Pazartesi, 20 Eylül 2010 21:54

Gezegen Dizilimleri ve Güneş Aktiviteleri

Yazan 

21 Eylül- 29 Ekim 2010 tarihleri arasındaki etkin gezegen dizilimleri, Güneş aktivitelerini ve bunun neticesinde yerküreyi içinde bulunduğumuz Güneş Döngüsü periyodu olan 11 yıllık döngüde, şimdiye kadar yaşanan diğer stresli zamanlardan daha fazla etkileyecek. Bu dönemde oluşacak ve Güneş’i de açısal olarak etkileyecek gezegen dizilimleri, güneş aktivitelerini tetikleyebilir, böylece etkin jeomanyetik fırtınalara sebep olabilir, böylelikle insanlar arasındaki huzursuzlukları, çatışmaları, kargaşa ve terörü, hatta uluslar arası gerginlikleri tetikleyebilir. Sert jeomanyetik fırtınalar, büyük ölçekli depremlere, tsunami ve sel baskınlarına, volkan aktivitelerine, aşırı sıcaklık artışına, yangınlara da sebep olmaktadır.

Son yüzyılda güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktivitelerine sebep olan gezegen hareketleri ile sadece doğal felaketler değil, aynı zamanda savaşlar, terör olayları, salgın hastalıklar arasında önemli istatistiksel bağlantılar kurulmaya başlanmıştır. Tekrarlayan gözlemler saldırgan davranışların, aile uyumsuzluklarının ve sokak terörünün artmasının çoğunlukla manyetik fırtınalar ya da güneş patlamaları ile birlikte olduğunu göstermektedir. Gezegen hizalanmalarından kaynaklı jeomanyetik fırtınalardan tüm canlıların biyokimyası etkilenmektedir. İnsanlar arası üzüntüler ve uluslar arası sorunlar birbiriyle bağlantılıdır. Gezegenler hizalanır, güneş patlamaları, manyetik fırtınalar olur ve insanlar tepki gösterir. Dolayısıyla 21 Eylül- 29 Ekim 2010 tarihleri arasında, terör ve şiddete yönelik eylemler artabilir, uluslar içerisinde ve uluslar arası gerginlikler yaşanabilir, insan eliyle yapılan çevreye zararların olumsuz sonuçlarıyla karşılaşılabilir, doğal felaketlerde artış olabilir, daha önce doğal felaketlerden etkilenmiş bölgelerde salgın hastalıklar görülebilir. Bu tarihler arasında en dikkat çeken günler şunlardır:


Eylül 2010: 21, 22, 23, 24, 30 Eylül

Ekim 2010: 1, 6, 10, 11, 12, 13, 27, 28, 29 Ekim

Bu tarihler arasındaki gezegen pozisyonlarını belirlerken, ağırlıklı olarak Güneş-merkezli haritalar kullanıyorum. Takip eden yazımda, Güneş-merkezli haritalar ile ilgili bilgi vereceğim. Ama şimdilik, hiç Astroloji bilmiyor olmasına rağmen, gezegenlerin pozisyonlarının güneş lekeleri ve jeomanyetik fırtınaları etkilediği konusunda en önemli çalışmaları yapmış ve manyetik fırtınalara dair tahminleri %90 gibi doğruluk oranına ulaşmış bir radyo teknisyeni olan John H. Nelson'ın bu çalışmalarından esinlenerek Güneş-merkezli (Heliocentrik) haritalarla çalışmaya başladığımı belirteyim.

Yukarıda verilen tarihlere yönelik Güneş-merkezli ve Yer-merkezli astroloji haritalarına takip eden yazıda yer verilecektir. Güneş’in Terazi burcuna giriş yaptığı ana yönelik haritada da, önümüzdeki üç aylık dönemin önemli stresler içerdiği gözlemlenmektedir. Venüs’ün zarar gördüğü Akrep burcundaki geri hareketinin başlayacağı 9 Ekim civarındaki tarihlerden itibaren, özel ve sosyal ilişkilerde, diplomasi ve uluslar arası ilişkiler alanlarında sıkıntılar, sorunlar yaşanabilir.

Dolunay Civarındaki Tarihlere Dikkat!

Güneş’teki manyetik alanlar olan Güneş lekeleri sayısıyla, dünyanın manyetik aktivitesi arasında yakın bir paralellik vardır. Güneş lekeleri etkileyen önemli faktörlerden birisi de gezegenlerin pozisyonlarıdır ve gergin gezegensel dizilimler direkt veya dolaylı olarak yeryüzünde oluşan jeomanyetik aktivitenin artmasına neden olurlar. Güneş aktiviteleri nedeniyle (Güneş rüzgarları) oluşan jeomanyetik fırtınalar, hava zaten fırtınalıysa iklimsel fırtınaları uzatır. Dünyanın manyetik alanı Güneş’in ekvator düzleminden geçtiği Mart ve Eylül aylarında daha fazla bozulur, dengesizlikler, değişimler olur. Eylül ayı, özellikle Pasifik’te, fırtınaların ve büyük çaplı kasırgaların etkin olduğu bir aydır. Jeomanyetik fırtınalar dolunay zamanlarından daha etkindir. 23 Eylül’de hem güneş dünya ekvatorundan geçiyor, hem dolunay var, hem de gezegenler birbirleriyle gergin pozisyondalar!

Bu şartlarda Güneş’le dizilim yapan gezegenlerin etkisinin dolunay tarafından da tetikleneceği 23 Eylül tarihinde veya buna çok yakın tarihlerde, dünyanın manyetik alanında bozulmalar neticesinde doğal felaketlerde artış meydana gelebilir. Dolunayın, Dünya’nın manyetik alanında ek bir dengesizliğe neden olduğu bilinmektedir. Jüpiter-Uranüs kavuşumlarında insan hareketleri, doğa hareketleri canlanmaktadır. Jüpiter-Uranüs kavuşumunun Scheat adındaki kötücül kabul edilen yıldızla birleşiyor olması, stresli zamanlara, doğal felaketlere işaret etmektedir. Scheat gemi kazalarına, denizlerle-sularla ilgili sorunlara da işaret eden bir yıldızdır. Ptolemy’e göre, aşırı talihsizlik, cinayet, intihar ve boğulmaya yol açar. 21, 22, 23 Eylül tarihlerinde dünyanın çeşitli bölgelerinde, ama özellikle Okyanus kıyılarında, Pasifik’te ve Amerika kıyılarında denizlerle-sularla ilgili sorunlar, tsunamiler, etkin kasırgalar, çeşitli doğal felaketler görülebilir.

Dolunay ve Güneş’in Terazi burcuna giriş haritasında, kadersel Kuzey Ay Düğümü Facies adlı yıldızla birleşmektedir. Bu yıldız kötücül nitelikte görülür, şiddete ve yıkıma sebep olan olaylarla bağdaştırılır. Bernadette Brady bu yıldız için şöyle diyor: “Facies şiddete başvurmayı ya da şiddete maruz kalmayı simgelediği için zor bir yıldızdır. Facies’in dokunduğu her şey acımasızlık ve/veya öfkeden etkilenecektir. Facies, yüksek motivasyon, hırs ve odaklanma gücü ile bağdaştırılır. Sadist eğilimlerle ve zalimlikle bağdaştırılır." Bu demektir ki önümüzdeki yakın süreçte insan eliyle yapılan yıkım, terör ve şiddete yönelik eylemler artabilir. Toplumsal değişimin had safhaya varacağı bu süreçte, kadersel olarak iyice kültürel yozlaşmaya, kutuplaşmaya, kamplaşmaya, kaosa, azgınlıkların adeta azması sürecine çekiliyor olabiliriz.

Toplumsal değerlerin bugün ciddi anlamda erozyona uğradığı, uğramaya da devam ettiği bir gerçektir. Bu bozulmayı da, toplumsal arenada yeni bir düzenin tekrar tahsis edileceğine dair bir gösterge olarak alabiliriz. Malum, dejenerasyon olmadan rejenerasyon olmuyor. İçinde bulunduğumuz bu süreç, yıllar önce İsveçli psikolog Carl Jung tarafından Enantiodromia olarak tanımlanmıştır. Bu tür toplumsal değişim dönemlerinde, değerlerde bir kutuplaşma meydana gelir, karşıt kamplar ortaya çıkar ve yeni değerler, inanış sistemleri ve felsefeler oluşur. Kutupsallaşmanın meydana geldiği tarihsel geçiş dönemleri, daha yüksek bir varlığın filiz vermesi ve ayrı kutuplara ayrılmış kampların daha yüksek bir seviyede birleşmelerini işaret eder.

22-23 Eylül’deki bu önemli tetiklenmenin ardından, dünyanın farklı bölgelerinde, 21 Eylül-29 Ekim 2010 tarihleri arasında ardı ardına volkan patlamaları, depremler, tsunamiler, sel baskınları meydana gelebilir. İletişimsel aksamalar yaşanabilir, teknolojik sorunlarla karşılaşılabilir. Jeomanyetik alanda meydana gelen sert değişimler, hassas insanlar üzerinde de etki yaratmakta, insan ilişkilerinde ve ülke içerisinde gerginliklere, terörün artmasına, hatta savaşa yol açacak uluslar arası huzursuzluklara yol açmaktadır. Araştırmalar, yoğun Güneş aktivitesi ve Jeomanyetik aktivite zamanlarında kan basıncı, üreme, kalp-damar, bağışıklı sistemi sorunlarının, nörolojik ve zihinsel sorunların, depresyon ve intihar vakalarının, kazalar (özellikle maden kazaları) ve ani ölümlerin arttığını göstermektedir.

