Yengeç Dolunayı – Yol Arkadaşı

689 views

Şikayet ediyoruz, hayatın her noktasına, yaşadığımız her ana. Tatminsizlik bizimle bir olmuş gibi. Çünkü artık farklı bir şeyler olsun istiyoruz, aynı güne uyanmak, aynı kaygıları taşımak ağır bir yük. Uyanan kim, uyuyan kim bilmiyoruz. Ya bilseydik? Ya bunu değiştirmek elimizde olsaydı? Ya bunu seçebilseydik. Artık yorgunluktan şikayet etmeseydik, insanlardan ve yaşadıklarımızdan. Kaygılarımız bu kadar üstümüze gelebilir miydi o zaman?

Konuşmayı ve paylaşmayı unuttuğumuz bir süreçteyiz. Artık güvenme konusunun yerlerde olduğu, kimseye bir şeyler anlatamadığımız yerdeyiz. Kendimizle konuşmadığımız ve ne istediğimizi bilmediğimiz, çünkü kurtulacak bir çevre, kurtulacak bir dünya var. Hayali bir süper kahraman rolü yüklenmiş durumdayız. Herkesi ve her şeyi kurtarmak isterken, hiçbir şeyi değiştiremediğimizi gördükçe güçsüz hissetmeye başlıyoruz. Gerçekten öyle mi? Yoksa enerjimizi kendimizden başka herkese dağıttığımız için mi böyle yorgun hissediyoruz? Bir gün güzel uyanırken, diğer gün yaşayan bir ölü gibi uyanan bedenin ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünen zihnin ne istemekte? Artık kendine biraz değer vermelisiniz diye haykırmakta belki de. Bir karar alırken kaç kişilik düşündüğünü, bir sabaha kimleri kurtarmak adına uyandığını ve bu kahramanlık pelerini altında kendini ne kadar yorduğunu fark et diye belki de. Ya her şey zaten olması gibi oluyorsa ve sen herkesi rahat ettirmek adına boşuna koşturuyorsan? Ya sen herkesi mutlu etmek isterken kendini unuttuysan ve kendi mutsuzluğunu kapatıyorsan? Peki sen, gündemdeki her şeye üzülüyorken ya geçmişinde kapattığın, üzüntünü yaşayamadığın, kimseye anlatamadığın bir anıyı kafanda canlandırıp aslında kendine ağlıyorsan?

Ya sen kapana kısılmış hissettiğin her şeyi başkalarına mal ediyorsan. Belki de dışarı çıkmak istemeyen sensin, belki de kendini göstermemek adına bahaneler üretiyorsun. Bu kapanı sen yaratmış olabilir misin çevrende? Sadece sesli düşünüyorum. Bu kadar sorunu hayatına gerçekten sen çekmiş olabilir misin? İstemediğin bir yerde, istemediğin insanlarla sırf olmak zorunda hissettiğin için olabilir misin? Bu zorunluluk seni artık içten içe bitiriyor olabilir mi ve özgürlüğüne adım atman için artık bu duyguları geride bırakman gerekiyor olabilir mi? Belki de.

Yengeç Dolunayı. Kökler, derinler, geçmişler, kaygılar, ağlayamadıkların, konuşamadıkların, neden böyle olduğunu bilmediklerin ve sevdiklerin ve sevdiğini düşündüklerin. Hangi güvenlik alanı daha güvende hissetmeni sağlıyorsa oraya sığınmaların. Güveneceğin ve sırtını yaslayabileceğin, kanatları altına girmek istediğin güvenlik alanı oluşturduğun kişiler. Bunlar seni hiçbir zaman özgür kılmayacağını bildiğin halde, sırf her şey kontrol altında olsun diye kendini kapan içinde tutmaların. Köklerinden gelen bir ses. Hep fısıldanan ama cümleleri bir türlü algılayamadığın o ses. Sana artık kendini bul diye haykırıyor. Kaç yıl daha bitmesi gerekiyor, kaç yıl daha yıl sonu ‘bu yılda olmadı, belki seneye’ demen gerekiyor bir şeyleri değiştirmen gerekiyor. Bu, çalışmaya 6 da başlayacağım deyip, saati 6.05 gördüğünde 7 ye ertelemen gibi değil mi? Peki artık geçip gidecek olan bir yılın daha olduğunu düşünüyor musun gerçekten? Kaygılanma. Bir şey kaçırmıyorsun, sadece harekete geçip artık bütün duygularından özgürleşmenin vakti geldiğini söylüyor gökyüzü. Belki bunu değerlendirirsin.

Şikayet etmektense çözüm üretmen gerektiğini söylüyor artık gökyüzü. Yeteri kadar dışarda aramadın mı sorunu ve çözümü? Bugün başkasına yıktığın her sıkıntıyı, bugün kendini var etmekle ilgili sıkıştığın her anı ve kendini kapana kısılmış hissettiğin her duvarı yıkabilecek gücün olduğunu söylüyor gökyüzü. Neden duymak istemiyorsun ve neden kontrol altında tutmaya çalışıyorsun her şeyi. Her şey kontrol altında iken sence bu kısır döngü kırılabilir mi? Her şey belli, her şey düzenliyken, değişim nasıl gelir hayatına? Hem her şeyden şikayet ederken, hem her şeyi aynı şekilde yapman normal mi? Ezberlerini bozmanın vakti.

