9 Temmuz 2017, OĞLAK Burcu’nda DOLUNAY; Ertelenmiş Bir Düdüklü Tencere Efekti :)))

1.419 views

9 Temmuz 2017 günü, İstanbul’a göre 07:07 itibariyle, DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı tam halini alacak.

DOLUNAY haritasını yorumlarken, aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • AY, Oğlak Burcu’nun 17 derecesinde, haritanın 6’ıncı evinde ve Pluto ile kavuşumda. AY, haritanın 12’inci evini yönetiyor.
  • Güneş, Yengeç Burcu’nun 17 derecesinde, haritanın 12’inci evinde ve Mars ile kavuşumda. Güneş haritanın 1 ve 2’inci evlerini yönetiyor.
  • Haritanın Yükselen Noktası, 3 derece Aslan. Merkür, Yükselen Noktası ile kavuşuyor ve İkizler’deki Venüs ile 60 derece açı yapıyor.
  • Jüpiter, AY ve Güneş’e T-kare yapıyor.
  • AY’ın girdiği Oğlak Burcu’nun yöneticisi Satürn, 5’inci evde ve Retro konumda.

MEALİ;

Bu DOLUNAY’da yaşama ve çalışma biçimimizin bizi güvende tutuyormuş gibi görünse de, kaldırılamayacak kadar aşırı bir baskıya yol açan yanları ile yüzleşeceğiz. Ve belki de ertelemeye çalıştığımız bazı bitişleri dikkate almak, bazı yol ayrımlarına adım atmak, bazı alışkanlıklarımızdan ve tutumlarımızdan, düzen sandığımız bazı uygunsuz hallerden vazgeçmeyi göze almak durumunda kalacağız.

Hepimizin hayatında KORUMAK istediği şeyler vardır; Düzenimiz, saygınlığımız, sorumlu olduğumuz işler ve insanlar, üstlendiğimiz roller, fiziksel görüntümüz ve ritmimiz, yaşama biçimi hatta kader haline getirdiğimiz ve vazgeçemeyeceğimizi sandığımız alışkanlıklarımız…

Ama en önemlisi ”Biz olmasak, dünyanın duracağını ya da yörüngesinden çıkacağını” zannederiz :)))  O yüzden de – bize göre gerekli olan – düzen ve dengenin bozulmaması için, hem herkesi ve her şeyi hem de kendimizi kontrol altında tutmamız gerektiğini düşünürüz.

Bu çok yönlü kontrol çabası, dışa yönelik bir efor olduğu kadar, aynı zamanda içimize yönelik bir baskı unsurudur.

Veee bazen işler kontrolden çıkar!

Biz o kadar özen ve zaman verir… Onca fedakarlık yapar ve sabır gösterir… Emek emek bir sistem kurarız. Ama dingilin biri münasebetsiz ve sorumsuz bir hareket yapar, veeee aniden ortalık karışır :))))

Bazen her şey bize göre mükemmel olsun diye o kadar uğraşırız, etrafı derli toplu tutmaya ve görünürdeki dengeleri korumaya o kadar odaklanırız ki, uyarıları fark edemez hale geliriz. Bizzat kurguladığımız ve sırtımızda  taşıdığımız sistemin, bu sisteme dahil olan unsurlara, ya da bu sistemin hayatın doğal düzenine uygun olmadığını göremeyiz. Veee kurgu dağılır :)))

Ya daaa, bizim içimizdeki aşırı baskı altında kalmış, aşırı sorumluluk sahibi ve mükemmeliyetçi düdüklü tencerenin suyu biter veee biz patlarız :))))

Bu tür patlamalar, korkutucu oldukları kadar öğreticidirler!

Reddettiğimiz duygular, bastırdığımız beklentiler, yüzleşemediğimiz çatışmalar, hasıraltı ettiğimiz aksaklıklar, görmek istemediğimiz imkansızlıklar, ertelediğimiz sonlar, bize ağır yükler olarak dönerler. Hatta bazen sağlığımız bu nedenle tehdit altına girer.

Korumak ve korunmak adına, aslında kendimizi ve değer verdiğimiz birçok şeyi tehlikeye attığımızı, ancak böyle büyük patlamalar yaşayınca anlarız.

İnsan kendi gücünü, karar verme ve uygulama becerisini, hayat üzerindeki hakimiyetinin sınırlarını çoğu kez abartır.

Çoğumuz hayatı istediğimiz yönde akması için manipüle eder ve bunun için büyük fedakarlıklarda bulunuruz.

Ya da hiçbir şey değişmesin diye, hareketsiz kalır, donar, tepki vermez, ne acımızı, ne sıkıntımızı, ne kaygılarımızı dışa vurmaz, bir şey yapmazsak ve olduğumuz konumda kalmaya ısrar edersek, her şeyin kendiliğinden hallolacağını umarız.

Ama bizim güç bela koruduğumuz dengeler, bazen bir yel esintisi ya da bir küçük dalgınlık ile bozulur.

O zaman, kendimizi beceriksiz, suçlu, yetersiz, ya da anlamsız hissedecek kadar dibe vurabiliriz.

Ya da biz yıkılmaz, bozulmaz, müdahale edilmez, duruma hakim göründüğümüz için, üzerimize daha fazla yük bindirmeye kalkan biri olur veee biz kendimizi darmadağın, ezik, kullanılmış, ve ihmal edilmiş bir halde, yani kızgınlık ve kırgınlığın dibinde buluruz.

Böyle dipler iyidir 🙂 Zira insan dibi bulunca, bir zemin yakalamış olur.

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, ayağımızın altında hissettiğimiz zemin GERÇEK’tir. Ve gerçeğin üstüne mütevazi bir kat çıkmak, güç bela tutturduğumuzu sandığımız dengelerin üzerine gökdelen kurmaktan daha güvenlidir 😉

Yapamadığımız zira bizi aşan, ya da yapılamayan zira içinde bulunduğumuz koşulların imkanlarını aşan, ya da yaptıramadığımız zira muhatabımız olan kişilerin dengesini ve becerisini aşan şeyleri görmek ve düdüklü tencereyi patlatacak kadar susuz bırakmamak gerektiğini anlamak, başımıza gelebilecek en iyi şey olabilir J

Bazı korkularımız, bazı duygularımız, bazı ihtiyaçlarımız, bazı önceliklerimiz, bazı varsayımlarımız ve kabullerimiz gibi nedenlerle, içimizden gelen uyarılara, başımızın içinde yanıp sönen kırmızı ışıklara kulak tıkarız. Ama o uyarılar aslında bizi daha kötüsünden korumak için vardır.

Yaptırım gücümüzün, dayanma gücümüzün, incitilemeyen hatta dokunulamayan ve sarsılmayan biri gibi davranma gücümüzün, olayları ve insanları manipüle etme gücümüzün, yani insan gücünün sınırları vardır.

İnsanın habire bir şeylere sınır koymak ve şekil vermek yerine, arada bir kendi sınırlarının ve hayatın sınırlarının farkına varması, bunlara saygı duyması, bunları izleyerek yol alması İYİDİR!

Burçlara göre yazıyı YAZACAM 🙂

Şimdilik müzik… Sometimes We Cry – Bazen Ağlarız.



Yorum Yapın