9 Mart Balık Burcunda Güneş Tutulması; Ve’l-Ba’sü Ba’de’l Mevt

6.060 views

9 Mart 2016 Tarihinde, TSİ. 03.57’de Balık Burcu 18°de bu  senenin ilk Güneş Tutulmasını yaşayacağız. Tutulumun toplam süresi 4 dakika 35 saniye, bu da dünya yılında yaklaşık 4,5 ayı kapsayacak bir etki demektir.

Tutulum Balık 18 derece ile kavuşuma geçen transitlerle tetiklendiğinde, 4.5 yıllık sürede kendi dönemini tamamlayacak. Bireysel olarak da, global olarak da.

Balık Burcunda yer alan GÜNEŞ-AY-MERKÜR-NEPTÜN-CERES-ŞİRON VE Güney Ay Düğümü dizilimine, karşı aksı Başaktan, MÜŞTERİ ve Kuzey Ay Düğümü katılımda bulunmuş. Tüm bu etkenler tutulum için önemsiz bir dizilim olamaz sanırım. Balık ve Başak iki değişken, iki onarıcı, biri çözüp atar, diğeri çözülenleri toplar, işlevsel hale getirir, yaralı bir şekilde toplumun bütününe sunar.  Dünya dağınık, karışık, doğusu, batısı her yerinden yükselen iniltiler, insan kılığında binlerce zombiler,  Dünya hayatıyla uyuşturulmuş beyinler, çeşitli vizyonlarla kiralanmış bilinçler. Kutsal addedilen her şeyin içi bomboş, bu sürece 9 Mart 1997 tarihinde girmiştik. 2 dakika 50 saniye süren tutulum1999 yılının ortasını geçtiğimizde global olarak yaşanılan pek çok olayın ardından sudan gelen tehlike ile kendini göstermişti.  2000’lerde başlayan deformasyon, 4 Ocak 2011 tarihinde Oğlak Burcunda gerçekleşen Tutulum ile insanı uyandırmak adına tetiklenmişti. Değişken işaretle başlayan, Sabit İşaretle hâkimiyetin kimde olduğunu gösteren, Öncü İşaretle uykuları rahatsız eden Uyandırma servisiyle, Pluto-Uranüs’ün dönüşüm-kaos etkileriyle su yüzüne çıkmıştı gerçeğimiz.

Balık son işarettir, bilinç havuzudur, kolektif adını verdiğimiz, parçalardan oluşmuş, her biri ayrı ayrı yaşadığı yeryüzüne etki etmiş olayların, yaptığı işlerle bilinçlere */- katkı sağlamış insanların tümlediği, tamamladığı kolektif halin içindeyiz. Sıradan bir tutulum olduğunu söylemek çok zor, zahirinde her şey, görünür durumda,  batını izah etmek ise çok zor.

Hangi ilim olur ise olsun, menfi ya da müspet ilim, insanın artı olarak hayrına kullandığı bir araç değil ise yazdıklarımız çizdiklerimiz, kuru kalabalık, harfleri kelimeleri yormaktan kendimizi yormaktan başka bir şey değil diye düşünmekteyim. Işık olmak, iyi olmak, iyilikten kasıt erdemli asil olmak bulaşıcı değil ama, karanlık olmak, kötü olmak, şerefsiz olmak, her türlü kutsalının içine etmek, bulaşıcı bir hastalık olmuş bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Kim kimi, kim kendini nasıl ne şekilde koruyor, nasıl direniyor bu hastalığa… Zor çok zor.

Neyse bu yazıları zaten hep kendime yazıyorum: ) ben kendimi nasıl korumalıyım, bunun bencilliğindeyim artık. Çoğu şeyi insanın cüz-i iradesine bırakan Rahmanın, yol ayrımlarında,  seçim gücü verdiği insan, kader ile tecelli arasındaki farkı idrak ettiğinde suçlayacağı bir merciide kalmıyor ortada.

Balıktan önceki kalan 11 burç işareti, dünyamıza yönelik deneyimleri bizlere sebep eder, birinde dünyevi aklın, hareketlerin, dünya mücadelen koç, birinde sahiplenme, koruma, biriktirme ölüm yok gibi boğa, birinde, yazma, çizme, konuşma, fikir üretme, birinde aile kurma, mal-mülk sahibi olma yengeç, birinde evlat, üreme, nesil, dünyevi hazlar, zevkler, hobiler aslan vs vs vs derken balığa geldiğinde dünyadan olan her şey hem içindedir birikmiştir, hem de dışındadır, artık dünyada olan gözle görülen, somut olanlar yeterli değildir, daha fazla vardır, tüm bunların tüm dünya yaşamının içinde bambaşka bir hakikat vardır, bu nedir, bunun araştırması içine düşer insan. İlahi olan bir gerçek vardır, yetebildiği yerler kadar yetemediği, boyun bükmek zorunda kaldığı durumlar vardır, insan ACİZDİR, ACİZ kalmıştır, gözle görülmeyen, başa gelmeden bilinmeyen, uzak gelen bazı gerçekler vardır. Nedir? “ÖLÜM”. İnsan tanrı olmadığını anlar, (Allah ayrı-Tanrı ayrı- Tanrı yaratılmış olan, insanın kendi bilincinde yarattığı üstün vasıflar addettiği varlıklar- Zan’lar dünyasında zannettiği vücut giydirdiği sanrılar).

