Görüntülenme : 5111  |
Sayfa 2 of 7
Başka bir görüş, soykırımın olmadığı düşüncesindedir. Yaşananlar savaş koşullarında değerlendirilmelidir. Bu görüşe göre, Osmanlıların çıkardığı Tehcir yasaları bunun zorunlu bir göç olduğunun kanıtıdır. Soykırım iddialarının devamının nedeni tarihi gerçeklerin dünya kamuoyuna ulaştırılmaması ile ilgili bir sorundur. Bu sömürgecilerin bir oyunudur ve çözüm olarak da “Ermeni Sorunu”na yönelik araştırmalar arttırılmalı ve daha fazla uluslararası yayın yapılmalıdır (Munyar ve Yılmaz, 2001; s.103).
Bu konudaki son görüş ise Türklere yönelik katliam yapıldığını savunmaktadır. Bu konuda birçok belge vardır ve arşivler incelendiğinde yapılan katliamların kaynaklarına ulaşmak mümkün olacaktır. Doğuda yapılan kazılarda toplu mezarlara ulaşılmıştır ve aslında dünya kamuoyunun dikkatine, Türklere yapılan katliamlar sunulmalıdır (Munyar ve Yılmaz, 2001; s.103).
“Ermeni Sorunu”na yukarıda anlatılan tüm bu farklı bakış açılarına rağmen çözüm önerileri tek bir noktada birleşmekte ve arşivlerde bulunduğu iddia edilen Ermeni iddialarını çürütecek belgelerin dünya kamuoyuna sunulmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Bu noktada dünya kamuoyuna bu bilgilerin sunulmasında Türklerin iletişim araç ve stratejilerine önem vermesinin gerekliliğine de vurgu yapılmaktadır.
Tarih boyunca çeşitli ülkelere göç eden Ermeniler, göç ettikleri ülkelerde hem Ermeni toplumunun ihtiyaçlarını karşılamak ve onların yeni yerleştikleri ülkelere uyumunu kolaylaştırmak hem de göç ettikleri ülkelerin siyasi ve toplumsal yapısı üzerinde etkili olmak amacıyla örgütler kurmuşlardır[4]. Bu örgütler ABD, Kanada, Fransa, Lübnan, İran, Arjantin, Rusya, Avustralya, İngiltere ve Almanya gibi Ermenilerin belirli bir yoğunlukta yaşadığı ülkelerde etkili olmuştur. Diasporalar, bulundukları ülkelerde “soykırım” iddialarına dayanan Türk karşıtı kampanyaları sürekli gündemde tutmuşlardır (Kasım, 2002b). Bu ülkelerdeki Ermeni toplulukları, kendi dil ve amaçlarına uygun, sahip oldukları gazete, dergi, kitap ve yayınevleri dışında, o ülkelerin radyo televizyon gibi iletişim araçlarından da yararlanmışlar (İlter, 1994; s. 31) ve kendi iddialarının bulundukları ülkelerin kamuoyunda sık sık yer almasını sağlamışlardır[5].
“Soykırım” iddialarına dayanan kampanya, dünyanın bir çok ülkesinde sürdürülmüş olmakla birlikte en yoğun biçimde ABD[6] ve Fransa’da[7] yaşanmıştır. ABD ve Fransa’da yüzyılı aşkın süredir sürdürülen Türk karşıtı kampanyalar ve Türklerin bu faaliyetlere verdiği karşılıklar, Türk ve Ermeni taraflarının kendi tezlerini dünya kamuoyuna sunma biçimlerini ve bunun için kullandıkları araçları yansıtması açısından büyük önem taşımaktadır.
ABD’de, Türk karşıtı söylemlerle yapılan Ermeni yanlısı yayınların tarihi 1880’lerden başlamaktadır. O tarihlerde bazı Ermeni yanlısı yayın yapan gazetelerde Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenilere baskı yaptıkları ileri sürülmekte ve Türk Hükümeti ve Türk insanı suçlanmaktadır. Türk karşıtı kampanyalar zaman zaman çok şiddetlenirken Osmanlı İmparatorluğu’nun Washington Elçiliği bu kampanyalara karşı yanıtlar vermek için çabalar sarfetmektedir. Amerikan gazeteleri, Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiklerini iddia etmekte ve Amerikan Başkanının harekete geçerek Türk karasularına Amerikan savaş gemileri göndermesini istemektedirler. Osmanlı Büyükelçisi Ahmet Rüstem Bey, Sadrazam Sait Halim Paşa’ya gönderdiği bir raporda, yıllardan beri Türk karşıtı yapılan propagandalar ile Amerika’da Türk aleyhtarlığı yaratıldığını söyleyerek bu propagandalara propaganda ile cevap vermek gerektiğini, bunun için kendisinin de devamlı olarak gazetelere makaleler yazdığını ve demeçler verdiğini ve bu türlü çalışmalara devam edeceğini bildirmişti. Büyükelçi Rüstem Bey, basındaki saldırılara yine basın yoluyla sert yanıtlar vermiş ve büyükelçinin demeçleri Amerikan Hükümetinden büyük tepki almıştır. Sonradan yapılan uzun yazışmalar, Amerikan Hükümetiyle Türk Büyükelçisinin arasını yakınlaştırmaktan çok soğuk bir savaşa dönüştürmüş ve Ahmet Rüstem Bey, tüm bu yaşananların sonucunda ABD’den ayrılmıştır (Şimşir, 2001a).
