6 Aralık 2014 İkizler Dolunay Etkileri, Sâdır vs. Satır

8.908 views

6 Aralık 2014 Tarihinde TSİ 14.26’da, Yay/İkizler aksında, İkizler’in 14°den nağmeleri eşliğinde, her birimizin işiteceği, her birimizin işittiği melodiyi, kimi hüzzâmdan, kimi hicâzdan, kimi pop, kimi jazz’dan terennüm edeceği bir mikser dolunayını yaşamaya başlayacağız. Ha başladık zaten, takılıp kalmayın artık şu tam derecesi derecesine, tam günü gününe ve hatta saatine, feleğin çemberinden geçiyoruz işte, parayla değil, sırayla, kimimiz Satürn’üyle baş başa, kimimizin tepesinde, Neptün’ü, kimimizin Şiron’u, kimimizin Uranüs’ü. Kimimizin 4.evi, kimimizin 7.evi, kimimizin 8.evle sınanmaları, kimimizin 5.evi. Oluyoruz işte, ham iken, yana yana, pişe pişe oluyoruz işte. OL’mamız gereken ne ise, fazla kurcalamadan, yormadan o beyni, attırmadan sigortasını, gönül denilen tandırda, yana yana, döne döne pişiyoruz, Ol’uyoruz bir şey işte.

Ağırlaşan bedenlerimize, yoğunlaşan ruhumuza tezat, zaman nasıl da hızlı akıyor öyle değil mi? Boşanmalar, evlenmeler, evlat sahibi olmalar, ev-iş sahibi olmalar, mezuniyetler, yürümeler, düşmeler, kalkmalar, sıkıntılar, çaresizlikler, yalnızlıklar zaman nasıl da hızlı akıyor değil mi? Düşündüğünde geçmez bu acı dediğin acılar geçmiş, dinmez bu ıstırap dediğin nice ıstırap yerini başka şeylere bırakıvermiş. Takılıp kalmıştın ya hani birine, hani bir şeye, hani kocaman takıntı, saplantı haline gelmişti, o aşk, o ilişki, o dert, o keder, bak kalkıvermiş üzerinden, şimdi başka şeylerle meşgulsün ki o da geçiverecek bakmışsın ki o sabahına şiş uyandığın gözlerin dinlenmiş, o başına saplanan ağrı geçmiş, o yüreğindeki hançerin izi artık zamanlı zamansız sızlamıyormuş. Bak gördün ya, şimdi düşündüğün kara dert, şimdi üzüldüğün şimdi ne yapacağım ben dediğin nice şeyler geçmiş. Ve şayet şimdi başka bir derdin var ise bil ki zaman çok hızlı akıyor tahmininden de hızlı göreceksin o da geçecek… Bu geçişlerin her birinde sana bir hediye var, her şey kaderle, elinle işlediğin dahi kaderle, kendinden kendine, geçişlerdeki hediyeni gör – al- geç. Bir daha uğrayacak olsa da yolun oralara, hediyesi nasıl olsa cebinde.

Koç bilinciyle doğan insan, boğa bilinciyle tutunmayı, ait olmayı ve sahip çıkmayı öğrenir, ikizler bilincine geldiğinde ise, yaşamının devamında ihtiyacı olan, bilgiyi, görgüyü, fikir üretmeyi, yaşamın devamı için gereken mücadelenin ön adımı olan eylem öncesi düşünmeyi, kendine göre bir plan, bir yol çizmeyi öğrenir. Konuşarak, yazarak iletişim kurmayı, duygu ve düşüncelerini aktarmayı öğrenir, Kardeşleriyle, komşularıyla, arkadaşlarıyla olan paylaşımlarıyla her an yeni bir şeyler öğrenir, insan ilişkilerini, önce yakınlarıyla kurduğu münasebetle test eder, Komşusuna koşar, kardeşine yetişir, arkadaşını düştüğü yerden kaldırır, Bunlar hiç de öyle küçük şeyler değildir, karakterin + yönde kalitesi buralarda gelişir. Bazen kopulur, bazen küsülür, bazen hararetli tartışmalar cereyan eder, bu ilişkilerle tecrübe edinir insan, Kardeşle olan küslük, yakınlarınla- arkadaşla olan tartışma, zaman geçtiğinde şöyle bir insan düşündüğünde, sana gelişimin için bir hediye. Nedenlerine odaklandığında, sana tutulmuş bir ayna. Neye kırılır bir insan en fazla, nedir kişiliğinin temeli, birbirimizle olan iletişimimizle, farkında olmadan yansıttığımız tavırlarımızla çözeriz birbirimizi. İkizler alanımız en karışık olduğumuz dağınık olduğumuz bölge olması kadar, yine en pratik çözümleri bulduğumuz, çetrefilli olan sorunları en kolay şekilde hallettiğimiz alandır da.

