Görüntülenme : 5111  |
Sayfa 4 of 7
1990’lı yıllardan itibaren Ermeni faaliyetleri yeniden hız kazanmış ve bu aktiviteler Ermenilerin çeşitli ülkelerin parlamentolarına “Ermeni Soykırımı” iddialarına dayanan yasa tasarılarını getirmeleri biçiminde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde kamuoyunu etkilemeye yönelik faaliyetler arasında 1915 tehcirinin soykırım olduğunu kanıtlamaya çalışan çok sayıda makale ve kitabın yayınlanması ve bu etkinliğin konferans, panel ve benzeri toplantılarla desteklenmesi, bunların yanında “soykırım” konusunu edebiyat alanında işleyen çok sayıda roman, hikaye, şiir kitapları ile tiyatro eserinin yazılması, her yıl çeşitli ülkelerde “soykırım”ı konu alan bazı sergilerin düzenlenmesi yeralmaktadır. Bu bağlamda Ermeni sanatçıları kimliklerinin bir parçası saydıkları “Ermeni Soykırımı” iddialarını hemen her türlü platforma taşımışlardır: Fotoğraf sanatçıları Londra’da, New York’ta düzenledikleri bir serginin bir köşesinde “soykırım” bölümü açmakta, Ermeni müzisyenler klasik müzik konserinde icra edeceği ikinci esere geçmeden önce o parçayı “Ermeni Soykırımı”nda ölenler için çalacağını söyleyebilmekte, hayran kitlesinden siyasi Ermeni iddialarına destek vermelerini talep edebilmektedirler (Laçiner, 2002a). Sinema alanında ise çok sayıdaki “soykırım” belgeseli yanında, konulu filmlerde çevrilmektedir.
Bu dönemde Türk tarafının faaliyetleri ise etkin olduğu 80’li yıllar dönemine oranla azalmıştır. Ömer Lütem bu dönemi şöyle anlatmaktadır:
“Az sayıda kitap, az sayıda bilim adamı ve az sayıda uluslararası toplantı; aşağı yukarı son onbeş senenin özetini bu oluşturur. Netice itibariyle, Ermenilerin soykırımını tanıtma gayretleri çok artarken, Türkiye de tehcirin soykırım olmadığını kanıtlama çabalarında maalesef son on yılda azalma var. Sonuç biraz hazin. Halen Batı dünyasında Ermenilerin soykırıma uğradığına hemen herkes inanıyor.“ (Lütem, 2002)
Sedat Laçiner’e göre bu dönemde Türk basınının “Ermeni Sorunu”na bakışında iki yaklaşım görülmektedir:
Birinci grup “Ermeni Sorunu”nu “milli bir sorun” olarak gördüğü için tam savunma halindedir. Çoğu zaman kendini devletin yerine koyan bu yaklaşıma göre: Türkler Ermeniler’e ya da başka herhangi bir gruba soykırım, işkence ya da katliam yapmamışlardır. Hatta Türk kültürü ve devlet anlayışında bu tür hareketlerin mümkün olamayacağı söylenmektedir. Türk-Ermeni Sorunu’nda sadece Ermeniler’i ve onları amaçları için kullanan büyük devletleri suçlayan bu yaklaşım sahipleri haberlerinde daha çok Türk siyasetçilerinin ve araştırmacılarının görüşlerine yer verirler (Laçiner, 2002b).
İkinci grup ise genel olarak özgürlükler ve devlete karşı duyulan şüpheciliğin etkisiyle en az ses duyulduğuna inandığı Ermeniler’e daha çok kulak verme taraftarıdır. Devlete şüpheyle yaklaşan bu grup, devletin birçok olayda şeffaf davranmadığını, Türk tarihinin sırlarla dolu olduğunu, “Ermeni Sorunu”nunda bu konuda istisna olamayacağını iddia etmektedirler[18] (Laçiner, 2002b).
21. yüzyıla girdiğimiz dönemde ise “Ermeni Soykırımı” iddiaları, Türk ve dünya kamuoyunda Ermeni asıllı yönetmen Atom Egoyan’ın “Ararat” isimli filmiyle de gündeme gelmiştir[19].
Sedat Laçiner ve Şenol Kantarcı, “Ararat: Sanatsal Ermeni Propagandası” isimli kitaplarında “Ararat”’ın Türkiye için “Geceyarısı Ekspresi”nden çok daha büyük problemler yaratacağını iddia etmektedirler (Laçiner-Kantarcı, 2002). Nitekim filmde 1,5 milyon kişinin sadece Hıristiyan oldukları için Türkler tarafından öldürüldükleri iddialarının işleniyor olması Batı medyasında giderek artan bir ilgiyi doğurmuştur. Konu ile ilgili çıkan hemen hemen tüm makalelerde “’Ermeni Soykırımı’nın Batı’da bilinmediği, sadece Yahudilerin Hitler Almanyası’nda yaşadıklarının hatırlandığı” ifadelerine sık sık yer verilmiştir. Bu makalelerin bir diğer ortak yönü de “Ermeni Soykırımı” ifadesinin yerini hızla “Ermeni Holokostu” ifadesinin alıyor olmasıdır. Yani bu haberler “Yahudi Holokostu”nun dışında ikinci bir holokostun daha olduğunu Batı kamuoyunda işlemektedir. Sanat ve film dergilerinde ise filmin konusu “Bir buçuk milyon Ermeni’nin Türkler tarafından katledildiği 1915-1917 ‘Ermeni Holokostu’” olarak sunulmasının ardından, ‘gerçek bir hikayeden alınma’ ibaresi sıklıkla kullanılmaktadır. Ararat ile ilgili yorumlarda çokça tekrarlanan durumlardan biri de Ağrı Dağı ve onun yeri ile ilgilidir. Kanada ve ABD’de yayınlanan bir çok süreli yayında Ağrı Dağı’nın bugünkü Ermenistan’ın bir parçası olduğu, ya da ‘tarihi Ermenistan’ın parçası” olduğu vurgulanmaktadır. Birçok yazıda ise Doğu Anadolu Bölgesi’nden ‘tarihi Ermenistan’ ya da sadece ‘Ermenistan’ olarak bahsedilmektedir. Batı basınında göze çarpan bir diğer filmden kaynaklanan yorum ise Van şehrinin 1915 olayları esnasında tamamen yok edildiği şeklindedir. Sedat Laçiner ve Şenol Kantarcı’ya göre filmin tanıtımında öyle ifadeler kullanılmaktadır ki okuyucu Van şehrinin maketinin Kanada’da film için yeniden inşaa edilmesinin nedenini “şehrin Türkler tarafından haritadan silinmiş olması”na bağlayabilmektedir (Laçiner-Kantarcı, 2003). Kısaca, Egoyan’ın filmi gösterime girmemesine rağmen filmin iddiaları Batılı basın yayın organlarında sıkça yer almıştır ve bu yorumlar Ermeni perspektifini yansıtmaktadır.
|