Görüntülenme : 22688  |
Sayfa 1 of 2
(Evvveeet zor bir görev verildi bana editörüm tarafından, Keremcem ile röportaj... Zor bir görev, zira çok iyi tanıdığım birine tanımıyormuş gibi sorular sorup cevaplarını almalıyım. Zor bir görev, bilinen şeyleri eleyip bilinmeyenleri sormalıyım. Zor bir görev, setti, konserdi derken kalan 3 dakikasına el koyup huzuru aradığı anlarından çalmalıyım. Zor bir görev, ben ne anlarım röportaj yapmaktan??? Bulacağım bir yolunu dedim ve daldım internete, bakalım neler biliniyor, neler yanlış biliniyor, neler bilinmiyor...) Seden Gürel: İnternette araştırma yaparken senin websitenden sonra girdiğim sitede önce iri pembe puntolarla, ardından da yeşil ile şu sözcükler yazıyor “Keremcem, aşksal sorunlarına çözüm sunabilmek için artık bizlerle! Sen de dertlerini yaz, yakışıklımızın çözümlerine kulak ver!” Sahiden sen mi cevaplıyorsun soruları, ne zaman ve nasıl başladı bu iş (genellikle her sayıda başka biri cevaplar soruları), faydalı öğütler verebiliyor musun, geri dönüşler oluyor mu sana, anlat işte biraz... Bir de şu “yakışıklımız” sözü sana nasıl geliyor? Yakışıksız biri cevaplayamaz mı soruları (burada sözüm kesinlikle meclisten dışarı) Bu konuda bir sorum daha var, herhangi bir ödeme yapıyorlar mı sana, yoksa sadece yardımcı olmaktan keyif aldığın için mi yapıyorsun, ya da niye yapıyorsun? Bu arada biraz uzun verirsen cevabını, “bakınız soru uzunluğuna” bu röportajı tek soruda bitirme şansımız var gibi görünüyor. J Tamam sustum... Keremcem: Seden, sorunun cevabını almanın yolunu senden daha iyi bilen biri olamaz... Soruya bakın lütfen, bir daha sorsana bakayım aynı cümleleri kurabilecek misin? Aşksal soruları cevaplamak konusu “Hey Girl” dergisinin bana “yapar mısın?” diye sorduğu bir şeydi ve sadece dergide her ay yayınlanan dört mektubu cevaplamak üzerine kurulu bir sistemdi ve sorunun cevabı evet, o dört soruyu bizzat ben! cevaplıyorum. Ama internetteki soru cevaplama meselesini ilk defa senden duyuyorum ve biraz da mutsuz oldum. Oradan cevaplanan sorular varsa eğer, onları cevaplayan ben değilim... Oradaki yakışıklı ibaresi de ben istemeden ama şikayetçi de olmadığım, benim için kullanılan sıfatlardan biri... Yaptığım işin avantajlarından biri gibi gördüğüm, yine de biraz abartıldığını düşündüğüm bir özelliğin ticari olarak kullanılması dışında bir şey değil, soruları daha iyi yanıtlama potansiyelim olduğunu göstermiyor takdir edersiniz ki... Niye yaptığıma gelince, yapmamamı gerektirecek bir neden olmadığından başladım ama bunun duygusal olarak aşkın o yıllarına yani başlangıç, yani saf, yani ilk yıllarına dönmenin bir yolu olduğunu fark edip devam ettim... Seden Gürel: Bu arada hemen beni biraz daha pohpohlamazsan cevap veremeyeceğin soruları sormaya başlayıp, ardından da cevap vermişsin gibi cevapları yazacağım. Yine internet üzerindeki araştırmalarımda albümde kimlerin emeği olduğu sorusuna cevap verirken stüdyodaki çaycıyı bile söylemişsin, ama ben yokum... Neyse yine de helal edeyim vokallerimi... İşte sana en zor soru... En çok sevdiğin “Şirin”hangisi ? Her an karakter tahliline girebilirim dikkatli ol... (Bu arada ama Seden niye böyle