İkizler alanımız takıntılarımızın bol olduğu bölgedir, saplanıp kalırız hani, bir dediğimizi yüz defa tekrar eder durur, bir anlattığımızı birkaç defa daha anlatır dururuz, her şey karışmıştır birbirine kendimize bir bataklık oluşturur sonra da nasıl çıkacağım bu işin bu durumun içinden diye sürekli konuşur dururuz, bi oraya bi buraya çözüm diye harekete geçer, daha da karıştırır işi iyice arap saçına döndürürüz. İkizler böyledir gibi değil amman ha, İkizler’in ay fazındaki hükmünde olan tabiat bu ve artık biliyorsunuz insan sadece doğduğu gün, güneşin konakladığı burcun tabiatını değil, pek çok unsurun karışımını taşır bünyesinde. Yaşam sahneleri diyoruz ya hani, ikizler nerede ise orada ikizlersindir, miksersindir, karışıksındır, karıştırmaya meyillisindir, çok konuşursun ama ortada icraatın yoktur, dağınıksındır, hayaller Paris, hayatlar angaranın bağlarıdır. (ben sevdim eller aldı, acısı bana kaldı).

Bizler, biz insanlar, bir et parçası olmasının dışında, daha fazlası olan bir kalbe, bir gönüle sahibiz, bir yanda Akıl diğer yanda Kalp, bir yanda sol beynimiz, mantık üzere rasyonalist, diğer yanda kalbimiz sezgisel, duygusal yanlarımız. Yay sağ beynin, İkizler sol beynin çalışma ilkelerini yönetir. Kalp Aslan’a verilmiştir, kalbin içindeki sezgi, hissediş, kavrayış, Yay’a, Akıl Kova’ya verilmiştir, Aklın giriş kapısı zekâ, bilgi toplamak, fikir üretmek İkizler’e. Her şey birbirine muhtaç her şey birbiriyle dengede. Yay burcunda gerçekleşen Yeni Ay ile hayatlarımızla ilgili nedir bizim hakikatimiz, ne istiyoruz, ne bekliyoruz, yaptığımız işler, öğrendiğimiz bilgiler, kurduğumuz ilişkilerin bizlere kişisel gelişimimizde, bu yolculuğumuzda katkıları nedir? Pek çok şey yaşadık geçti gitti, ne idi almam gereken ders, ne kadar alabildim, neyi ne kadar istiyorum, neden bu kadar istiyorum, bir takıntı mı? Ulaşmak, erişmek beni huzurlu kılar mı? Biraz zorlandık, zorlanacağız da haliyle, kırık hayaller, artık dikiş tutmayan iplik iplik olup dökülmüş olmamışlar, olaydı-olmayaydılar, Umuttur yaşatan insanı, vazgeçtiğimiz, beklediğimiz, takas ettiğimiz hayatlarımızla, bize verilen bahçede ekime-dikime devam edeceğiz. Gittim demekle gidilmiyor, gerçeğe ayıncaya dek nice ders alacağız elbette. Başımız gözümüz üstüne.

