Bebek Büyütürken Doğru Bilinen Yanlışlar

31.973 views

Maalesef ülkemizde bebek bakımı ağır bir şekilde hurafelerin etkisi altında. Bebek ölüm oranlarımızın hala Avrupa standartlarının çok üstünde olmasının önemli nedenlerinden biri yanlış inançlardan ve kulaktan dolma bilgilerden kaynaklanan uygulamalar.

5 yaş altı çocuk ölüm oranımız hala çok yüksek: Binde 52. Dünyadaki 193 ülke arasındaki çocuk ölümleri sıklığına göre Türkiye 85. sırada! Bebek daha anne karnındayken başlayan bu hurafelerin neler olduğunu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr Kadir Tuğcu’dan öğreniyoruz.

# Annenin yediğine içtiğine karışılır, ekşi yerse ‘Ayşe’, tatlı yerse ‘Atlı’ doğacağına inanılır. Oysa cinsiyet babadan gecen ‘X’ veya ‘Y’ kromozomuna göre daha ilk anda değişmemek üzere tayin olmuştur.

# Bebek doğduktan sonra anneye bebeğini ‘üç ezan’ emzirmemesi söylenir. Böylece bebek 9-12 saat aç kalacak demektir. Bebeğin ‘hipoglisemi’ye girmemesi için doğar doğmaz emzirilmesi şarttır.

# Anneye ‘al basması’ olmasın diye altın takılır, kırmızı bezler bağlanır; yatağının altına süpürge, makas gibi cisimler konulur. Bu boş işlerin Allah’tan bebeğe bir zararı yoktur, gereksizdir. Al basması dedikleri durum ‘loğusa humması’ denilen mikrobiktir, antibiyotikler sayesinde artık görülmemektedir.

# Memeden gelen ilk ağız sütü denilen ‘kolostrum’ bebeğe verilmez ve toprağa atılır. Bunun sebebi ilk ürünün toprağa verilmesi ile bereketinin artacağı inancıdır. Çok tanrılı dinlerden kalmadır. Oysa ilk ağız sütü bebek için hayatidir, aşı görevi görür.

# Anne sütü sarılık yapar. Genellikle Anadolu hekimlerinin iddiası olup, literatürde sadece 1970’li yıllarda bir makale görebiliriz, hiçbir yerden desteklenmemiş ve ispatlanamamış bir tuhaf makaledir.

# Bebek, göbek düşene kadar yıkanmaz. Günümüzün ezberci tıbbına en güzel örnek budur. Eskiden ‘göbek tozu’ diye bir ilaç kullanılırdı. Bu durumdaki bebek suya girdiğinde bu tozlu sargı ıslanır ve etrafa çok kötü kokular yayılırdı. Artık ‘göbek tozu’ kullanılmadığı için, bebek ilk günden itibaren yıkanabilir.

# Banyoda bebeğin kulağına su kaçması diye bir şey yoktur, kulağa su dökülse bir şey olmaz.

# Meme veren anne çok su içerse sütünün sulu olacağına inanılır. Oysa annenin çok su içmesi gereklidir ama annenin sütü sulanmaz.

# Meme veren anne hamile kalırsa sütü bebeği zehirler. Yalandır. Sadece anne için zor bir durumdur.

# İlk 6 ay bebek oturtulmaz. Oturtulur veya bastırılırsa, ‘geğreği’ batar, kemikleri eğrilir. Böyle bir organ yoktur. Eski insanlar ‘raşitizm’le karşılaştıklarında bunun erken oturtma veya bastırtma sonucu olduğunu zannetmişlerdir.

# Bebek çok kucağa alınmaz, alınırsa kucağa alışır. Bu söz, annenin daha fazla ev işi yapabilmesi için söylenmiştir.

# Peynir, sucuk gibi gıdalar ekmeksiz yenirse kurt yapar. Burada gaye çocuğun pahalı gıdaları çok tüketmemesidir.

# Yazın yumurta yenmez. Afrika 12 ay yaz. Oralarda çocuklar hiç mi yumurta yemiyorlar?

# Kalaysız kaptan yemek yenilirse zehirlenme olur. Bakır kap zehirlemez. İyi yıkanmayan kap zehirler. Aynı zehirlenme alüminyum ve çelik tencerelerde de olur. Ayrıca, günümüzde çok yararlı denilerek bakır ihtiva eden ilaçlar satılıyor.

# Paslı çivi veya teneke tetanos yapar. Yapmaz. Tetanos, Tetanos basili ile olur. Bu bakteri de en fazla at ve diğer geviş getiren hayvanların dışkısında bulunur.