yapıyo(r)sun cümlesi de yasaklandı tarafımdan...) Keremcem: Stüdyodaki çaycı bildiğin gibi sensin (vallahi çok zeki çocuk bunu anında uydurdu, ama sevdim) Gördüğüm en güzel, en iyi şarkı söyleyen, en güzel yemek yapan, ennn.... bu kadar yeter mi? (kesinlikle... eridim) her şey için teşekkürler. En sevdiğim şirin ise “Şirin Baba”, en gıcık olduğumsa “Şirine”, neden bilmiyorum... (Benim karakter tahlili suya düştü bile ) Seden Gürel: Şarkı yapmada en verimli yılının, 2000 senesi olduğunu, bunu da kendi içine bakmayı öğrenmenin sonucunda başardığını sen söylemişsin, ardından da sözlerini vardırdığın nokta daha yaşamadığın olay, hissetmediğin bir duyguyu şarkıya aktaracak kadar profesyonel olamamış olman ki, buna sonuna kadar saygı duyuyorum. Zira ben sadece şarkıyı yorumlayan kişi olarak bile bunun dışına çıkamadım ve henüz yaşamadığım bir duyguyu asla dillendiremedim. Amma ve lakin bu şöyle bir sorunu önümüze getiriyor: “aşığım ama yalnızım” sözlerinden sonra yapacağın şarkılar platonik aşklara mı dayanacak, ya da yoğun iş koşuşturması sonucunda İstanbul’un trafiğini mi anlatacaksın yeni şarkılarında, ya da yeni bir yol buldun mu kendine, kısacası beslenebiliyor musun yeni şarkılar yapabilmek adına? Keremcem: İnsan devamlı devirdaim olan ama hiç temizlenmeyen bir havuz gibi; yaşadıkları akıp gidiyor, ama tortu hep dibinde. İstediğinde dibe dalıp ona dokunabilirsin. Yaşadıklarının zaman içerisinde sana hissettirdikleri çok çok farklı olabilir ama onlar hep orada, hep ulaşılabilirdir. O yüzden geçmişine bakabildiğin ve kendi içinde yolculuğa çıkabildiğin sürece sorun yok. Aşk ilişkileri konusundaki o açıklamam da acemiliğime gelmiş, tutarsız bir açıklamaydı, anladım ki sadece hissettiğin duyguları söylemek ve bunları kime hissettiğin ve ilişki yaşayıp yaşamadığını söylememek doğru ve mümkün değil. Yapmaya çalıştığım buydu, yoksa platonik bir aşk yaşamıyordum, hiç de böyle bir şey söylemedim... Bu sadece bir yorumdu. Seden Gürel: Tamam anladım besleniyorsun, İstanbul kurtardı kendini kar lastiği hikayelerinden... (Kış gelir gelmez bir Milaslı olarak arabasına kar lastiği taktırıp kar yağmasını beklemişti de.) Bostancı Gösteri Merkezi’ndeki konserinde sen ışıkların ve sis perdesinin arasından şarkını söyleyerek sahneye çıktın, herkes çığlık çığlığa KEREMCEEEEM diye bağırıyor, ben gururla karışık bir mutlulukla bir yandan da “işte budur” diyerek hafif bir göz çiselemesine uğradım, sen nasıldın o sırada? Bu arada gittiğin her ilde değişik hayatlarla değişik hikayelerle karşılaşıyorsun ve ortak noktaları da sen oluyorsun, mutlu ediyorsun, mutlu oluyorsun, bazen de üzülüyorsun, bunlar sana nasıl bir yolculuk yaptırıyor? Keremcem: Konser benim için çok yeni, keşfetmeye ve öğrenmeye çalıştığım bir dünya. Çok farklı, albüm, klip veya kulüp gibi değil. Bostancı ve diğerleri öyle karma bir duygu yaşatıyor ki, teşekkürümü sadece orada bulunan ve şarkılarımı ezbere söyleyen insanlara edebilirim. Ama en duygulandığım yer İzmir konserinde herkes “Keremcem” diye bağırırken ve ben şarkımı söylerken en ön sırada ablam, annem ve anneannemin ağlamasıydı...
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
|