Öte yandan Jüpiter-Uranüs ikilisinin birleşeceği Scheat, doğal felaketlere davetiye çıkaran olumsuz özelliklerinin yanı sıra farklı fikirler, hızlı düşünme, imkansızı düşünmeye ya da yapmaya cesaret etmeyi simgeler. Jüpiter-Uranüs gibi gezegenlerin bu derecede birleşiyor olması, alışılmışın dışında zihinsel kapasiteye yol açabilir. Çok önemli keşif ve buluşlar, kişisel yaratıcılık ön plana çıkabilir. Buna yatkın ve açık olan zihinlerde büyük uyanışlar, kuantum sıçraması niteliğinde açılımlar oluşabilir. Eylül-Ekim aylarındaki gezegen dizilimleri her ne kadar hayatımızda bazı önemli streslerin ortaya çıkacağını gösteriyor olsa da, aslında tam bir uyanış zamanında olduğumuzu göstermektedir.

23 Eylül’de Güneş’in Terazi burcuna giriş yapmasının ardından, Ay’ın Koç burcuna giriş yapmasıyla gerçekleşecek Dolunay, kritik bir derecede (0 derece Koç burcunda) gerçekleşmekte ve Plüton-Satürn ile sert açılar yapmaktadır. Bu tarih civarındaki günlerde, transit Mars da Türkiye Astrolojik haritasının Güneş derecesi üzerine geliyor, transit Satürn de Türkiye Astrolojik haritasının Mars derecesi üzerine çok yakın bir konuma geliyor. Jüpiter-Uranüs ikilisinin Türkiye Astrolojik haritasının Ay derecesini etkilemekte olduğu bugünlerde, Ay’ın da bu kavuşumu tetikleyecek olması, 23 Eylül civarındaki günlerde ülkemizde iç gerginlikler ve tatsızlıklar yaşanması, şiddet ve terörün artması riski çok fazla gözüküyor. Kitlesel şiddet olaylarının genel göstergesi olan ve bir müddettir geri harekette (geri çekilme, etkisini göstermeme) olan Plüton da direkt hareketine dönmüş durumda. 30 Eylül civarında, transit Satürn haritamızın 4. Evinde yerleşmiş olan ve iç huzursuzluklarla, güvenliğimizi tehdit eden unsurlarla ve aynı zamanda bu konudaki sorunlara müdahale eden güvenlik güçleriyle ilişkilendirilen Mars’ın konumlandığı derecenin tam üzerine geliyor ve astrolojik haritamızın Yükselen derecesine doksan derecelik sert açı yapıyor. Bu esnada Güneş-Satürn kavuşumu olacak ve bu kavuşum kadersel Ay Düğümleri’yle de doksan derecelik açıda olacak. Kader ağlarını örüyor. Çok dikkatli adımlar atılması ve sağduyulu olunması gereken zamanlardayı

Güneş Herşeydir

Dünyamızdaki tüm yaşam, güneş sistemimizin merkezi olan güneşten gelir. Eğer güneş olmasaydı, bizler hayatta kalamazdık. Bu bilimsel bir gerçektir. Bu yüzden, güneşte olan herhangi bir değişiklik, her insan ve canlı için hayati bir önem taşımaktadır. Tarih boyunca, Mısır, Hopi, Hindistan, Maya, Aztek ve Çin gibi kültürler, kolektif davranışlarının güneş tarafından etkilenebileceğine inandılar. Kadimlere göre güneş her şeydir, yaşamın tamamı ile ilişkilidir. Güneş yaşam verdiği gibi, yaşam da alabilirdi. Onlar kızgın bir güneşin neler yapabileceğini gayet iyi biliyorlardı. Bizim Güneş sistemimizin odak noktasında bulunan Güneş'imiz, herşeyin yaratıcısı olan Allah tarafından, adeta herşeyi organize etmek üzere, sistemimizin merkezine yerleştirilmiştir.

Dünya üzerindeki her şeyin, ışığın, aydınlığın, hayatın kaynağı olan Güneş, saçtığı ısı ve ışığın yanı sıra diğer elektromanyetik formları ve elektrikle yüklü iyon karışımı gazları uzaya ve Dünya’ya gönderir. Buna Güneş rüzgarı denir. Güneş rüzgarı, barındırdığı manyetik plazmanın yoğunluğuna ve hızına göre değişen büyük bir güçle dünyanın manyetosferine çarpar ve dünyadaki tüm yaşam formlarının manyetik alanlarını doğrudan etkiler. Bu manyetik kutupsallık anında bazen öyle güçlü bir enerji salınır ki, büyük jeofiziksel olaylara sebep olmasının yanı sıra, insan DNA’sını etkiler ve evrimsel değişikliklere yol açar.

Güneş’ten gelen partiküller (güneş rüzgarı) Dünya’nın manyetik alanında bozulmalar yaratıyor, çalkalanmalara sebep oluyor. Eğer bu çalkalanmalar yeterli yüksek şiddette olursa, jeomanyetik fırtına oluşturuyor. Bu yüzden Dünya yüzeyindeki kimyasal reaksiyonlarda, hava şartlarında ve insan davranışında değişiklikler oluyor: insanlar agresifleşebiliyor, saçmalayabiliyor, şizofrenik durumlar ve çılgınca davranışlar görülüyor.

Manyetik sapmalar güçlü olduğunda, psikiyatri hastanelerine başvuru artışı oluyor. Aslında insanoğlunun tüm hareketleri, girişimleri gezegen etkilerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Astroloji'nin dayandığı temel ilke de budur. Ay burada rolün büyüğünü oynar. Jeomanyetik aktivitede Ay önemli bir faktördür. Sevgili küslükleri ya da kavgaları gezegen pozisyonlarıyla, özellikle de Ay etkisiyle tetiklenir. Ay'ın, dolunay halinde olduğunda, jeomanyetik fırtınaları kısmen tetiklediği bilinmektedir. Tekrarlayan gözlemler saldırgan davranışların, aile uyumsuzluklarının ve sokak terörünün artmasının çoğunlukla manyetik fırtınalar ya da güneş patlamaları ile birlikte olduğunu göstermektedir.

Biliyorsunuz 2012 konusunu işleyen iki kitabım yayınlandı. Özellikle Büyük Uyanış 2012 kitabımda altını çizdiğim gibi, 2012 sürecinde yaşanacaklar her ne ise, Güneş'in bunda majör rol oynayacağını düşünüyorum. Mayalar ve Hopiler gibi daha eski kültürler, Güneş’teki değişimlerin her şeyi etkilediğinin farkındaydılar ve bu konuda dikkate değer bir kavrayış geliştirmişlerdi. Mayalar’ın 2012 kehaneti Güneş Lekeleri Döngüsü’yle ve Venüs Döngüsü’yle bağlantılı gözüküyor. 6 Haziran 2012’de Venüs’ün bu yüzyıldaki ikinci geçişini yaşayacağız. Bu tarih civarında Güneş aktivitelerinin de maksimumda olacağını biliyoruz. Güneş aktivitelerinin izlendiği her bir 11 yıllık döngüye numara verilmiştir. 2012 yılı civarında, Güneş Döngüsü 24 periyodunu yaşayacağız ve NASA, NOAA, ESA tarafından şimdiye kadar kaydedilmiş en yüksek güneş aktivitesinin (patlama) görüldüğü bir önceki Güneş döngüsünden (Güneş Döngüsü 23) %50 daha etkin olacağı tahmin edilen bu tarihin, Mayaların “Uzun Sayım” takviminin bitiş tarihi ile örtüşmesi hiç de tesadüf gözükmüyor.

Beklenenin de ötesine geçecek etkin güneş aktivitelerinin dünyayı yüksek radyasyona maruz bırakabileceği, küresel iklim değişikliklerini hızlandırabileceği, aşırı sıcaklık değişimlerine, kuraklığa veya sel baskınlarına sebep olabileceği, kasırga ve tornadolara sebep olabileceği, volkan patlamalarını ve depremleri tetikleyebileceği, manyetik alanda ani değişimlere yol açabileceği söylenmektedir. Bu dönemde yaşadığımız ve yaşayacağımız gezegen döngüleri ve geçişleri de bu senaryoyu doğrulamaktadır. Bu etkileri yaşamaya başladık ve eğer önlem alınmazsa, çok daha yıkıcı etkilerle karşılaşacağımızı öngörmemiz için astrolog, iklim bilimci veya güneş fizikçisi olmamız gerekmiyor. Bu konu çok önemli bence ve bütün dünya ülkelerinin lider ve hükümetlerinin gündeminde birinci sırada yer almalı. Ama yapabileceklerimiz sadece bununla sınırlı değil.

Ne Yapabiliriz?

Her birimiz kendi çapımızda ve kolektif olarak gayret göstermeliyiz. Dünyamıza, doğaya ve birbirimize nasıl davrandığımız her şeyi etkiliyor. İnsan düşünceleri ve duyguları, senkronize olduğunda, güneş aktivitelerini ve dolayısıyla jeomanyetik alanları etkileyebilir görüşüne katılıyorum. Yapılan istatistikler, dünya barışı için yapılan meditasyon ve duaların güneş aktivitesini belli bir oranda azaltabildiği göstermektedir. Bu türde girişimler, bizim kültürümüzde yağmur duasına çıkmak benzeri kolektif eylemlerde yer bulmuştur. Bence alınacak bilimsel ve teknolojik tedbirlerin yanı sıra, henüz bilimselliği kanıtlanmamış ama kadim uygarlıkların gayet farkında olduğunu düşündüğüm bu fikri asla göz ardı etmemeliyiz.