Yengeç Dolunayı duyguların en yüksek olduğu ve dolunayın hakkını tam olarak veren bir dolunay. Bu bir enerji şifalanması, bu bir duygusal özgürlük bildirisi. Her şey güzel gidecek hissiyatı ve her şey aniden bozulabilir kaygısının aynı anda gelmesi, bir gün gerçekten her şey iyi giderken, ertesi gün her şeyin bozulabildiğini görmek ve duygusal iniş çıkışların görüldüğü bu dolunayın en önemli dediği şey, ‘Sen herkesten özgür bir bireysin. Annenden özgürsün, yaşadığın yerden özgürsün, babandan özgürsün, çevrenden ve arkadaşlarından artık özgürsün. Kendi yoluna yürü.’ Bu dolunay artık köklerinin karmasını sen yaşama ister, bu dolunay artık kendini var et ister, bu dolunay artık olgunlaş ister. Bu cesaret, bu geleceğe dair umut, bu kendi gücünü görebileceğin his seninle olacaktır.

Gerek Merkür-Jüpiter kavuşumu, gerek Venüs-Neptün üçgeni, gerekse Mars-Şiron kavuşumu bu dönemin tam anlamıyla bir şifalanma dönemi olduğunu, hem ilişkilerin, hem iletişimin düzelebileceğini, hem de bedenen bir güç hissedebileceğimizi gösteriyor. Ancak bazen kolayken, bazen de inatlaştığımız konular üstünde sert durumlar yaşanabilir. Çünkü, geleceğimizi kurduğumuz zihin içindeki istediğimiz durumlara, güle oynaya gidilmiyor her zaman. Çünkü bazı şeyleri algılamak için yaşamak gerekiyor, her şeyi dinleyerek ve konuşarak algılayamayabiliyoruz ve bu yüzden ‘deneyimler’ yaşıyoruz. İşte bu deneyim şu an bize gelmek için hareket halinde. Bu dönem neyi deneyimlerseniz, deneyimleyin sizin hayrınıza olacağını bilin. Çünkü bir şeyler öğrenmek istediniz kendinizle ilgili ve bunu görebilmeniz için gözünüzdeki perdeyi indirmek gerekiyor. Sıkı sıkıya tutunduğunuz o perdeyi indirmek adına yaşayacağınız deneyimleri siz istediniz. Aşk için çok güzel bir süreç ve bu süreci daha da güzelleştirecek olan yol arkadaşları bulabilmenizdir.

Yengeç Dolunayı bazı dış faktörleri bırakıp, artık kendi ilişkilerimize, kendi işimize ve kendi hayatımıza odaklanmamız gerektiğini bildiriyor. Yılın son dolunayı olarak olmuş olanı geride bırakıp, olacak olana odaklanmamızın bize katkı olacağını söylüyor. İlişkilerde daha dürüst, iletişimde daha şeffaf ve paylaşımda daha bonkör olmak ve bedenen hareketli olmak bize iyi gelebilir bu dönem. Şüphe ve kinin sizin alım gücünüze ve ilişkilerinize sekte vuracağını net olarak gösteriyor. Asıl olan kendi alanımızda kalıp, kendi hedeflerimize yürümek olduğunu söylüyor. Ve görmezden geldiklerimizi hayatımıza çekiyor.

Aslında bu kokuyu tanıyorsun, ilk doğduğun andan beri bu kokuyu duyuyorsun. Bu koku, senin geçmişten getirdiğin, belki de daha bu dünyaya gelmeden verdiğin sözlerin ve bu dünyaya neden geldiğini hatırlatan koku. Bu sesi tanıyorsun çünkü daha önce defalarca duyup, defalarca duymazdan geldiğin o ses bu. Bu eli tanıyorsun, sana defalarca uzanan ancak gururunu bir türlü geçemeyen bu eli tanıyorsun. ‘Kimse bana yardım edemez!’ dediğin el, evet. Bu yolu, özellikle bu yolu çok iyi tanıyorsun. ‘Bu yol uzun, ben bu yolu yürüyemem, o kadar güçlü değilim, hazır değilim, herkesin gittiği o kestirme yola benzemiyor, bu yol bana ait değil, hayır engelleri çok.’ dediğin bu yol. Artık seninle yürümek için bekliyor. Bu yıl her şey değişebilir senin için, sadece artık sana öğretilen, sana gösterilen ve sana empoze edilen yolu değil, kendi yolunu seçersen. Bu yolda kurtulmayı bekleyen kimse yok, bu yola kurtarmanı bekleyen kimse yok, belki egonu okşamayacak ama bu yolda senden beklentisi olan kimse yok. Bu yol seni seviyor, çünkü sana ait, çünkü seni tanıyor ve artık onu gör istiyor. Yol arkadaşın, kendini serbest bırakmanı ve kendini seçmeni bekliyor. Sevgiler. Katkı olsun.

Yorum Yapın