Bu Dolunay ile satırdan okuyup geçtiğimiz, yasadığımız, duyduğumuz, şahit olduğumuz her ne var ise diğerinin ve kendimizin yaşamında, sâdırdan okumaya bir davet olarak ele alalım.

Ay İkizlerde şimdi, Güneş ile İkizlerin yöneticisi Utarit kol kola girmiş, İkizler Ayına ışık salıyor, kıyıda, köşede ne varsa haftalardır içimizde biriken, köpürüp duran, amma +,amma-,dolunay ile final zamanları sanki sanki. Düşünceler çok hızlı akıyor, değişkenlikte, hani şu yarım yarım gördüğümüz şeyleri daha büyük görebilmekteyiz artık, haliyle bu bir şaşkınlık, dağınıklık yapmakta zihinlerimizde. Başlamalı bir yerden de acaba nereden ilk nereyi halletmeli? Şiron Dolunayın elementleriyle Değişken T-Kare yapmış, kendimize olan güvenimiz sıfırlanma noktasında, eski yaralarımız daha bir sızlamakta, kendimize acıma, sızlanma düşüncelerini körüklüyor adeta. Sızlanmakla bir şey geçmez elimize kaldı ki bizler derdimizi şikâyet etmeye, bırak kulunu, hayâ ederiz Rabbimizden bile. (kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime 🙂 titre mücrim gibi baktıkça istikbaline…

Deva derdin olduğu yerdedir, Utarid Yay, Şiron karesi, biraz geniş düşün diyor, konulara biraz da hakikat penceresinden bak diyor, çözümler için düşüncelerimize parlak fikirlerin geleceği dönemlerde olabiliriz. Yaşamlarımızda ayrı ayrı sorunlar var, hangi yarana denk ise bu etkiler, olayları biraz daha genişten al, daraltma ne kendini ne de diğerini, keyifle yaklaş sorunlarına, derdinden şikâyet yerine sev o derdi diyor. O derdin içinde daha evvel fark edemediğin nice güzellikler varmış meğerse bir yıkımın sonunda yeniden kalkmışsın ayağa, bak hala yaşıyorsun buradasın nefes alıyorsan hala ve aynaya üflediğinde hâlâ bir buğu oluşturuyorsa, ayaktasındır demektir. Umut var hala. Bu dönem gereksiz bilgileri temizlemenin, inancı tazelemenin, iman noktasında teslimiyetle olaylara yaklaşmanın şifasını yaşamalı, görmeli sanırım.

Koç Uranüs, Dolunay ile olumlu bir ilişkide, zekâ Merkür ise, akıl Uranüs’le, Durağanlaşmış hayatlarımız için kim bilir kimlere vesile bir hareket zamanına işaret ediyor olmalı. İnsan düşüncenin akabinde geçer harekete, sıkışıp kaldığın yerden çıkma zamanı sanırım.

Gökyüzü tablosu Müşterisi, Zühre’si, Merih’i, Utarit’i, Şiron’u epey kalabalık bu ara, görünümler zorlukla birlikte kolaylığın da içinde olduğu pek çok sebepleri taşımakta. Lakin bu ay çok yoğun ve zamana karşı yarıştığım işlerim olduğundan fazla giremeyeceğim, Aynı aksın arşiv linklerini ekliyorum, uzun uzun yazmışım dileyen okusun pekiştirsin nasibi varsa, alacak da ehemmiyetli bir şey varsa alsın, gitsin 🙂

10 Aralık 2011 İkizler Burcu Tam Ay Tutulması – ARŞİV

17 Aralık 2013 İkizler Dolunay Etkileri: Bilmek ve Anlamak

Evet, 14 Aralık 2014 tarihinde, Uranüs/Pluto karesinin sondan bir önceki 6.randevusuna geçmiş bulunmaktayız. Bu etki toplumsaldır, bir toplumda bir olay cereyan eder, aynı anda oranın tüm halkını etkiler, bir deprem olur, bir savaş çıkar, ekonomik bir kriz, bulaşıcı bir hastalık, terör, bir kargaşalık isyan vs. Toplumların ortak kaderini etkiler. Yaşadığın coğrafya kaderindir Bu randevunun etkisinde olan ülke-coğrafyalar adına yine hızlı bir gündem bekliyor olmalı dünyayı sanırım.