Önümüzdeki bu yakın süreçte, özellikle de Güneş-Dünya-Jüpiter-Uranüs diziliminin ve Merkür’ün bunlarla doksan derecelik açısının etkin olacağı ve Koç burcundaki dolunayın da bunu tetikleyeceği 21, 22, 23, 24 Eylül civarındaki günlerde çok fazla elektrik yüklenebiliriz. Bu elektrik yükünü en yapıcı biçimde boşaltmamız gerekiyor. Aşırı kızgınlık, öfke gibi duygular anında salgıladığımız kortizol ile travma ve strese yol açan diğer adrenalin türlerini daha fazla salgılayabiliriz. Böyle gergin zamanlarda hormonal sistemin dengelenmesi ve sakinleşmesi için daha fazla aşka, sevgi alışverişine yakın olmakta fayda vardır. “Savaş yapmayın, aşk yapın” bu dönem için belki de en iyi slogandır.

Güneş/jeomanyetik aktivite esnasında manyetik alanda yarattığı değişimler kan basıncı, üreme, kalp-damar sorunları ve nörolojik problemlerin yanı sıra, bağışıklık sistemi sorunlarına işaret ediyor demiştik. Bu dönemde etkin gezegen dizilimleri de benzeri etkileri yaratabilir. Sevgi alışverişinin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiği söylenmektedir. Sağlığımızı korumanın, bireysel ve toplumsal olarak şifalanmanın en güzel yollarından biri, sevgi bağımızı güçlendirmektir. Sevgi alışverişinin yarattığı yüksek frekans, yaşamsal enerjinin frekansını olumlu yönde etkiler. İnsan, hayvan, bitki, araba, masa, bilgisayar olsun, canlı veya cansız şeylere sevgimizi yansıtmamız bile, titreşimimizi arttırmamızı sağlar. Bizi bir arada tutacak, sevgi bağı, neşe ve mutluluk yaratacak organizasyonları arttırmamız, stres ve gerginlikleri daha rahat aşmamıza imkan sağlayacaktır.

Güneşsel ve evrensel enerji akımları doğal bir döngünün parçasıdırlar ve bizi yok etmek için var olmamışlardır. Bu konuda yapabileceğimiz öncelikli şey, etkin Güneş olaylarının zamanlamasını tahmin etme yöntemlerini geliştirmektir. Bu alanda uygulanacak pek çok bilimsel çalışma ve gözlemlerin yanı sıra, Astroloji’den istifade edilebilir. Astroloji’nin en önemli işlevi, önceden uyarmaktır. Ardından, bu zamanlarla ilgili gerekli, tedbirler alınabilir. Astroloji’nin böyle stresli ve gergin zamanları önceden uyarmasının amacı korku yaratmak değil, davranışlarımızı ayarlamamız konusunda farkındalık yaratmaktır. Etrafımızda olan bitenin farkında olmalı, elimizden geldiğince korku ve endişeden uzak ve pozitif kalmalıyız. Korkunun panzehiri sevgidir. İnsan bünyesinde sevgi enerjisi geçişine engel oluşturan en büyük etken, olumsuz duygu ve düşüncelerdir. Korku dolu bir dünyada yaşamaya inandığımızda, bu seçimimizden zihnimiz ve bedenimiz de etkilenecek, sağlıksız bir yaşam süreceğiz demektir. Eğer sevgiyle dolu bir dünya görmeyi seçersek, o zaman zihnimiz ve vücudumuz da buna uyum sağlayacak, giderek daha sağlıklı olacaktır. Yapmamız gereken, kişiler olarak önce kendimizi temizlemek ve saf tutabilmek, yani bize kasıt yapanları bile sevebilip, onlara sevgiyle yaklaşmaktır.

Güneş aktivitelerinin çok arttığı maksimumu esnasında sadece cinayetler, terör, kazalar, sağlık sorunları artmıyor pek tabii ki. Bilim ve sanatta yaratıcılığın ve gelişmelerin en yüksek düzeylerinin de güneş maksimumu civarında ortaya çıktığı ve evrimsel süreçte önemli gelişmeler yaşandığı da bir gerçektir. Araştırmalar, artan güneş aktivitesi sırasında, insan yaratıcı aktivitesinin zirveye ulaştığını açıkça gösteriyor. Astroloji’de Güneş yaratıcılığın yanı sıra aydınlanmanın, bilinç ve irade gücünün, farkındalığın temsilcisidir. Güneş aktiviteleri aslında, insanlığın şu anda idrak edemediği üst boyutlara geçmesine yardım edebilecek yararlı ve yaratıcı şanslar sunabilecek enerji akımı oluşturur. Bu yüzden Güneş aktivitelerinin artacağı bu dönemi, bilinçte bir nevi kuantum sıçraması yaratacak bir fırsat, geçiş zamanı olarak da görmelidir. Yüksek benliğimizle temasa geçeceğimiz, kendimiz, dolayısıyla insan-evren ilişkisi hakkında çok şey idrak edeceğimiz, hem kişisel hem de kolektif farkındalığımızın uyanacağı çok önemli bir süreçteyiz aslında. Astroloji’de Güneş öz demek, bütünlük demektir. Olaylar ne kadar sert ve gergin gelişirse gelişsin, kendi özümüzle temasta kalarak, bütünlüğümüzü koruyabilir, irade gücümüz sayesinde zorlukları aşabiliriz. Unutmayalım, gezegenlerin iradesi yoktur, ama insanoğlunun vardır. Zorlu olaylar aslında, bizim irade gücümüzü test etmek için var olan birer imtihan aracıdır.

Önemli olan, güneş aktiviteleri oluştuğunda, eski stres oluşturan kalıpları tekrar etmememizdir. Güneşsel ve evrensel enerji akımları doğal bir döngünün parçasıdırlar ve bizi yok etmek için var olmamışlardır. İnsan düşünceleri ve duyguları, senkronize olduğunda, güneş aktivitelerini ve dolayısıyla jeomanyetik alanları etkileyebilir. Araştırmacılar, çok sayıda insanın bilerek oluşturacağı uyumlu dalga alanının gezegensel enerji ve manyetik enerji alanları ile iletişime geçerek bu alanları etkileyebileceğini ve alan ortamındaki kolektif bilince pozitif etki yaratacağını, insan düşünceleri ve duyguları, senkronize olduğunda, güneş aktivitelerini ve dolayısıyla jeomanyetik alanları etkileyebileceğini söylemektedirler. İnsanların kitle halinde eşzamanlı odaklanmasının gücü konusu ve Güneş aktivitesini kolektif düşünce gücüyle etkileyebileceğimiz konusu, zamanımızdaki fizik teorileri tarafından desteklenmiyor gözükse de ve henüz bilim insanları tarafından kabul edilmemiş olsa da, günümüzde artık daha çok sayıda sıradan insan tarafından ilgiyle izlenmektedir.

Dünya sorunlar içinde olduğundan, daha fazla bilimsel kanıt beklemenin anlamı yoktur. Bu konuyla ilgili araştırma yapanlar, çok sayıda insanın bilerek oluşturacağı uyumlu dalga alanının gezegensel enerji ve manyetik enerji alanları ile iletişime geçerek bu alanları etkileyebileceğini ve alan ortamındaki kolektif bilince pozitif etki yaratacağını söylemekteler. Yapılan istatistikler, dünya barışı için yapılan meditasyon ve duaların güneş aktivitesini belli bir oranda (%25-%50) azaltabildiği göstermektedir. Tüm barış meditasyonlarından sonraki gün güneş aktivitesinin azaldığı görülmüş, bu verilerle ilgili istatistik değerlendirme yapılabilmiştir. Bu çalışmalar ve deneyler, bireysel ve kolektif düşünce gücünün bariz ve güçlü etkileri olduğunu, işbirliği yapan yeterli sayıda insanın beraber çalışmasının gerekli durumlarda nasıl işe yarayabileceğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu tema, Mayaların kozmoloji anlayışıyla da örtüşmektedir. Mayalar 21 Aralık 2012’de gireceğimiz periyodu “Bir amaç için bir araya gelme dönemi” olarak nitelendirmişlerdir. Artık kolektif bilincin gerçek gücünü ortaya koymamızın, birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemizin zamanı gelmiştir. Bu, çağlar öncesinden bugünü işaret eden Mayaların bize ilettiği basit ve açık bir mesajdır.

Eylül-Ekim aylarında etkin olacak ve insan ruhunun yüzleşmek zorunda olduğu bu etkin astrolojik yansımaların doğası ve muhtemel etkileri iyi incelenmeli, uyumsuzluk ve dengesizlik yaratacak etkilerinden kaçınmalı, yaratıcılığı teşvik eden etkileri iyi değerlendirilmelidir. Böylelikle insanoğlunu daha üst seviyelerde yaşama taşıyacak küresel bilinç değişiminin gerçekleşmesi için önemli adımlar atılabilir. Küresel bilinç değişiminde önemli bir faktör, yeterince insanın kendi enerjilerinden, hislerinden ve eylemlerinden daha fazla sorumlu olma gereksinimini kavramasıdır. Kendi içinde ve Dünya ile denge oluşturmak her insanın sorumluluğudur. Bu şekilde bu geçiş ve bilinç yükselmesi küresel ortamda da yansıtılabilir.

