dunyabaski.jpg
tanrinindogum.jpg
Ermeni Sorunu Niye Bitmez?
Yazar Hasan "Sonsuz" Çeliktaş   
 

Görüntülenme : 5111    


Image1923-1965 arası Türk karşıtı Ermeni faaliyetleri sessiz görünse de pasif diye nitelendiremeyecek bir dönem geçirmiştir. Zira, Ermeniler bu tarihler arasında okullar ve kiliseler hariç ABD'nin çeşitli eyaletlerinde 34 kuruluş ve bunlara bağlı yüzlerce büro kurarak Türk karşıtı faaliyetlerine devam etmişlerdir (Kantarcı, 2002).

1965 yılı, Türkiye’ye yönelik Ermeni faaliyetlerinde yeni bir başlangıç teşkil etmiştir. Bu tarihten sonra Türk karşıtı Ermeni faaliyetleri başta yine ABD ve Fransa ağırlıklı olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yoğun olarak yürütülmeye başlamıştır.

1965’te, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Ermeniler, Ermeni patrikhane ve kiliseleri, eğitim ve öğretim kurumları ve siyasi kuruluşları harekete geçmiş ve Ermeni soykırımının 50. yıldönümü olduğu iddiasıyla  24 Nisan tarihini “24 Nisan 1915 Ermeni Soykırım Günü” ilan etmişlerdir[13] (Kantarcı, 2002). 1965’ten itibaren artık rutin bir biçimde her yıl Nisan ayında anma toplantıları ve ayinleri yapılmaya başlanmıştır. Bu tarihten sonra ayrıca Ermeniler, Beyrut, ABD, Suriye, Fransa, Brezilya, İtalya gibi dünyanın birçok ülkesinde Ermeni katliamı anıtları dikmeye-diktirtmeye başlamışlardır (Özgüldür, 2001).

1973 yılında ise “Ermeni Sorunu”, ABD'de Santa Barbara cinayetiyle yeni bir görünüm kazanmış ve bu olaydan 1985'e kadar süren süreçte terör boyutuyla Ermeni faaliyetleri çeşitlilik göstermeye başlamıştır. Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı Ermeni'nin 27 Ocak 1973'de Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir'i Santa Barbara’da öldürmesiyle başlayan "Bireysel Ermeni Terörü", 1975'den itibaren "Örgütlü Ermeni Terörü"ne dönüşmüştür[14]. Servet Avşar ve Şenol Kantarcı’ya göre Ermeniler, terör sürecini politik savaşın önemli aşaması olarak görmüşler ve terörün sona ermesinden[15] sonra ağırlıklı olarak özünde halkla ilişkiler boyutu güçlü olan bir süreci başlatmışlardır (Avşar-Kantarcı, 2003).

Bu çerçevede 1985 yılı, Ermeni faaliyetlerinin günümüze kadar uzanan  ve dünya genelinde çeşitli ülkelerin parlamentolarına getirilen “Ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasa tasarısı çalışmalarından; Ermeni tezlerini yansıtan kitap, broşür, kongre, panel, sinema ve internet ağı gibi iletişim araçlarının kullanımına kadar uzanan stratejilerin ortaya çıkmaya başladığı dönem olmuştur. Bununla birlikte 1985 yılı, dünyanın çok çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren ve Türk karşıtı kampanyalar yürüten Ermenilerin, kampanyalarındaki söylemin sertliğini ve faaliyet alanlarının çeşitliliğini arttırdıkları; bu faaliyetlerin dünya medyasında sık sık Ermeni söylemleriyle gündeme geldiği bir dönem de olmuştur.

İngiliz BBC televizyonu, Ermenilerin, soykırımı anma ve Türkiye’yi kınama amaçlı Trafalgar Alanı’na yürüyüşlerine genişçe yer vermiş ve aynı televizyon Türkiye haritası üzerinde Doğu Anadolu’nun Ermeni anayurdu olduğu iddiasını Ermenilerin ağzıyla tekrarlamıştır (Avşar ve Kantarcı, 2003).

Alman WDR televizyonu 23 Nisan 1985 akşamı yayınladığı 15 dakikalık bir programda Ermeni iddialarına yönelik bir yayın gerçekleştirmiştir. “70 Yıl önce Ermenistan’da Soykırım” adı altında yayınlanan programda, Türkiye’deki savaş koşulları içerisinde bölgede yaşayan Ermenilerin, diğer azınlıklar gibi büyük acı çektikleri ve Ermenilerin sembolünün Ağrı Dağı olduğu temaları vurgulanmıştır (Avşar ve Kantarcı, 2003).

24 Nisan 1985 yılında New York televizyonunun 13. kanalında Ermenilerle ilgili bir program yayınlanmıştır. ABD’deki Ermeni lobisinin 250 bin dolar ödeyerek yayınlattıkları programda Ermeni asıllı Babayan ailesinin üç nesli ekrana çıkartılmıştır. Ailenin ikinci nesilden üyesi olan Harityun Babanyan, Maraşlı olduğunu söyledikten sonra, 1915 yılında altı yaşında olduğunu belirterek o döneme ait oldukça ayrıntılı bilgiler vermiştir. Babanyan: “Senelerce sustuktan sonra Musevilerin başarısını kendimize örnek alıp örgütlü mücadeleye başladık. Davamız dört elle sarıldık. Bundan sonra her yola, her yönteme başvuracağız. Ne zaman bir Türk’ün öldürüldüğünü duysam, sevinçten yüreğim yağ bağlıyor” demiştir (Avşar ve Kantarcı, 2003).

Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Ermenistan’daki Eçmiyazin Kilisesi’ne bağlı olan Ermeni grup, buradaki kiliselerde bir dizi ayinler düzenlemişler; Viyana Televizyonu da bu ayinleri Ermeni iddiaları ile birlikte yayınlamıştır (Avşar ve Kantarcı, 2003).

Sovyetler Birliğinde ise Komünist Parti Yayın Organı olan Pravda gazetesi 24 Nisan 1985 tarihli sayısında ilk defa ve açık bir şekilde “soykırım” yapıldığına dair bir makaleyi yayınlamıştır (Avşar ve Kantarcı, 2003).

Yukarıda anlatılan tüm bu eylemlere karşı Türkiye’de 1980’lerin başında Türk karşıtı Ermeni faaliyetlerinin önlenmesi amaçlayan bir eylem planı yapılmıştır. Planın yürütülmesi Dışişleri Bakanlığına verilmiş ve Dışişleri Bakanlığı da ayrı bir koordinasyon ünitesi oluşturmuştur. Bu dönemde Türkiye, büyük bir yayın faaliyetine başlamıştır. Makaleler, kitaplar, arşivler yayınlanmış; yayınlanan bu kitaplar yabancı dillere çevrilmiş ve yabancı ülkelerde dağıtılması da sağlanmıştır. Gazetecilerden, iş adamlarından kurulu yardımcı gruplar kurulmuş ve Amerika’daki Türklerin organizasyonu sağlanmıştır. Yine bu dönemde mektup kampanyalarıyla birlikte kongreler, konferanslar, paneller ve sempozyumlar da düzenlenmiştir[16]. Türkiye terör olaylarına karıştığı iddialarıyla yakalanan Ermenilerin mahkemelerine, bu davalara müdahil olarak katılmış; yani avukat tutmuş, daha ileri ki safhalarda ise Türk tarihçilerinden, profesörlerinden tanıklar, bilirkişiler dinletilmiştir. 1986’da Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın girişimleriyle Amerika’da 69 bilim adamı soykırımı olmadığına dair bir deklarasyon imzalamışlardır[17]. Türk tarafının etkin olduğu bu dönem yaklaşık altı yıl sürmüştür (Kaynak: www.belge.net).

Emekli Büyükelçi Ömer Lütem, Türk tarafının etkin olduğu bu dönem sonrasında, Türklerin faaliyetlerinin neden gittikçe azalmaya başladığını şöyle anlatmaktadır:

“Terörün durmasıyla beraber hemen hemen aynı zamanda Ermenilerin soykırımına uğradığının dünya kamuoyunda tanıtılması faaliyetleri başladı. Bunların başında tabiî bildiğiniz gibi parlamentolarda tanıtmalardır. Peki, Türkiye’nin tutumu ne oldu? Türkiye’de şöyle garip bir denklem ortaya çıktı: Kamuoyunun ilgisi olduğu zaman devletin de ilgisi var. Kamuoyunun ilgisi ne zaman var; cinayet olduğunda var. Cinayet bitince kamuoyunun ilgisi azalıyor mu? Evet! O zaman ne oluyor? Devletin de ilgisi azalıyor; ama, olay ortada duruyor. Yani, kamuoyunun ilgisinin azalması devletin ilgisinin azalmasını gerektirmemesi lazım; ama, olay budur. Devletin ilgisi azalınca ağır ağır faaliyetler de bir azalma göründü. Bu bir günde olmamıştır, düğmeye basmış gibi olmamıştır, üç dört sene içerisinde, mesela 1983’te yapılanların 1988’de yapılmadığını, yapılamadığını görürsünüz; çünkü, dediğim gibi, devletin bu konuya olan ilgisi azalmıştır.” (Lütem, 2001)




Okur Yorumları  
 

 

Göster 1 1 Yorum

1. 17-09-2008 13:59

teşekkürler
bilgileriniz için teşekkürler
büşra

Göster 1 1 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
malachy.jpg

2012.jpg

oguzkaan.jpg

Google
Web derki.com



Son Yorumlar

Kriz Bir Sonuçtur
aradığımı nihayet buldum
gerçekten emekle hazırlanmış bir yazı...
...

Atatürk ve Sanat
ödev
ii bir site ödevde işime yaradı saolun
...

Aziz Malachy'nin Kehaneti
Çok uçuk...
Sayılarla dört işlem yapılarak...
...

Çocuk Pornosu (mu?)
gzl olmus
cok guzel olmus ve ayrica ulkemizde...
...

Tarih: 22 Aralık 2012
süper :)
"Öyle beyazlar içinde paso ot yeyip,...
...



 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.