Ölüm gerçeğiyle yaşadığı An ’da yüzleşen insan, Teslimiyeti öğrenecektir, kabullenecektir, bu yüzden değil midir ki, Balık işareti, Teslimiyetin sembolü olmuştur. Teslimiyet yaşanılan dünya rüyasını huzura erdiren bir tılsımdır.

İlahi olanın evrensel yasaları vardır, adalet, ektiğini biçmek, ölçüyü kaçırmamak, yetimi, yoksulu korumak kollamak, işine hile karıştırmamak, emekçinin emeğini iade etmek, senden benden diye değil, idarede bir koltuk sahibi isen, işi ehline vermeye dikkat etmek, dünya hayatında yaptığın iş her ne ise, iş ahlakı denilen erdemlere sahip çıkıp, işini düzgün yapmak gibi, toplumun daha huzurlu yaşamasını sağlayacak, seni var edenin ihtiyacı olmayan ama senin eşref i mahlûkat sıfatını korumak adına uyman gereken buna benzer yasalar vardır.

Balıkta cereyan ediyor ise önemli bir göksel etki, Balık bilinç havuzu ise, kendinden önce gelenlerin getirdikleriyle dolmuş ise, o havuz çalkalanmaya başlayacaktır. Bireysel de aynı, küresel de aynı, peki bu çalkalanma nasıl cereyan edecektir, yine insanın kendi eliyle elbet, kendi başına getirdikleriyle,   ilahi adalet denilen mekanizma devreye girecektir, Hakkın iptal etmeyip süre verdiği adaletsizliğin, hak-hukukun içinde olduğu, vicdan terazisinin yalpalamaya başladığı geçmişten gelen konular su yüzeyine çıkacaktır.

Balık -Başak aksındaki Ay Düğümleri, biri geçmişe bakan, diğeri gelecek, tutuluma eşlik ediyorlar, Balık geçmiş tarafında, Başak gelecek tarafında, şimdiye kadar ne yaşandı yaşandı, oldu bitti geçti gitti, tutulumla beraber doğacak Yeni Ay başlangıçları işaret ettiğinden ve Balık dünyaya elveda rüyanın sonu, sonsuz sınırsız olan dünyana uyanma kapısıysa, bu dünyada an’da şuanda varken, bir geçmişi irdeleyip, başa gelenleri bir şöyle düşünüp, bugünden memnunsan gönül huzuruyla teslimiyetle yola devam, huzursuz isen memnun değilsen bugününden, geçmişe şöyle bir bakıp, çok basit gelecek belki bu sözler, temize çekmek için o bilinci, parlatmak için kararttığın o kalbi, evet şimdi anlıyorum ki, şuandaki durumu ben oluşturmuşum, aldığım bir ah var, yaptığım bir haksızlık var, kırdığım bir kalp var, karıştırdığım bir haram var deyip, temizlenmek adına bir lütuf kapısı açılmış, tutulumun sancılarının ardından yeni Ay’ı iyi değerlendirmeli sanırım.

Tutulumun kavuşumunda olan Ceres, doğurganlığı, büyümeyi, hasatı simgeler,  kendi iç âleminde cüce kalmış olan insan için bir umut ışığı hala var demektir. Yaralarımızı ve şifalarımızın kaynağını gösteren Şiron tutuluma kattığı etki ile geçmişten gelen içini kemirip duran, hani ya hani hiç bir şey olmuyor, yanan yandığıyla kalıyor isyanlarında olanlar için, ellerini, kalplerini kine bulamaya hiç gerek yok, ilahi adaletin zerre kadar iyiliği zayi etmediği gibi, insanın insana yaptığı zulmün kıyımın da cezasını zayi etmediğini görecektir sanırım. Sadece 4.5 sene… Belki oldu belki şimdi ama 4.5 sene içinde her an her gün ilahi adaletin tecellisi ile dolacak.