Erkekler Daha Çok Etkileniyor

Bazı araştırmacılar, etkin güneş rüzgarları neticesinde oluşan jeomanyetik fırtınaların insanların beyin dalgalarını ve hormon seviyelerini etkilediğini söylüyorlar, özellikle de erkeklerde. Bazı erkekler bu etkilere agresif tepkiler verirken, ilginç bir şekilde bazı erkeklerde de tam tersine üretken bir yaratıcılık ortaya çıkabiliyor. Astrolojide Güneş’in erkek, Ay’ın kadın figürlerini temsil ettiği bilinmektedir. Ay’ın kadınlar üzerindeki etkilerini, 28 günlük adet dönemlerinden biliyoruz. Ay kadın hormon dengesini etkiler. Benzer şekilde, Güneş’teki daha uzun, 11 yıllık döngülerde de erkek hormon dengesini etkiliyor olabilir. Bu durum, belli periyotlarda erkekler üzerinde had safhada gerginleştiren psikoz yaratabilir.

Yapılan araştırmalar Ay’ın hareketlerinden daha ziyade kadınların, Güneş aktivitelerinden daha ziyade erkeklerin etkilendiğini göstermektedir. Araştırmacı psikolog Buryl Payne’e göre Ay döngüsü kadınların adet dönemiyle alakalı ise, 11 yıllık Güneş lekesi döngüsü erkeklerin hormonal dengesiyle bağlantılıdır. Payne, 11 yıllık güneş lekesi döngüsünü maço erkek sendromu olarak tanımlıyor ve maço erkek sendromunun savaşlara neden olabileceğini söylüyor. 11 yıllık savaşçı aktivite periyodu 11 yıllık güneş lekesi döngüsüne uymaktadır. Erkekler güneş aktivitesine/manyetik aktiviteye kadınlardan daha hassastır. Manyetik güçler hormon dengesini etkiler.

Payne’e göre bu durum dünya genelinde, psikoza yatkın bazı politik liderlerin güneş aktivitesi/manyetik aktivite dönemlerinde aşırı huzursuzluk hissedebileceği ve uluslar arası sorun başlatabileceği anlamına gelmektedir. Diktatörler genellikle psikopat kişiler olduklarından ve güçlerini kabalıkla ve şiddetle elde ettiklerinden bu dönemlerde savaşçı davranışlara daha açık olurlar. Böyle zamanlarda siz ve ben gibi normal kişiler bile saçma davranışlarda bulunabilirler.

Günümüzde liderlerin ağırlıklı olarak erkeklerden oluşması, böyle kritik dönemlerde ulusların, toplumların, örgütlerin kritik kararlar almasına sebep olabilir. Pek tabii ki bu insanın iç doğası değildir, gezegen pozisyonlarının yol açtığı artmış güneş aktivitesinin jeomanyetik aktiviteyi bozması ve bilinçli değil de mekanik işleyen bazı hassas kişileri hiperaktif hale getirmesinden kaynaklanır. Öte yandan, erkek figürlerinin genel göstergesi olan Güneş, Astroloji'de kalbi yönetmektedir. Güneş aktivitelerinin yüksek olduğu dönemlerde kalp krizi vakaları artmaktadır ve bilindiği gibi bu risk erkekler için kadınlardan daha fazladır.

İnsanlar arası ilişkide gezegenlerin genel etkisinin yanı sıra her bireyi ayrı etkileyen özel etkiler de vardır. İnsanlar Dünya’nın manyetik alanındaki sürekli küçük değişikliklere farklı hassasiyetler gösterirler, bu da doğum yerlerine ya da gezegenlerin o anda nerede bulunduğunu gösteren doğum haritalarına bağlı olabilir. Her jeomanyetik kalıp farklıdır ve insanlar üzerinde farklı etkiler ortaya çıkartır. Astroloji çalışması ve pratiği aslında jeomanyetik kalıpların ve davranışların incelenmesidir.

Sözün özü, güneş lekeleri gezegenlerin pozisyonlarıyla ilişkilidir ve jeomanyetik aktivitelerin artmasına neden olurlar. Bunun neticesinde dünyevi olaylar ortaya çıkar: insan davranışları, olayları etkilenir; hava koşulları ve doğa olayları etkilenir.



II. Bölüm

Önceki Bölümde güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktivitelerine sebep olan gezegen hareketleri ile sadece doğal felaketler değil, aynı zamanda savaşlar, terör olayları, salgın hastalıklar arasında önemli istatistiksel bağlantılar kurulmaya başlandığından söz etmiştim. Tekrarlayan gözlemler saldırgan davranışların, aile uyumsuzluklarının ve sokak terörünün artmasının çoğunlukla manyetik fırtınalar ya da güneş patlamaları ile birlikte olduğunu ve bu etkenlerin de gezegenlerin pozisyonlarıyla ve birbirleriyle dizilimler oluşturmalarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.

Gezegenlerin Rolü

Gözlemler ve çalışmalar, hem güneş aktivitelerinin, hem de dünyanın manyetik alanındaki değişimlerin gezegenlerin pozisyonlarından etkilendiğini göstermektedir. Bu konuyla ilgili en yoğun çalışmalar 19. yüzyılda başlamış ve bilim insanları değişen güneş aktivitelerini çeşitli gezegenlerle ilişkilendirmiştir.

1860’larda Amerikalı astronom ve Yale Üniversitesinde Profesör W.A.Norton, güneş lekelerinin oluşumunda Jüpiter ve Venüs’ün payı olduğuna inanmıştır.

1869-1870 yıllarında İngiliz astronomları tarafından başka bulgular da elde edilmiştir. Sadece Jüpiter-Venüs konfigürasyonlarının değil, Venüs-Merkür, Mars-Jüpiter ve tek başına Merkür’ün güneş lekeleri üzerinde etkili olduğu bulunmuştur.

Meteoroloji ve dünyasal manyetizma üzerine çalışmaları bulunan The Unseen Universe kitabının da yazarı olan Profesör Balfour Stewart, güneş lekesi dönemlerinin gezegen konumları ile bağlantılı olduğuna inanmak için birçok sebep olduğunu ileri sürerek şöyle diyordu:” eğer bu spekülasyonlar doğruluğunu kanıtlarsa, bu durumda Orta Çağ’da astroloji konusunda çok yanılmışız demektir.”

20. yüzyılın ikinci yarısında, bu konuyla ilgili çok daha geniş çaplı incelemeler yapıldı.

1951 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinin RCA kanalında radyo dalgalarının alınmasıyla ilgili kendisine müracaat edilen ve bir mühendis olan John H. Nelson, güneşin gezegenlerle 0, 90 ve 180 derecelik açılar yaptığı günlerde radyo parazitlerinin çoğaldığını keşfetmişti. Buna sebep olan şey, güneş ile gezegenlerin 0-90-180 derecelik dizilimlerde olduğu zamanlarda yoğunlaşan güneş aktiviteleriydi. Böyle en az 3 gezegen ile 5 derece toleransla bu açılar oluştuğunda, güneşteki fırtınalar artıyordu. Böylelikle ses dalgalarının hangi günlerde etkileneceğini belirleyen bir metot oluşturulmuş oldu. NASA için araştırma yapan Jane Blizard da, Nelson’a benzer şekilde, gezegenler arası kavuşum, karşıt ve bazı doksan derecelik dizilimlerin güneşte şiddetli patlamalara yol açtığını bulmuştur.

1950’li yıllarda, Amerikalı meteorolog Maxwell O. Johnson, Güneş’in Uranüs, Neptün ve Plüton ile kavuşum ve karşıtlık yaptığında güneş lekeleri üzerindeki gelgit etkisinin daha fazla olduğunu buldu.

1953’te Oklahama Üniversitesinden Profesör C.J. Bollinger, 11,19 yıllık güneş lekesi döngüsü ile Jüpiter-Venüs-Dünya’nın 0, 45 ve 90 derecelik konfigürasyonları arasında bir bağlantı bulunduğunu öne sürdü.

1950’li ve 60’lı yıllarda bu konuyla ilgili başarılı tahminlerde bulunan “Güneş Lekeleri ve Kısa Dalga Radyo Üzerindeki Etkileri” ve “Kısa dalga radyo yayılımı korelasyonu ve gezegen konumlu” makalelerin sahibi John H. Nelson, astroloji hakkında hiçbir şey bilmiyordu ancak bulguları kadim astrologların öğretilerini destekler nitelikteydi: Aynı boylamdaki (0 derece veya kavuşum), aralarında 90 derece (kare) ve 180 derece (karşıt) açı bulunan gezegenlere olumsuz uzun mesafeli radyo dalgaları, 60 derece (sekstil) ve 120 derece (üçgen) açı bulunan gezegenler ise olumlu radyo dalgaları ile biraradaydı. Nelson’ın gezegen kalıplarını incelemesinin ne kadar isabetli olduğunun farkedilmesinin ardından Jüpiter, Satürn ve Uranüs arasındaki açıların da incelenmesine başvuruldu ve bu gezegen döngülerinin bu dönemdeki iş dünyasında olup bitenlerle %68 oranında bir korelasyon gösterdiği saptandı. Uzak gezegenler olan Uranüs, Neptün ve Plüton’un Güneş üzerindeki yerçekimi etkilerinin son derece az olmasına rağmen manyetik fırtına oluşturma etkileri çok fazla olduğunu fark eden mühendis John Nelson şu sonuca vardı: “Güneş sisteminde bilimin henüz bilmediği bazı güçlerle uğraşıyoruz.”

1968 yılında yayımlanan bir makalede E.R.Dewey, “gezegenler ve güneş lekeleri arasındaki ilişkinin yıllardır aranan anahtarını bulduk. Gezegenler çift güneş lekesi döngüleri (22.22 yıl) üzerinde etkililer, tekler üzerinde değil.(11.11 yıl)” demişti.