1890’lı yıllarda Anadolu’da yaşanan olaylar[8] tıpkı ABD’de olduğu gibi Fransa’da da Ermenilere yapılan katliam olarak kamuoyuna yansıtılmıştır. Bu çerçevede Ermeniler Fransa’da da 1890’lı yılların ortalarında yoğun bir Türk karşıtı kampanyaya girişmişlerdir. İlk olarak Paris’te bulunan Ermeni öğrenciler, Ermenilere Türkler tarafından yapıldığını iddia ettikleri mezalimin Fransız basınında yayınlanmasını istemişler ve basının bazı kesimleri de bu tarzda yayın yapmışlardır. Bununla birlikte Fransız ve Ermeni kilise papazları Ermeni halkını Türklerin baskılarından kurtarmak adına Fransızlara çağrıda bulunmuşlardır. Bu kampanyalardan etkilenen Fransız halkı, bazı devlet adamları ve yazarlar Ermeniler lehine faaliyetlerini arttırmışlardır. Georges Clemenceau, Anatole France, Jean Kaures, Francis de Pressenüe gibi önemli kişiler Fransız destekleme komitesi kurarak binlerce Ermeninin Türkler tarafından öldürüldüğü iddialarını başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa kamuoyuna yaymaya başlamışlardır. Yazıları ve söylevleri büyük ilgi toplayan bu devlet adamları ve yazarlar “Zavallı Ermeni”, “Katliamcı Türk” imgelerinin yerleşmesinde ve güçlenmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu kişiler 1900 yılında 15 günde bir yayınlanan Pro Armenia dergisinde birleşerek, Ermeni bağımsızlık hareketine destek vaatlerinde bulunmuşlardır (Sarınay, 2003).
Osmanlı Devleti, Fransa’daki Ermeni faaliyetlerine karşı oldukça duyarlı davranmış, özellikle Paris Büyükelçiliği ve konsolosluklar vasıtasıyla her olayı anında haber almış ve özellikle Ermenilerin basın yoluyla yaptıkları Türk karşıtı yayınları süratle cevaplandırma yoluna gitmiştir. Bu çerçevede Fransız gazetelerinde çıkan gerçek dışı haberler anında tekzip edilmiştir.[9] (Sarınay, 2003).
1914’de patlayan 1. Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya ile müttefik olarak savaşa girmesi olaylara farklı bir boyut eklemiştir. Fransa, Almanya’nın karşısında itilaf güçlerinde yer almış ve dolayısıyla Osmanlı Devleti ile de karşı cephelerde savaşmıştır. 1917 yılında da, ABD’nin de itilaf güçlerine katılmasıyla birlikte Türk-Amerikan ilişkileri de kesintiye uğramıştır.
1917’de kesilen Türk - Amerikan ilişkilerinin yeniden kurulması ve normale dönüşmesi 1927 yılı sonunu bulmuştur. Birbirleriyle hiç savaşmamış olan Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkiler tam on yıl kopuk kalmıştır. Bilal Şimşir’e göre bu iki ülke arasında on yıl boyunca normal diplomatik ilişkilerin kurulamamasının başlıca nedeni, Amerika’daki Ermeni lobisiyle Amerikalı destekçilerinin Atlantik ötesinde yürüttükleri Türk karşıtı kampanyadır (Şimşir, 2001b).
Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve Lozan antlaşmasının imzalandığı dönemde de Ermeni kampanyaları devam etmiştir. 1923 Lozan Barış Antlaşmasının yürürlüğe girmesiyle yeni Türkiye’nin dış ilişkileri normale dönmüş ve Türkiye, yıllarca savaştığı ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmaya başlamıştır. Türk hükümeti dünyanın farklı ülkeleriyle diplomatik ilişkiler kurarken ABD hükümeti ile Lozan’da bir dostluk antlaşması imzalamıştır. Lozan’da Türk-Amerikan antlaşması[10] imzalanır imzalanmaz Amerika’daki Ermeni ve Rum lobileri ayağa kalkmış ve Türkiye aleyhtarı kampanyalarını şiddetlendirmişlerdir. “Lozan Antlaşması’na Hayır!” sloganı altında yeni ve güçlü bir Türk karşıtı kampanya başlatılmıştır (Şimşir, 2001b). Ermeniler örgütlenmiş yapıları ve organları, gazeteleri ve etkisi altındaki çevreleriyle, Lozan Antlaşmasına savaş açmışlar ve böylece de yıllarca sürecek bir kampanya başlatılmıştır.
Türkiye, Lozan Antlaşmasına karşı Amerika’da yürütülen kampanyayı önleyebilecek veya dengeleyebilecek durumda değildir. Normal diplomatik ilişkiler kurulamadığı için Amerika’da Türk Elçiliği, Türk konsoloslukları, ataşelikleri yoktur. ABD’de büyük bir Türk nüfusu, önemli bir Türk lobisi de olmadığı için Türk karşıtı kampanya karşısında herhangi bir tepki veya engel bulmadan yayılmaktadır. Bu dönemde Lozan Antlaşmasına karşı yürütülen kampanyaya tepki Amerikalıların kendilerinden ve Amerika’da yaşayan küçük Türk kolonisinden gelmiştir[11] (Şimşir, 2001b). Lozan Antlaşmasının onaylanmasını isteyen Amerikalılar, 1923-1926 yıllarında birçok bildiri yayınlamış, çeşitli demeçler, raporlar hazırlamış ve yazılar yazmışlardır[12] (Şimşir, 2001b). Türk yanlısı kampanyaya Amerikan basınının bir bölümü de destek vermiş ve geçmişte Türk karşıtı yayınlar yapmış “The New York Herald Tribune” gazetesi, bu defa Türk yanlısı yazılar yayınlamıştır: “Savaş, kapitülasyonları silip süpürdü. Kapitülasyonlar artık nasıl diriltilebilir?... Japonya’daki kapitüler haklarımızdan Hükümetimiz gönüllü olarak vazgeçti. Çin’deki kapitülasyonlara son verilmesini de Washington konferansında kabul ettik. Türkiye’ye karşı neden ters bir politika izliyoruz?” diye sormakta ve “Bir devlet egemense, onun egemenliğinden vazgeçmesini bekleyemeyiz” diye eklemektedir. Gazete, Lozan Antlaşmasına karşı çıkanların “eski düşünce alışkanlıklarından” vazgeçemediklerini, yeni Türkiye’yi kavrayamadıklarını söylemekte ve “Ne söylenirse söylensin Mustafa Kemal rejimi eski Osmanlı düzeniyle bağlarını kesinlikle koparmış bir rejimdir” demektedir. Lozan Antlaşmasını savunan başka Amerikan gazeteleri de vardır: Boston Herald, The Washington Post, The New York Times, The Chicago Daily News, The Boston Transcript, The Baltimore Sun vs. gibi (Şimşir, 2001b).
ABD ile büyükelçilik düzeyinde ilişkiler kurulup Türkiye Cumhuriyeti’nin ABD Büyükelçisi Ahmet Muhtar Bey, 9 Aralık 1927 günü görevine başladıktan dört gün sonra Ankara’ya ilk olumlu haberi vermiştir: “Hükümet partisinin mürevvic-i efkârı olan Washington Post gazetesinin bize müzahereti temim olunmuştur” demiştir. Bu gazetenin genel yayın müdürü Mr. Benett, Büyükelçiye ve çalışma arkadaşlarına bir yemek vermiş ve niyetini açıklamıştır: “Washington Post, Türkiye’yi savunacaktır. Ermeni lobisinin propagandası karşısında artık susmayacaktır. Ermeniler, iki Cumhuriyetin el sıkışmasını şimdiye kadar engellemişlerdir. Bundan sonra onların Amerikan kamuoyunu yanıltmalarına izin verilmeyecektir”. Mr. Benett, “Ermeniler, Amerika’da da Rusya’da da yılandır” demektedir ve gazetesinde 9 Aralık 1927 günü “Yeni Türkiye” başlıklı, çerçeve içinde bir yazı yayımlamıştır. Bu, Amerika’daki Türk karşıtı kampanyaya karşı dolaylı cevaplardan biridir. Günler geçtikçe Ermeni lobisinin kampanyası hızını kaybetmiş ve Yeni Türkiye’ye karşı Amerikan kamuoyunda ilgi doğmaya başlamıştır (Şimşir, 2001b).
|