oranları da belirleyici, ancak işin
sansür boyutu da var. Gel görelim ki; Çin’de (www.google.cn) “Tiananmen”
şeklinde yapılan bir aramada bu alanın bölgesel güzellikleri gelmektedir. Oysa
ki aynı aramayı Google İngiltere’de (www.google.co.uk)
gerçekleştirdiğimizde “Tiananmen Meydanı Katliamı” çıkmaktadır. Yine Çin
örneğinde “bağımsızlık”, “insan hakları” gibi kelimeler arandığında Çin
Hükümeti’nin resmi sitelerine yönlenmektedir. Batı ülkelerinde de benzer
konudaki örneklere rastlanabilmektedir.
Bilgiye ulaşmanın
bu kadar hızlandığı ve kolaylaştığı çağımızda ilginçtir ki, bilginin kullanım
alanları her geçen gün daha da daralmakta, genel kültür seviyemiz yükseleceğine
düşüşe geçmektedir. Bilgiye daha rahat ulaştıkça bilgi sahibi olmanın değeri
düşmekte midir yoksa, birşeye kolay ulaşabildiğimizde onun değerini bilmemek
üzerine kurulu insan tabiatından mıdır bilinmez cehalet kol gezmeye
başlamıştır. Aslında şu ya da bu şekilde insanlığımıza bağlı cehaletimizin
yerini daha da kötüsü olan bahillik almıştır. Artık herkes herşeyden az az
bilir oldu. İşin özünü, aslını, detayını bilen kalmadı. Geçtiğimiz çağa bilgi
çağı denildi. Ardından bilgiyi kullanma çağına girdik. Şimdilerde ise, her yer
bilgi kaynamasına rağmen bilgiyi ne yaptığımız oldukça belirsiz. Sanırım bu
durum biraz da olsa insanlığın trajedisinden kaynaklanıyor.
Bilgi bilgi dedik
de, bu bilgi nedir kaynağı neresidir hiç bakmadık. Kütüphanelerde literatür
çalışmaları yapılıp, en doğru kaynak araştırması yapılırken, internetteki her
bilgi nerdeyse hiç akıl süzgecinden geçirilmeden doğru kabul ediliyor. Saçma
sapan su götürmez saptamalar kimi zaman akademik eserlerin içine bile
girebiliyor.
Internet bilgi
halkasını genişleten bir sisteme dönüşüyor. Bu olumlu gelişme maalesef
tembelleşen beyinleri yüzeysel olarak yemlemek için kullanılıyor. Internet ve arama motorları sayesinde artık bilgi parmak
uçlarımız kadar yakınımızda ve buna rağmen ironik bir biçimde daha
bilgisizleşen toplumlar yaratıyoruz. Elde edilen bilgilerin doğruluğu ve
geçerliliği düşünen beyinler için daha fazla soru işareti yaratmaktadır. Bunun
en önemli nedeni ise, birileri tarafından filtrelenmiş bilgilerin bizlere
sunulmasıdır.
Bu noktada biz okur-yazarlara ciddi
sorumluluk düşmektedir. Bilgilerin bazı beyinler tarafından filtrelenmiş formatları yerine bilgi ve ışığın kaynağında gerçeklik ve sanal gerçeklikte
buluşmak dileğiyle.
|