1969’da Denver Üniversitesi Araştırmacı Fizikçilerinden Dr.Blizard, artık güneş aktivitelerine dair uzun vadeli tahminler yapılabildiğini ifade etmiştir. Proton olayları Merkür, Venüs, Dünya ve Jüpiter’in konumları ile ilintiliydi ve bu da Güneş üzerindeki gelgit etkisini etkileyebilirdi. NASA için araştırma yapan Blizard, gezegenler arası kavuşum, karşıt ve bazı doksan derecelik dizilimlerin güneşte şiddetli patlamalara yol açtığını bulmuştur. Gezegen konumlarının güneş aktivitelerini ne şekilde etkilediğine dair çok net bir açıklama yoktu fakat yine de bu metodun değeri yadsınamazdı.

1973 yılında New York Bilim Akademisi tarafından yayınlanan makalede “Astrologların gezegen kavuşumları, karşıtlıkları, evler, fazlar gibi konulardan söz etmesi bilim adamlarını her zaman kızdırmıştır fakat bu negatif düşüncenin artık ortadan kalkması gerekmektedir. Colorado Üniversitesinden bir uzay bilimcisi 11.1 yıllık güneş lekesi aktivitelerinin gezegen konumları ile ilişkisini ortaya koymuştur. Merkür, Venüs, Dünya ve Jüpiter’in güneş üzerinde gelgitlere neden olduğu ifade edilmektedir” denmektedir.

1990’lı yıllarda Astrofizikçi Dr. Percy Seymour, gezegen dizilimlerinin ve bu dizilimlerin güneş ile sert açılarının güneş lekeleri ve şiddetli güneş aktivitelerinin oluşmasında rolleri olduğunu öne sürmektedir. Seymour’un teorisi, Jane Blizard'ın NASA için yaptığı araştırmanın sonucunda vardığı gezegenler arası kavuşum, yüzseksen ve bazı doksan derecelik dizilimlerin ve bu gezegenlerin Güneş ile sert açılarının Güneş’te şiddetli bozulmalara yol açtığına yönelik teorisini desteklemektedir. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün, güneşin manyetik alanının değişmesine ve bir yönden diğerine dönmesine neden olurlar. Bu gezegenler, güneşin manyetik kanalını bozmada rol oynarlar. Seymour’un konu ile ilgili olarak Mountain Astrologer dergisine röportaj verdi. Buradaki bilgileri özetlersek şu sonuca varırız: Gezegenler, şiddetli güneş aktivitelerinin oluşmasında rol oynarlar.

Güneş Lekelerinin Tahmini Çalışmaları

Güneş yüzeyindeki yerçekimi alanındaki değişim oranını asıl etkileyen şey gezegenlerdir. Yerçekimi etkilerinin Güneş’inkinden az olmasına rağmen gezegen alanı vektöründeki değişim güneş alevlerinin oluşumunda tetikleyici bir etki oluşturur. Böylelikle gezegenlerin konumlarına göre güneş alevleri önceden tahmin edilebilir.

Güneş lekesi aktivitesinin kesin tarihinin öngörülmesi konusunda henüz %100 başarı yoktur. Genellikle, gezegenlerin kesin açılara gelmesiyle, güneş lekesi sayısının artması, pik yapması arasında birkaç günlük fark vardır. Eğer Dünya, iki veya daha fazla sayıda gezegenle hizalanırsa, güneş lekesi aktivitesi çok daha çabuk, doğrudan ve açıktır. Eğer gezegenler arası dizilim Dünya’yı dahil etmiyorsa, güneş aktivitesi artmadan önce vakit geçmekte, gecikme olmaktadır.

Astrologların yüzyıllar boyunca yaptığı farklı gezegenlerin farklı etkileri ile ilgili gözlemler yardımıyla hangi manyetik fırtınaların belli davranış kalıplarına neden olabileceğini öngörmek mümkün olabilir.

Bireysel olarak insan, Ay ve gezegenlerin etkisindedir. Ay, yüzyıllar boyunca insan davranışları üzerindeki etkisiyle bilindi. Gezegenlerin insanlar üzerinde yarattığı etkiler, kadim astrologlarca, astrolojik anlamları doğrultusunda tanımlanmaya çalışılmıştır. Bir bütün olarak insanlık Güneş’in etkisi altındadır. Güneş ile hizalanan bir gezegenin etkileri insanlık üzerinde daha geniş çaplı etki yaratır. Gezegenlerin Güneş ile hizalanmaları, açılar oluşturmaları, Güneş’te aktivite artışına sebep olur. Güneş aktiviteleri, Güneş-merkezli gezegen pozisyonlarıyla ilişkilidir. Volkan patlamaları ve depremlerde önemli bir faktör olarak gezegenlerin pozisyonları dikkate alınmaktadır.

Dünya, güneş rüzgarlarıyla oluşan elektron, proton ve diğer partiküllerden etkilenmektedir. Güneş rüzgarı, barındırdığı manyetik plazmanın yoğunluğuna ve hızına göre değişen büyük bir güçle dünyanın manyetosferine çarpar. Bu da manyetik alanda doğrudan değişimlere yol açmakta ve hassas insanlar üzerinde etki yaratmaktadır. Bu manyetik kutupsallık anında bazen öyle güçlü bir enerji salınır ki, büyük jeofiziksel olaylara sebep olmasının yanı sıra, insan DNA’sını etkiler ve evrimsel değişikliklere yol açar.

Bu güneş rüzgarları, gezegen pozisyonlarıyla çeşitlenmektedir. Gezegenlerin pozisyonları hava koşulları, gelgitler ve insan aktiviteleri üzerinde etkili olduğundan, bunların depremleri ve volkan aktivitelerini de etkilemeleri mümkün gözükmektedir. Bu, dünyanın manyetik alanıyla, gezegenlerin çekimsel etkileriyle, dönüş güçleriyle alakalı gözükmektedir. Bir olasılık daha ortaya konulmaktadır ki psikoloji doktorasına sahip Boston Üniversitesi’nde de profesörlük yapmış araştırmacı yazar Buryl Payne, buna Dönüş Gücü diyor. Payne’in gezegensel etkileri ve güneş-jeomanyetik aktiviteleri arasındaki bağlantılarını ve bunların hayatımıza yansımalarını inceleyen çok sayıda makalesi ve Plenatary Influences adlı çok güzel bilgiler içeren bir de kitabı var. Payne, bu kitabında Güneş-merkezli (Güneş-merkezli) bakışla, yani Güneş’i merkeze koyarak, gezegenlerin Güneş-Dünya ile ilişkilerini inceliyor ve bunların dünyasal sonuçlarına (depremler, volkan patlamaları, savaşlar) odaklanıyor.

Güneş-merkezli Haritalar

Güneş-merkezli haritalar Güneş’i, Güneş sisteminin merkezine oturtan bu nedenle alışılmış astroloji haritaları gibi merkez olarak Dünya’yı almayan astroloji haritalarıdır. Astroloji bilmiyor olmasına rağmen, gezegenlerin pozisyonlarının güneş lekeleri ve jeomanyetik fırtınaları etkilediği konusunda en önemli çalışmaları yapmış ve manyetik fırtınalara dair tahminleri son %90 gibi doğruluk oranına ulaşmış bir radyo teknisyeni olan John H. Nelson'ın bu çalışmalarından esinlenerek Güneş-merkezli (Heliocentrik) haritalarla çalışmaya başladım. 2008 yılında satın aldığım Financial Astrology kitabında, yalnızca finansal tahminlerle ilgili olarak değil, aynı zamanda tarım, hava koşullarındaki değişimler, güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktivitelerin tahmininde de Güneş-merkezli haritalardan istifade ediliyordu. Daha sonra ulaştığım kaynaklar da bana doğru yolu takip ettiğimi gösterdi. Buryl Payne’nin 2010 Ağustos ayında yayınladığı Planetary Influences adlı kitabında verdiği tarihler, benim öngörülerimle örtüşüyordu ve Güneş-merkezli haritalarla çalışmaya devam etmem konusunda beni cesaretlendiriyordu.

Güneş-merkezli (Güneş-merkezli) bakış, bizim kullandığımız ve gezegenleri bizim bulunduğumuz yerden gördüğü şekliyle, yani Yermerkezli (Jeocentrik) bakışla gezegenleri gördüğümüzden farklı yerlerde görmemize neden oluyor. Şüphesiz bizler Güneş’te değil, yeryüzünde yaşıyoruz. Bu yüzden doğal olarak haritaları Yermerkezli çıkartıyoruz. Peki, Güneş-merkezli harita çıkartmamızın nasıl bir faydası olabilir?

Güneş-merkezli haritalarla Güneş’e göre gezegen dizilimleri daha kolay görülebilir. Güneş-merkezli bakışla, gezegenlerin Güneş üzerindeki etkilerini daha açık görebilmemiz ve bu etkilerin sebep olduğu Güneş aktivitelerinden ve dünyamıza yansımalarından kaynaklanan doğal felaketler, savaşlar gibi dönemsel olaylar hakkında zamanlama yapmamız mümkün olabilir. Zira daha önce de bahsettiğim gibi, gezegenlerin Güneş ile aynı hizada olması (Güneş merkezli gezegen kavuşumları, iki gezegenin birbiri ile aynı boylamda – aynı düşey düzlemde sıralandıklarında gerçekleşir) Güneş aktivitesini ve dolayısıyla jeomanyetik aktiviteyi etkiler, bu da Dünya’mızda hava şartlarının değişmesine, gerginliklere ve hastalıklara neden olabilir. Güneş-merkezli haritadaki gezegenler yerleşimleri, toplumsal aktivite ve eylemlerimizi, birbirimizle uyumumuzu ve bunun Güneş üzerindeki yansımalarını daha rahat anlamamıza yardımcı olabilir.