Tutulum ve yeni ay etkisi değişken işaretler olan, Balık-Başak-İkizler-Yay’ın 18 derecesinde kişisel yıldız/gezegenleri olanları ve yine köşe evler olan 1.4.7-10 evle kavuşumu olanları çok yakından ilgilendirecektir. İmkânsız addedilenin gerçekleşmesi gibi. Rüyalar ve sezgi yolu ile her anı işaret olan mesajlarla hayatlarını kolaylaştıracak nice lütfu beraberinde getirecektir sanırım. Tutulumun karşı aksında yer alan Müşteri-K.A.D.kavuşumu tutulumun negatif etkisini absorbe etmiştir. Yukarıda yazdığım etki sahasında olanlar için Yeni Ay enerjisi daha fazla çalışacak ve yeni bir hale geçişin kapısından içeri girecekler sanırım. Yeni bir hayat, yeni bir görünüm, yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir ilişki… Dönüm noktası dediklerinden… En doğrusunu Allah Bilir…

Tutuluma etki eden Yay-Zuhal, bir süre melankolik yapabilir, korkuları artırabilir, kişisel olarak istediğiniz, hedeflediğiniz konularda bir vazgeçme hali getirebilir. Umutsuzluk halini abartabilirsiniz, Zuhal panik-atakları yönetir, panik-atak geçmişi olanların şu birkaç hafta bu rahatsızlıkları artabilir, Güneş sizseniz, Zuhal sizi ayakta tutan kaynaklarınızdır, bir endişeli hal içine girebilirsiniz ki insanız Bu da geçer ya hu, bu krizi de atlatırsınız. Zuhal yine kompleksleri, suçluluk duygusunu yönetir, zamanın, kabz olma halinin, zaman içinde kendini yaşatan geçmişi de yönetir, suçluluk duygumuzu artıracak hatırlar canlanabilir, pişmanlık denilen duyguyu artırabilir, kime isabet etti ise artık, giden gemi af dilemek için limanınıza uğrayabilir, siz iseniz pişmanlığın kollarındaki, suçluluk duygusuyla içi içini kemiren,  diğerinin limanına yolunuzu düşürecektir, Zuhal yani zaman ve kaderin görevlisi. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Müşteri ve Zuhal, Güneş-Ay-Şiron değişken T-KARE, Tutulum ve Yeni Ay, aczane bu ara bir kendimi geriye çekerdim, az insanla muhatap olurdum, kendi elimle başıma bir iş getirmemek için biraz rölantiye geçerdim, etik olmayan, bağışlanması zor olan bir hata yapmamak adına tedbir alırdım ha kendi bireysel, kendimle olan, dalga geçtiğim zararı salt bana olan güzel hatalarıma devam: ) ama şu insanın insana yaptığı, yapacağı hatalar için kendimi bir güzel korurdum. Tedbir de İmanın bir parçasıdır. Teslimiyet Tedbirden sonra gelir adamım!

Velhasıl-ı kelam: Sözün Özü, bu yazdıklarım öylesine, bu ilim bana Hakk Teâla’ya yakın olmak için bir vesile, yoksa banane güneşin ayın etkisinden tepkisinden, insan suç ortağı arıyor kendine, ya da bahane bulacak bir sebep, Rahmanın kendisine üflediği ruhu ve onun üstün gücünü idrak edip hakkıyla yaşamak yerine, neyse tüm dünyamızın asıl sorunu nedir, biliyor musun?  Ve’l-Ba’sü Ba’de’l Mevt “ yani öldükten sonra geri diriltileceğine, kalbine ve bilincine aldıklarıyla diriltme sonrası ağırlanacağına, hesap gününe yeterince iman etmemiş olmamızda. Öyle ya dünya diyoruz, dünya bizden oluşuyor, Dünya kötü bir yer oldu diyoruz, kötü olan bizleriz, ölümden sonraki dirilmeye layığınca inansak, ne rüşvet olur, ne adam kayırmaca, ne cemaatleşme, ne tekkeleri ticarethane yapma, ne hırsızlık, ne yolsuzluk, ne arsızlık, ne ham ahlatlık, ne kalp kırma, ne yoksulluk, ne tecavüz, ne taciz, ne cinayet. Her türlü kavram, her türlü kutsal dibine kadar kapkara. Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu, kişisel kendini madde ve mana boyutunda fiziksel ve ruhsal geliştirme argümanlarının bu kadar bol olduğu bir çağda sanırım kimse diyemez, Benim haberim yoktu! Satırdan öğrenince, okuyunca, napcen böyle oluyor işte, sadırdan okunsa olmazdı ya neyse…

Ay yoruldum zaten, bunları yazarken relaks relaks yazdım valla, hiç gerilmedim, şimdi kimsenin kimseye diyecek bir sözü olmadığı gibi, dünya bu hale gelmiş ise, dünya işini de ahiret işini de ölçüsüyle yapan, arınana ne mutlu, içinde debelenene, geldiği makamı putu edinene, Rabbim hidayet versin yine de… Her insan kendinden sorumlu tutulacakmış, kendini değiştiren güzelleştirenin zaten çevresi de güzel olur, temiz olur, insanlığın tümünün insan kalması artık ütopik bir hayal olur… iyi de olacak, kötü de olacak, insan da olacak, insanlıktan çıkmış da olacak, yoksa bazı güzellerin değeri nasıl anlaşılacak 🙂 Hava durumumuzu burada noktalıyorum, bi’şi anlamamış olabilirsin, dedim ya bu şarkıyı ben kendime besteledim : )

“Ey iman edenler, İMAN edin.” Nisa-136 

Yorum Yapın