Daha evvelki Randevu zamanları ve sonrasında gelişen olaylar dünya gündemiyle malum; biraz geçmiş gündem taramasıyla randevu zamanlarının akabinde cereyan eden ay fazlarının tetiklemesiyle açığa çıkan olaylar sanırım kapak, pardon istatistik olacaktır.

1.Randevu 24 Haziran 2012

2.Randevu 19Eylül 2012

3.Randevu 20 Mayıs 2013

4.Randevu 1 Kasım 2013

5.Randevu 21 Nisan 2014

6.Randevu 14 Aralık 2014

7.Randevu 16 Mart 2015

21 Nisan 2014 Uranüs/Pluto 5.Randevu; Büyük Haç

Biraz Kül Biraz Duman Türkiye’ nin Sınavı 20 Eylül 2012

Velhasıl-ı kelâm; evet mümkün mertebe sadeleştirilmiş bir dolunay yazımızın yine sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bahaneleri yazıverdim, bu yıldızların dilinden ancak bu kadar güfteleyebildim, bestesi hepimizin kendi çapına göre, bu ara ben kürdîli hicazkâr ve segâh makamındayım:) Bestem bu makamlar üzerinden olacak. Hepimize şu yolculuğumuzda yetecek kadar akıl, idrak, merhamet, vicdan ve tam dosdoğru bir iman dilerim. Zor bir çağ kolay değil, bilgiler yağmur gibi, insanlarda bir farkındalık türküsü almış başını gitmiş durumda, farkındalık da neyin farkındalığı, sağdan yaklaşmış soldan vuruşlarla farkındayız işte!

Verdiklerine şükr’den uzağız, vermediğine- aldığına sabırdan, inancımız dahi pazarlık unsuru, Allah ile pazarlığa kalkışır gibi, istediklerimi vermedin, hayata küstüm, kendime küstüm, her şeye küstüm demelere yakın, verdiğinde ise dalıp mâsivâya yine vereni unutup yürüyoruz. İnançlarımız değişken, sırat-ı müstakim olan yoldan bir uzak bir yakın, bir düşüp bir kalkıp, bir türlü bir nizama, şekile uygun yürüyemiyoruz. İç âlem huzursuz, her şey var ama hiç bir şey yok gibi doyumsuzluğumuz gitgide artıyor, iç âlemi beslemek için, çeşitli yollar arz olunuyor, uydum aklımızla her arz edileni iştahla büyük bir oburlukla tüketmek için o kitaba, bu seminere koşturup duruyoruz. Hazmetmek? Sindirmek? Manasına ermek? Sâdırdan okumak? Bunlara yetemediğinden idrakimiz ve dahi çağımızın dünyası, değişen alışkanlıklarımız, büyüyen endişelerimiz önümüze kalın görünmez setler çektiğinden, teoride Prof. her birimiz, pratikte çuvallıyoruz, aldığımız, okuduğumuz, gördüğümüz, bilgilendiğimiz şey oracıkta kalıyor, midemizde bir yük, beynimizde bir yük gibi taşıyıp duruyoruz. Bu dolunay vesilesi olsun biraz, aldıklarımızı hazmetmeye bakalım, hayatımızda iç ve dış âlemimizdeki uygulanır olma durumlarına bakalım, şöyle bir beyinleri resetleme, kalpteki doluluk oranı hafifletme biraz pazarlıksız olan iman için yer açma bahanesi olsun emi. İnan bana hayat daha da lezzet kazanıyor böyle, içtiğin suyu dahi okuyabiliyorsun ve hatta terasında kışın tomurcuğa durmuş güle bakarak kâinatı okuyorsun, tek bir gül goncasında…

Yorum Yapın