Güneş-merkezli haritalarda, Güneş’ten baktığımızdan, Güneş yerine Dünya vardır ve gezegenlerin pozisyonları Güneş’e göre yer-merkezli boylamlarla (burç yerleşimi) gösterilir. Bu nedenle güneş-merkezli hartalardaki gezegen pozisyonları, özellikle hızlı hareket eden gezegenler için, ama yavaş hareket edenler için bile, alışılmış yer-merkezli haritalardakinden değişik olacaktır. Genellikle gezegenin bulunduğu burç ve derecesi farklı görülür.

Öte yandan, Güneş-merkezli sistemde, örneğin Güneş’le karşıt açı yapan Venüs gibi, Yer-merkezli haritada hiç göremeyeceğiniz açı kalıplarını da verebilir. Merkür ve Venüs Güneş’e Dünya’dan daha yakın olduklarından ve Güneş’in etrafında Dünya’dan daha hızlı döndüklerinden, Yer-merkezli haritalardaki pozisyonlarıyla Güneş-merkezli haritadaki pozisyonları en çok değişen gezegenlerdir.

Yer-merkezli haritalar Dünya’yı referans aldığı için bu haritalarda Dünya bir glif olarak gösterilmezken, Güneş-merkezli haritalar Güneş’i referans aldığı için, bu haritalarda Güneş glif olarak gösterilmemektedir. Ama Güneş’in glifi her halükarda Dünya’nın glifinin tam karşısında yer alıyor olarak düşünülmelidir. Bu haritalarda Ay da glif olarak yer almamaktadır. Haritalar belli bir lokasyona göre çıkartılmamış, saat olarak gün ortası referans alınmıştır. Bu haritalarda ASC ve MC, evler ve burçlar yoruma katılmamakta, sadece gezegenlerin birbirlerine ve Güneş’e göre pozisyonları ve gezegenlerin geleneksel anlamları üzerinden değerlendirme yapılmaktadır.

Bir örnek harita ekleyerek, yazımın ikinci bölümünü tamamlıyorum. 22 Eylül 2010 tarihi için çizilmiş bu haritada Dünya-Jüpiter-Uranüs aynı boylamdadır (sol orta bölümdeki üç gezegen) ve burada gösterilmemesine rağmen Güneş bunların tam karşısındadır. Merkür, bu dizilime yaklaşık 90 derecelik açı yapmaktadır (toleransı 5 derece alıyorum). Satürn ile (sağ ortada) Plüton arasında (en üstte ortada) yaklaşık 90 derecelik açı vardır. Mars ile Neptün-Kiron ikilisi arasında yine yaklaşık 90 derecelik açılar vardır. Bu gergin gezegen dizilimleri, Güneş/Jeomanyetik aktivitenin etkinleşeceğini gösterebilir.

Dizilim Jüpiter’i de içerdiğinden, insanlar duygularını daha abartılı ortaya koymaya yatkın olabilirler, fanatikçe davranabilirler ve dizilim Uranüs’ü de içerdiğinden, ortalık her zamankinden daha hareketli ve kaotik olabilir, insanlar daha heyecanlı, stresli, saldırgan ve asi hissedebilirler. Bu dizilimler sonucu ortaya çıkacak jeomanyetik dengesizlikler, insanlar üzerinde baskı oluşturacağından, insan eliyle yapılacak eylemler çok yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Terör artabilir. Jüpiter-Uranüs yakınlaşması zamanlarında, kasırga ve tornadolar gözlemlenmiştir. 21-24 Eylül arasındaki tarihlerde, özellikle Pasifik'te, ABD kıyılarında sert fırtınalar, kasırgalar meydana gelebilir. Dizilime sert açı yapan Merkür, iletişimsel sorunlar da yaşanabileceğine, Uranüs ile sert açısı, işin elektriksel veya teknolojik boyutunu da işin içine katıyor.

21 Eylül’den itibaren hissedilecek ve 22 Eylül’de etkinleşecek sert etkiler bir gün sonra, 23 Eylül’deki tam dolunay zamanında, Ay Jüpiter ile dizilimdeyken maksimumda hissedilecek. Güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktiviteler muhtemelen yüksek olacak. İletişimsel aksamalar, hatalar, yanlışlıklar yüzünden sorunlar yaşanabilir. Ay dolunay halinde olduğunda da jeomanyetik fırtınaları tetiklemektedir. Astroloji'de Dolunay zamanları, gergin enerjilerin boşaldığı zamanlardır. Tıpkı gökyüzünde Ay’ın ışığının her şeyi aydınlatması gibi, şimdiye kadar karanlık noktalar aydınlanır ve her şey meydana çıkar. Ak koyunla kara koyunun ayrıldığı zamandır. Stresli bir zaman dilimidir. Hayatımızda kararlar aldığımız, özellikle kendimizle hesaplaştığımız bir dönem olarak önem taşır. Ama aynı zamanda tarafsızlık, objektiflik, bilinçlilik söz konusudur. Başkalarıyla birlikte hareket etmeye, dayanışmaya, paylaşmaya açık olmalı, onların bize neler söylediğine daha fazla dikkat etmeliyiz. Kendi projelerimize başkalarını da dahil edebiliriz. Verimli ve enerjik bir dönemdir. Kapasite ve yaratıcılık yüksektir. Önemli ürünler ortaya koyulabilir. Fakat sancılı geçişler yaşanması gerekecektir.

Pek tabii ki dizilimde başrol oynayan Jüpiter-Uranüs ikilisi, son derece yaratıcı, ürün-icat-keşif ortaya çıkarma şansı veren, bireysel ve kolektif farkındalığı ortaya çıkartıcı özellikler de taşıyor. Jüpiter’e özgü genişlemeci ve yüceltici arketipsel etki, özgürleştirici ve yenilikçi radikal ve ani değişimlerle karakterize olan Uranüs ile etkileşim gösterir. Bu iki gezegen arasındaki ana açılar tarih boyunca insanoğlunu özgürleştiren ve yaratıcılığını gözler önüne seren, birer dönüm noktası niteliği taşıyan dönemlere tekabül etmektedir. Tüm döngüler içinde Jüpiter-Uranüs döngüsü tarihsel kayıtların içerisinde en zengin ve en parlak gelişmeleri temsil eder. Tarihte bu iki gezegenin döngüleri, başarılı (Jüpiter) bilimsel keşiflere vesile olmuş (Uranüs), bilim insanlarına büyük kültürel onur (Jüpiter) kazandırmış ve insan düşüncesinde beklenmedik devrimsel değişimlere (Uranüs) sebep olmuştur. Bilim tarihinde kilometre taşı olarak kabul edilen gelişmeler büyük bir tutarlılıkla Jüpiter-Uranüs döngülerine denk gelmektedir.


Bölüm III

Önceki yazılarımda, dünyevi olayları öngörmede bizim kullandığımız Yer-merkezli astroloji haritalarının yanı sıra, Güneş-merkezli astroloji haritaları da kullanılabileceğinden bahsetmiştim. Güneş-merkezli haritalar Güneş'ten sisteme bakan astroloji haritalarıdır. Bu haritalarla Güneş’e göre gezegen dizilimleri daha kolay görülebilir. Güneş-merkezli haritadaki gezegenler yerleşimleri, toplumsal aktivite ve eylemlerimizi, birbirimizle uyumumuzu ve bunun Güneş üzerindeki yansımalarını daha rahat anlamamıza yardımcı olabilir. Güneş-merkezli bakışla, gezegenlerin Güneş üzerindeki etkilerini daha açık görebilmemiz ve bu etkilerin sebep olduğu Güneş aktivitelerinden ve dünyamıza yansımalarından kaynaklanan doğal felaketler, savaşlar gibi dönemsel olaylar hakkında zamanlama yapmamız mümkün olabilir. Böylelikle nasıl bir dönemden geçmekte olduğumuzu idrak edebilir, bu dönem için gerekli önlemlerimizi alabilir, kendimizi duygusal, fiziksel ve zihinsel olarak gelişmelere hazırlayabilir, oluşabilecek muhtemel negatif etkileri körüklememek için daha bilinçli davranabilir, hatta bu etkileri yaratıcı çözümler üretmek için birer fırsat olarak değerlendirebilir, böylece hayat kalitemizi iyileştirebiliriz.

Güneş-merkezli haritalarda, Güneş’ten baktığımızdan, glif olarak Güneş yoktur, Güneş'in bulunduğu ama gösterilmediği derecenin tam karşısında bulunan Dünya'nın glifi vardır. Gezegenlerin pozisyonları Güneş’e göre yer-merkezli boylamlarla (burç yerleşimi) gösterilir. Bu nedenle güneş-merkezli hartalardaki gezegen pozisyonları, özellikle hızlı hareket eden gezegenler için daha belirgin, ama yavaş hareket edenler için bile, alışılmış yer-merkezli haritalardakinden değişik olacaktır. Genellikle gezegenin bulunduğu burç ve derecesi farklı görülür.