# Çiçek aşısı yapılmadan bebeklere çiçek koklatılmaz. Çiçek aşısı tarihe karışınca bu sözün de ne kadar boş olduğu anlaşıldı.

# Suçiçeği geçiren çocuk yıkanmaz, su değdirilmez. Banyo, suçiçeği kaşıntısının en iyi ilacıdır.

# Ateşli hastalık geçiren çocuğa et yedirilmez. Tam tersi, ateşli hastalık esnasında aşırı antikor yapımı için proteine çok ihtiyaç vardır.

# Pekmez kan yapar. Hayır yapmaz. Esasında hiçbir şey kan yapmaz, vücut kan yapar. Bunun için de hayvansal gıdalara ihtiyaç vardır. Eskiden Türkiye’de şeker fabrikaları yokken, reçel çok kıymetli idi ve evin efendisine saklanırdı, çocuklar heveslenmesin diye “Pekmez kan yapar, siz pekmez yiyin” derlerdi. Maalesef buna inanan doktorlar da vardır. Eski insanlar çocukların et, süt gibi pahalı gıdaları tüketmelerini pek istemezlerdi.

# 40. gün bebeklerin kırklanması. İçine altın atılmış su ile bebeğin 40 defa yıkanması. Hıristiyanların vaftiz merasiminden uyarlamadır, Türkiye dışında hiçbir Müslüman ülkede yapılmaz.

# Yoğurtla balık yenilirse zehirlenme olur. Olmaz. Bu da Musevi adetidir.

# Maalesef günümüze kadar gelen bu hurafeler yetmezmiş gibi bir de yenileri uydurulmaktadır. Bunlara mani olmanın en iyi yolu, çok okumak ve bilgi sahibi olmaktır.

Hangi birini dinleyeceksiniz?

Sanmayın ki çocuklarımızı büyütürken etkisi altında kalınan kulaktan dolma bilgiler, yanlış ve batıl inançlar sadece Türkiye’nin ücra köylerinde geçerli. Büyük şehirlerde, üniversite mezunu anneler bile hamilelik dönemlerinden itibaren hurafelerin etkisinden kurtulamıyor. Tabii ki annelerimizin, anneannelerimizin tecrübelerine saygı göstereceğiz, bizler o tecrübelerin eseriyiz. Fakat en doğru ve en yeni bilgilerle büyümek her bebeğin hakkı. Tam da bu noktada yine en önemli görev annelere düşüyor. Anne, bilgili olacak ama içgüdülerine de güvenip dinleyecek ve en yakınları bile önerse bebeği ile ilgili uygulamalarda gerektiğinde herkese ‘hayır’ diyebilecek… Kolay mı derseniz? Hayır! Çünkü başta anneniz ve kayınvalideniz olmak üzere hamileliğinizin başından itibaren yüzlerce öneriye maruz kalabilirsiniz. Üstelik sıkıysa uygulamayın! Önce aile büyüklerine, sonra konunun komşunun, sokaktaki insanın önerilerine ‘dur’ diyebilecek sağlam bir psikolojiniz olmalı! Hatta geniş olmalısınız! Abartmıyorum! Çünkü ülkemizde herkes bebek bakımı konusunda kendini uzman sanır, dayanak olarak da “ben de bebek baktım, ne kel oldu, ne kör oldu” der.

Hiç unutmuyorum, Mayıs doğumlu bebeğimi yaz sıcaklarında emzirirken, ona nasıl da kıyıp su vermediğim konusunda başımın eti yenmiş; Ağustos sıcağında neden çorap giydirmediğim sorgulanmıştı. Anne kucağıyla göğsümde taşıdığım bebeğim, orada rahat olamazdı, beli kakılacaktı, hatta havasızlıktan ölebilirdi. Bu liste ilk 1 yıl yoğun olarak, yıllarca sonsuza uzar. “Hangi birini dinleyeyim” diyorsanız, bence hiçbirini. Doktorunuza soracak, güvenilir kitapları okuyacak, annelik içgüdülerinize güveneceksiniz. Ha bir de günümüz anneleri interneti kaynak alıyor, fakat internet ortamı da her zaman yeterince güvenilir olmayabiliyor. İnternet annelerine “www.anneoluncaanladim.com”dan şaşmayın derim. Çünkü ben, çocuğuma önermeyeceğim hiçbir bilgiyi siteye de koymuyorum.

HÜLYA YILDIRIM – Akşam

Önceki İçerikDikkat Eksikliği Nelere Yol Açabilir?
Sonraki İçerikBoyun Ağrısından mı Yakınıyorsunuz?
Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş
18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...

Yorum Yapın