Öte yandan, Güneş-merkezli sistemde, örneğin Güneş’le karşıt açı yapan Venüs gibi, Yer-merkezli haritada hiç göremeyeceğiniz açı kalıplarını da verebilir. Merkür ve Venüs Güneş’e Dünya’dan daha yakın olduklarından ve Güneş’in etrafında Dünya’dan daha hızlı döndüklerinden, Yer-merkezli haritalardaki pozisyonlarıyla Güneş-merkezli haritadaki pozisyonları en çok değişen gezegenlerdir.

Haritalar belli bir lokasyona göre çıkartılmamış, saat olarak gün ortası referans alınmıştır. Bu haritalarda ASC ve MC, evler ve burçlar yoruma katılmamakta, sadece gezegenlerin birbirlerine ve Güneş’e göre pozisyonları ve gezegenlerin geleneksel anlamları üzerinden değerlendirme yapılmaktadır.

Şimdi bu bölümde aktaracağımız bilgilere geçebiliriz. Madem ki Güneş-merkezli haritaların da bize dünyevi olayları tahmin etmede önemli ipuçları verebileceğini düşünüyoruz, o zaman geçmişteki etkin gezegen dizilimlerinden ve bunların sonuçlarından bazı örnekler üzerinden değerlendirmeler yapmamız gerekiyor. Böylelikle, önümüzdeki yakın döneme ışık tutabiliriz.

 

Geçmişteki Etkin Gezegen Dizilimleri ve Sonuçları

 

Yakın geçmişteki bazı gezegen pozisyonlarının yarattığı etkilerden yola çıkarak, önümüzdeki yakın süreçte tsunamiler, depremler, volkan patlamaları gibi doğal felaketlerin ne zaman oluşacağına dair öngörülerde bulunabiliriz. Ben sadece birkaç örnek vereceğim. Bunlar çoğaltılabilir. Bu örneklerde ağırlıklı olarak Güneş-merkezli (Güneş-merkezli) bakış yapacağım.

29 Ağustos 2005 tarihinde meydana gelen Katrina kasırgası büyük hasara yol açmış, pek çok insan hayatını kaybetmiş, binlerce insan evsiz kalmıştı. Uranüs-Dünya-Güneş arasındaki dizilimle yakın bir Merkür karesi ve uzaklaşan bir Venüs karesi vardı. Aşağıda 29 Ağustos 2005 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

26 Aralık 2006’da Endonezya’da sel felaketi oldu, 50.000 kişi evsiz kaldı. Satürn-Neptün tam karşıt açıdaydı, Merkür-Uranüs tam kare açıdaydı, Mars-Jüpiter hizalanmaktaydı. Aşağıda 26 Aralık 2006 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

16 Aralık 2009’da Filipinlerde bir volkan hareketlenmesi oldu. 50.000 kişi bölgeyi boşaltmak durumunda kaldı. Aşağıda 16 Aralık 2009 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

12 Ocak 2010’da Haiti depremi oldu ve Dünya’dan bakıldığında Güneş ve Venüs hizalanmışlardı. Güneş-merkezli haritada Satürn-Uranüs, Merkür-Neptün karşıtlıkları vardı. Aşağıda 12 Ocak 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

27 Şubat 2010’da Şili’de daha büyük bir deprem meydana geldi. Dünya’dan bakıldığında Güneş ve Jüpiter hizalanmışlardı. Güneş-merkezli olarak bakıldığında daha zorlayıcı bir gökyüzü vardı. Venüs, Satürn, Plüton arasında doksanar derecelik, Mars-Neptün arasında yüzseksen derecelik açılar vardı. Aşağıda 27 Şubat 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

Plenatary Influences kitabının da yazarı olan Buryl Payne, bazı volkan patlamaları esnasında Venüs veya Satürn’ün Dünya’ya yakın olduğunu gözlemlemiş. Bunlara ilaveten, Ay’ın pozisyonları a volkan hareketlenmeleriyle ilişkili gözükmektedir. 21 Mart 2010’da, dünya ve Satürn tam olarak Güneş ile hizalandılar. İzlanda’da bir volkan patlaması oldu. Uzmanlar, yakın zaman içerisinde benzer bir patlamanın gerçekleşeceğini söylüyorlar. Aşağıda 21 Mart 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

İzlanda’daki yanardağın ikinci kez patlamasında, Merkür, Venüs, Uranüs arasında bir T-kare ve Satürn-Plüton arasında kare açılar vardı. Patlama sonrasında bazı ülkelerin hava sahası uçuş trafiğine kapatıldı. Aşağıda 15 Nisan 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

10 Haziran 2010’da Güneş lekesi sayısında pik yaşandı (210 adet). Venüs, Jüpiter, Merkür, Uranüs arasında dizilim vardı ve Dünya-Güneş de bu dizilimle doksan derecelik açıdaydı. Satürn-Mars kavuşumuyla Plüton arasında da kare açı vardı. Bu tarihten önce güneş lekesi sayısı 20 civarında seyrederken, 8 Haziran’da hızlı bir şekilde 80’e, 9 Haziran’da 190’a, 10 Haziran’da 210’a çıkarak pik yaptı. Ardından düşmeye başlayarak 11 Haziran’da 155’e, 12 Haziranda 140’a, 13 Haziran’da 110’a ve nihayet 14 Haziran’da (10) düştü. Bu hızlı yükseliş ve düşüş esnasında iki yüksek ölçekli deprem oldu. 12 Haziran’da Hindistan'ın Nicobar adalarında 7.7 büyüklüğünde deprem oldu. Depremin merkezi, aynı zamanda Endonezya'nın Sumatra adasının kuzeybatısına düşüyordu. 13 Haziran’da Japonya’nın kuzeyinde 6.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Aşağıda 10 Haziran tarihine yönelik çıkartılan Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

25 Temmuz 2010 Pazar günü dolunay vardı, 27 Temmuz 2010 günü jeomanyetik aktivite bariz bir artış gösterdi. Bu tarihte jeocentrik bakışla çok sert gezegen dizilimleri vardı. 28-30 Temmuz 2010 tarihleri arasında Çin, Afganistan ve Pakistan’da aşırı yağışlar sel felaketleri meydana gelmesine sebep oldu. Şiddetli muson yağmurlarının neden olduğu seller yüzlerce kişinin ölümüne yol açtı ve geniş alanda büyük hasara neden oldu. Yağışlar birkaç gün daha devam etti. Pakistan’ı %70’i sular altında kaldı. 1929'dan bu yana, bölgede yaşanan en büyük sel felaketi olarak tanımlandı. 2000’den fazla kişi hayatını kaybetti. Pakistan’da 20 milyon, Çin’de 120 milyon kişinin yaşamının olumsuz etkilendiği söylendi. Aşağıda 30 Temmuz 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

   

Yakın Gelecekte Etkin Olacak Gezegen Dizilimleri ve Güneş Aktiviteleri

(21 Eylül- 29 Ekim 2010)

 

2010 yılı Eylül ayı sonlarında ve Ekim ayında, kısa zaman aralıklarıyla Jüpiter, Uranüs, Satürn ve daha sonra Venüs Güneş ile hizalanacaktır. Bu gezegenlerden her biri, Güneş ile hizalandıklarında, Güneş’te etkin aktiviteler meydana geldiği gözlemlenmiştir. Hepsi kısa zaman aralıklarıyla bir araya geldiklerinde, yoğun Güneş aktivitelerini tetikleyebilirler. Bu dizilimlerden bazıları esnasında Merkür ve bazılarında da Plüton Güneş ile doksan derecelik açılar oluşturacaktır. Güneşmerkezli (Güneş-merkezli) bakışla, bir gezegen Güneş ile bir dizilimde olduğunda, Dünya ile de dizilimde olur. Çünkü Dünya Güneş’in tam 180 derece karşısında gözükür. Güneş-Dünya ile gezegenler arasındaki bu önemli açısal irtibatların oluşacağı 2010 Eylül-Ekim aylarında Güneş aktivitelerindeki meydana gelecek olan artışlar Kasım ayına da devam ederse, uluslararası ilişkileri gerebilir, hatta bir savaşı atmosferi yaratabilir. Dünya ile hizalandıklarında tüm gezegenler, aynı zamanda Güneş ile de hizalanmış olduklarından, güneş aktivitelerinde artışa sebep oluyorlar.

Eylül-Ekim 2010’daki etkin gezegen dizilimleri, yerküreyi içinde bulunduğumuz Güneş Döngüsü periyodu olan 11 yıllık döngüde, şimdiye kadar yaşanan diğer stresli zamanlardan daha fazla etkileyecek. Bu dönemde oluşacak gezegen dizilimleri, etkin jeomanyetik fırtınalara sebep olabilir, büyük ölçekli depremleri, tsunami ve sel baskınlarını, volkan aktivitelerini etkileyebilir. Jeomanyetik fırtınaların, hava zaten fırtınalıysa iklimsel fırtınaları uzattığını biliyoruz. Eylül ayı, özellikle Pasifik’te fırtınaların ve büyük çaplı kasırgaların etkin olduğu bir aydır. Dünyanın manyetik alanı Güneş’in ekvator düzleminden geçtiği Mart ve Eylül aylarında daha fazla bozulur. Manyetik alanda bu bozulma, doğal felaketleri tetikleyebilir. 21, 22, 23 Eylül civarında, Pasifik’te ve Amerika kıyılarında etkin kasırgalar görülebilir.

21-22 Eylül 2010’da, Dünya, Jüpiter, Uranüs, Güneş arasında aynı çok yakın derecede dizilim gerçekleşecek ve Merkür de bu dizilime yaklaşık doksan derecelik açıda olacak. Bu dizilimler sonucu ortaya çıkacak jeomanyetik dengesizlikler, insanlar üzerinde baskı oluşturacağından, insan eliyle yapılacak eylemler çok yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Terör artabilir. Dizilim Jüpiter’i de içerdiğinden, insanlar duygularını daha abartılı ortaya koymaya yatkın olabilirler, fanatikçe davranabilirler ve dizilim Uranüs’ü de içerdiğinden, ortalık her zamankinden daha hareketli ve kaotik olabilir, insanlar daha heyecanlı, stresli, saldırgan ve asi hissedebilirler. Jüpiter büyüteç gibidir, Uranüs sinir sistemiyle alakalıdır ve bu dizilim Merkür ile doksan derecelik açı yapacağından, sinirsel gerginlikler, huzursuzluklar büyüyebilir.

Bu dizilimler sonucu ortaya çıkacak jeomanyetik dengesizlikler, insanlar üzerinde baskı oluşturacağından, insan eliyle yapılacak eylemler çok yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Terör artabilir. Jüpiter-Uranüs yakınlaşması zamanlarında, kasırga ve tornadolar gözlemlenmiştir. 21-24 Eylül arasındaki tarihlerde, özellikle Pasifik'te, ABD kıyılarında sert fırtınalar, kasırgalar meydana gelebilir. Dizilime sert açı yapan Merkür, iletişimsel sorunlar da yaşanabileceğine, Uranüs ile sert açısı, işin elektriksel veya teknolojik boyutunu da işin içine katıyor.

21 Eylül’den itibaren hissedilecek ve 22 Eylül’de etkinleşecek sert etkiler bir gün sonra, 23 Eylül’deki tam dolunay zamanında, Ay Jüpiter ile dizilimdeyken maksimumda hissedilecek. Güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktiviteler muhtemelen yüksek olacak. İletişimsel aksamalar, hatalar, yanlışlıklar yüzünden sorunlar yaşanabilir. Ay dolunay halinde olduğunda da jeomanyetik fırtınaları tetiklemektedir. 23 Eylül’de, dolunay esnasında Ay Koç burcunda olacak ve zaten güçlü olan enerjiyi çok yükseltecek. Astroloji'de Dolunay zamanları, gergin enerjilerin boşaldığı, karanlık noktaların aydınlandığı, ortaya çıktığı, adeta bir hesaplaşma bir dönemdir. Öte yandan, bir uzlaşma arayışı vardır. Karşılıklı olarak birbirini dinlemenin getirdiği yararlar söz konusudur. Başkalarıyla birlikte hareket etmeye, dayanışmaya, paylaşmaya açık olmalı, onların bize neler söylediğine daha fazla dikkat etmeliyiz. Kapasite ve yaratıcılık yüksektir. Önemli ürünler ortaya koyulabilir. Dizilimde başrol oynayan Jüpiter-Uranüs ikilisi, son derece yaratıcı, ürün-icat-keşif ortaya çıkarma şansı veren, bireysel ve kolektif farkındalığı ortaya çıkartıcı özellikler de taşıyor. Bu iki gezegen arasındaki ana açılar tarih boyunca insanoğlunu özgürleştiren ve yaratıcılığını gözler önüne seren, birer dönüm noktası niteliği taşıyan dönemlere tekabül etmektedir. Bilim tarihinde kilometre taşı olarak kabul edilen gelişmeler büyük bir tutarlılıkla Jüpiter-Uranüs döngülerine denk gelmektedir. Öte yandan, zikir, tefekkür, meditasyon, dua gibi konulara yönelmek adına çok güzel günlerdeyz. Gökyüzündeki dizilimler, kendi içimizden bilgi almak, kendimizi keşfetmek, farkındalığımızı yükseltmek adına mükemmel fırsatlar sunuyor.

 

 

30 Eylül 2010’da Güneş-Satürn dizilimi olacak. Bir gezegen Güneş’in karşı tarafında, Dünya’ya yakın olursa, gezegensel etkiler büyür. 30 Eylül civarında, Satürn Güneş’in karşısında olacak ve Venüs, Dünya’ya nazaran Güneş ile aynı tarafta olacak. Bu pozisyonlar volkanik hareketlenmelere işaret edebilir. Aşağıda 30 Eylül 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

2010 Ekim ayı başında Venüs de Jüpiter-Uranüs dizilimi ile irtibat sağlayacak. 6 Ekim civarında Venüs-Jüpiter-Uranüs dizilim yaparlarken, Merkür bu dizilime uzak karşıt yapacak. Bu dizilimler, güneş aktiviteleri ve jeomanyetik fırtınaları tetikleyebilir, bunun neticesinde etkin doğal felaketler ve uluslar arası ilişkilerde gerginlikler yaşanabilir. Aşağıda 6 Ekim 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

 

10-11 Ekim civarında Merkür-Satürn ikilisi ile Venüs -Jüpiter ikilisi arasında karşıtlıklar oluşacak, Plüton da bu karşıtlıklara doksan derecelik açılar yapacak. Bu tarih civarında da benzeri sert sonuçlarla ve yıkıcı durumlarla karşılaşılabilir. Aşağıda 10 Ekim 2010 tarihine yönelik gezegen dizilimlerini gösteren Güneş-merkezli haritayı görmektesiniz.

 

 

Venüs-Merkür karşıtlığı 13-14 Ekim’e kadar sürüyor. 25 Ekim civarında Venüs Dünya’ya yakınlaşmaya başlıyor ve 28 Ekim 2010 tarihinde Venüs bu yıl Dünya’ya en yakın olacağı pozisyona geliyor. Maya astronomlarınca hareketleri çok dikkatle gözlemlenen Venüs, bazı uygarlıklarca depremlerle, volkan püskürmeleriyle, savaşların patlak vermesiyle ilişkilidir. Venüs en son dünyaya 26 Mart 2009’da bu denli yaklaşmıştı. 27, 28, 29 Ekim tarihleri insan ilişkileri, ülke dahilinde ve uluslararası ilişkiler bakımından huzursuz gözüküyor. Aralık 2010'da da gergin gezegen dizilimleri var. Aralık ayındaki önemli tarihlerden takip eden yazılarımda bahsedeceğim.

Evet, oldukça zorlu zamanlardan geçmekteyiz. Evet, güneş aktivitelerinin de etkin olacağı beklenen bu zorlu süreçte büyük çaplı doğal felaketlerle, finansal depresyonlarla, siyasi çalkantılarla karşı karşıya kalabiliriz. Bunu gerek kitaplarımda, gerekse köşe yazılarımda ve seminerlerimde altını çizerek vurguluyorum. Gergin açılar yapan gezegen dizilimleri, zorlu bir aşamanın odak noktasında bulunduğumuzu bize açıkça göstermektedir. Ama eğer insanoğlu bilincini doğru odaklar, gerçekte kim olduğunun ve yaşamını yönlendirme konusunda üzerine düşen sorumluluğun farkına varır, kendinde ve çevresinde gerekli düzeltmeleri yaparsa, gökyüzünde gezegenlerin sert açısal dizilimlerde bulunması neticesinde kriz yaratacak olaylar yaşanılması riski kaçınılmaz olmaktan çıkabilir. Eğer insanlar bir an önce yanlış yönde olduklarını fark eder ve daha iyi yönde değişim gösterirlerse, dünya da bunu takip edecektir. Belki de bu süreçte sorumluluğumuzun farkına varırsak, bilinçli bir şekilde bir şeyleri değiştirmeye çalışırsak, bu değişim dünyanın enerji matrisi üzerinde olumsuz etkileri azaltabilir, hatta olumlu etkiler yaratabiliriz. Modern astrolojide çok güzel bir betimleme vardır: “Karakterimiz kaderimizdir. Karakterimizi değiştirebilirsek, kaderimizi değiştirebiliriz.” Bilinçli düşüncelerimizle etrafımızdaki ve içimizdeki dünyayı etkileme gücümüzü arttırabilme kapasitesine sahibiz.

Psişik kahin Edgar Cayce’ye göre evrendeki değişiklikler ve gezegenler, yıldızlar ve Zodyak’ın konumları, insanoğlunun iyi ya da kötü şeyler yapmasını etkiler. Ama insan da bunları etkiler. Çünkü aslında yıldızlar bizi yönetmez, biz yıldızları yönetiriz. Bu etkiler, varlığın iradesinden daha büyük değildir. Yıldızların yaşamı yönetmesi yerine yaşam yıldızları yönetir, çünkü insan evrendeki tüm varlıklardan üstün yaratılmıştır ve evrenin kanunlarını değiştirebilme gücüne sahiptir. İnsanoğlu olarak irademiz tüm bunların bizi etkilemesinin üzerindedir ve aslında gerçekliği inşa eden zihnimizdir...

Okunma 9719 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 06 Şubat 2013 13:56
Öner Döşer

12 02 1966, saat 20:41 İstanbul doğumludur. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İş İdaresi Bölümü mezunudur. Dört kuşaktan beri süre gelen aile geleneğini bozmayarak, tatlı mecburiyetler sonucunda başladığı ticaret hayatını, bu başlangıçtan tam 20 yıl sonra, 2003 Haziran ayında, gençliğinin büyük bir bölümüne ev sahipliği yapmış olan Kapalıçarşı’dan ayrılarak noktaladı. Bu tarihten itibaren sadece gönülden sevdiği astrolojiyle ilgilenmekte, astroloji danışmanlığı ve eğitmenliği yapmaktadır. Astroloji Okulu’nun kurucusu olan Öner Döşer'in, şu ana kadar yayınlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır:

Web site: www.astrolojiokulu.com

@derki.com. Tüm hakları saklıdır. Yazılardan kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir.