5 Ekim 2017 Koç Burcunda Dolunay; Yetinmeyi Bilir misin?

5.008 views

İnsan, başka beklentileri karşılanmadığında var olan mutlulukları da yok edebilen bir hayvandır. Bir şeyler olur. Başlangıçta her şey güzel de gidiyordur. Ama yetinmezsin. Yetinemezsin çünkü yetinmek senin hayvansı doğana aykırıdır. Hep bir fazlasını istersin. Ve bir yerden sonra karşındakinin veremeyeceği şeyleri istemeye başlarsın. Doğal olarak karşındaki veremeyeceği şeyleri veremez. Sonra sen durumun yarattığı hırçınlıkla istediğin şeyden vazgeçmek yerine dehşet verici bir bencillikle ısrarını sürdürürsün.
Sonuç : Daha önce elde ettiğin küçük mutlulukları da kaybedip yalnızlığa gömülür ve Orhan Gencebay’a sığınırsın..

-Ali’m Lidar (Karpuz Kabuğuna Yazılar Yazan Çocuk, Karpuz Kabuğundan Nice Yaşlara, Doğum Günün Mübarek Olsun: ) – 3 Ekim)

5 Ekim 2017 tarihinde, TSİ. 21.40’ da Terazi/Koç Aksında, Koç Burcu 12 °’de Dolunay gerçekleşecektir. Bir önceki 6 ay evvel 28 Mart 2017 de gerçekleşen Koç Yeni Ay’ının sağlamasını yapacağız. Sağlamasını yaparken en yakınında gerçekleşmiş olan Başak Yeni Ay etkileri ile sentezlemeniz gerekiyor. Anlatabildim umarım. Dolunay fazları düşünce şatosunun muhasebe odasıdır.  Yeni Ay’lar ise elimizdeki malzemelere bakıp, ocağı yakıp, yemek yapmak ve ortaya yemeği çıkarmak için işe koyulduğumuz mutfağıdır. Koç Burcunda cereyan eden Dolunay evresinde, beraber 6 ay öncesine dönelim şimdi. Şu soruları kendimize soralım;

Ne gibi kararlar aldık ne türden plansız programsız işler için eyleme geçtik, neler var bir anda hem yapıp hem pişman olduğumuz, neler var o günlerde ortaya çıkan, hala devam eden, çözmek yerine daha bir düğüm haline getirdiğimiz konular. Neleri çözdük, hangi konularda korkaktık, neden korkuyorduk, nerede motiveye ihtiyacımız vardı, öfke, hırs, ani girişimler, sabırsızlık nedeniyle neleri mahvettik, ne kadarının farkındayız ne kadarını toparlayabiliriz, neler için mücadele veriyoruz, sayısı belli olan nefesi, sermayemiz olan zamanımızı niçin, hangi şey adına mücadele ederek tüketiyor, harcıyoruz, o değerli zamanımız, o bugünlerin yaşlılığı da var, enerjimizi savurduğumuz işler, uğraşlar, kişiler, alma-verme dengesinde, bizi ne kadar tatmin ediyor, ilişkilerimizdeki alma -verme dengesi, ben-sen, biz dengesi ne durumda. Nelere sinir oluyoruz, beynimizdeki sinir uçları, o elektrik kablosuna benzeyen ince teller, ne gibi durum-şartlarda yüksek gerilime tutulmuş gibi oluyor. O günlerde aldığımız kararda mıyız? Nasıl gidiyor? Beslemek adına neler yapılmalı, neler yapıyoruz, Gidişat nasıl? Memnun muyuz? Değil miyiz? İstediğimizi almak için, harekete geçtik mi? Biz ne kadar istekliyiz ne kadar netiz? Savaşmak kelime anlamıyla negatif bir kelimedir, ama savaşmak kelimesi duruma göre değişebilir, bir kanser hastasının yaşama tutunmaya çalışması, bir insanın hak ettiği yerde olması için, şartları zorlaması, hak etiğini almak adına ısrarla üzerinde durması da savaşmak kelimesinin içine dahil olmuş pozitif davranışlardır. Savaşımız ne durumda? Hepimiz bir değişimin içine girdik, yalnızca insan mı, ülkeler, sınırlar, yönetimler tüm dünya genelinde yadsınamaz bir değişim içindeyiz, kurumlar, kavramlar, inançlar, değerler, çeşitli toplumsal ve sosyal yapılanmalar hepsi bir değişimin içinde, bu değişimin hangi tarafındasın? Hayatını şerre yeldiren mi? Hayatını hayra yönlendiren mi? Yaptığın işler, beyninde dolaşan düşünceler, kurduğun cümleler, hobilerin, zamanını doldurduğun her bir uğraş, özel çevrende bir anda hayatına dahil olan insanlar ve bunlarla kurduğun iletişim, düşünce ve genel hayatına kattıkları, verimli ve çorak durumlar, işte bunlar bu değişimin içinde, hayr mı şer mi tarafına doğru gittiğinin göstergesidir.

Şimdi bu soruların yanıtlarını, dürüstçe, mantıklı, hakkaniyetli bir şekilde vermemiz gerekiyor.

Koç Dolunayında Terazi Güneş’in, Koç’taki Ay’a yansıttığı ışık ile, Ay’ın yani iç aleminin odasında yüksek voltajda bir ışık yanmaya başlayacak, Kendini dışarıdan da görebileceksin, korkma! Hatan vardır mutlaka kabul et, hatanın olmadığı durumlar da var, yanlış anlaşılmalar var Korkma! Gerçeği göstermek, ortaya çıkarmak adına harekete geç! Terazi Adalet, Koç Savaşmak, mücadele vermek, yeniden başlamak, öncülük etmek, zoru başarmak, fethetmek, çoğu zaman plansız programsız harekete geçip, sonradan ben ne yaptım diye düşünse de bazen anlık harekete geçmesiyle sonradan daha da kötü olacak şartları, başından önleme yetisine de sahiptir. İnce bir ayar gerekiyor şimdi, insanın en büyük yardımcısı yine kendisidir, kendi aklı mantığıdır, Koç Beyin yapısını himaye eder, Beynimiz bizim koruyucumuzdur, yönlendiricimizdir, kurtarıcımızdır, şimdi Beyninin odacıklarına gir, plan bir program dahilinde ve sabırla gitmenin şart olduğu hayatına yön verecek, dönüm noktan olacak konular neler, şimdi, bir an evvel ince ince düşünmeyi, artık korkmayı, çekinmeyi bırakıp harekete geçmen gereken, yaşamın için önemli olan, yön verecek olan, dönüm noktan olacağını bildiğin konular, girişimler neler? Muhasebe odasında o dev ışığın altında sağlamasını yapman gerekiyor sanırım. Ki zaten bunun sağlamasını yapmanı gerektirecek bir şeyler olup beynindeki düğmeye basacaktır. Umarım farkında olursun. Bu satırlar yine hatırlatacak kendini!

Ay fazları insanın nefsine çalışır, bizler beden adını verdiğimiz bir ceset taşırız, o cesedin içinde bir ölümsüz ruh, bir ölümsüz bellek taşırız, bir de kendimizden ürettiğimiz nefs taşırız. Düşün şimdi, vahşi bir hayvan, bebekliğinden alırsın, ya da evcil bir hayvan sahiplenirsin, düşün ki o nefstir, durdan anlamaz, yoktan anlamaz, yapmadan anlamaz, ihtiyaçlarını giderirken temizlikten anlamaz, ısırmaması gerektiğini, can yaktığını anlamaz, eğitmek gerekir, önce yavaş yavaş ihtiyaç eğitimi veririz, kumu, mumu neyse işte onu öğretmeye çalışırız, sonra can yaktığını, ısırdığında canımızı yaktığını anlaması için çeşitli uygulamalar deneriz, onu da öğretiriz, ehilleştiririz. O hayvancağız nefsimizdir aslında, hepimiz çiğ bir tarafa sahibiz, dünya okulunda bulunma nedenimizde o çiğ tarafları keşfetmek değil mi? Eğitmek, eğitilmek değil mi? Ne gelirse başımıza nefsimizden gelmez mi? Huzur da, huzursuzluk da nefsin emrine amade olmak ya da nefsi ehilleştirip kendimize ram etmekten gelmez mi?  bir kedim vardı bir zamanlar, nasıl yetiştirdim ise artık, minicik sinekten, örümcekten korkardı, civcivlerle oyun oynardı, köpeklerden kaçmazdı, fön makinesinin sesini duyduğunda köşe bucak gizlenecek yer arardı, yerinden zor çıkarırdım, adı zır deli idi ama alakası yoktu, zır deli olan sahibi, yani ben idim. Neyse dağıldık yine, toparlayak da kaçak.

İşte Koç Ay Fazında şayet çiğ ise, henüz bu yön ehilleştirilmedi ise, kibir, ego, anlık davranışlar, düşüncesizce hareketler, sözler, kırıcı, yakıcı, meydan okuyucu, tahrik edici durumlarla biraz sınavımız olabilir. Kişi aştı ise bu halleri Ay fazından bu yönde elbette sarsılmaz etkilenmez, Hadi biraz daha açalım mı?

Şu kendini dev aynasında görme halleri, gör, sana görme diyen yok da iletişimde, ilişkide olduğun kişileri ezmeye kalkışma! Bazen yüksek perdeden konuşur insan, konuş, konuşma diyen yok da kimlerin kalbini inciteceğini ve o kalpte yaptığın hasarın o insanın nasıl devleşmesine katkı sağlayıp, senin gün gelip ayağına dolaşacağını, o atlas kumaştan konuştuğun yüksek yüksek yerlere taktığını sandığın perdeni indirme ihtimali olduğunu da unutma!

İnsan insanla sınanıyor, bunda artık hepimiz hemfikiriz değil mi? Kötülük, saygısızlık, adaletsizlik, ben merkezcilik, düşüncesizlik, Hakkın insanın mayasına kattığı değildir, insanın bizzat kendi nefsinden işledikleridir.

Zühre ve Merih, Başak Burcunda kavuşumda, bir yanı ile, Savaş ve Barış bu küresel güçleri ilgilendirir, o alana çok girdim eski yazılara bakın, bir yanı ile ilişkiler, evlilikler, finans dünyasını ilgilendirir. Bir yanı ile sulh ilan etme bir yanı ile savaş açmayı ilgilendirir. Biri eril diğeri dişil enerji, biri dışa dönük, diğeri içe, biri uzlaşıdan, huzurdan, konfordan, hedonizmden, merhametten, ait olmak isteğinden, diğeri savaşmak, tartışmak, üstünlük kurmak, maceraya atlamaktan, katılıktan, kabalıktan, bencillikten, aç gözlülükten, acımasızlıktan, mücadeleden yana, alt kimliğine ait bu veriler, elbette her kötünün içinde iyi de var, Hayatımızda bu alandaki eril ve dişil enerjinin bizlerdeki tezahürünü test edeceğimiz, etmemiz gereken sebepler önümüze gelecektir. Bu konularda denge ne alemde hem eril hem dişil kalıplar hepimizde mevcut, bunun dengesini nasıl sağlıyoruz, aşırı dişil enerji ile yüklü insan, bunu dengelemezse kendini çok fazla yorar, aşırı eril enerjiye sahip olan, sürekli huzursuzluğun içinde olur, bazen başı eğmek, bazen başı dik tutmak gerekir, işte buna ait dengemizi düşünmemiz gereken bir süreç içine gireceğiz. Hadi biraz daha açalım, evin reisi kim? Ya da reis ünvanını aldı ama içini ne kadar doldurabiliyor, evin sultanı, hanımı kim, bu ünvanı aldı ama içini ne kadar ve nasıl dolduruyor, hak ediyor. Kadın ve Erkek hepimiz için hayatımızdaki dengesizliğin ana temeli iki farklı cinsin sahip olduğu temel olumlu özelliklerini dengeleyememiş olmamızdan kaynaklı olduğunu görmemiz, bilmemiz, anlamamız gerekiyor. Erkekler için, sahip çıkma, koruma, sorumluluk sahibi olma, güven verme gibi duyguları yeniden kontrol etmesi, kadınlar için ise, merhamet, sadakat, üretim, yeni hobiler, uğraşlar edinme, daha cesur olma, yalnızlığın korkulacak bir şey olmadığını kabullenme zamanı olacaktır. Bilmem kimin hayatı ne alemde, kimler boşanma arefesinde, kimler evlilik hazırlığında, kimler finans olarak zorlanıyor, kimler yeni bir bütçe ile doğruluyor, yeniden mücadeleye başlıyor. Bu konu başlıklarını, hayatında buna benzer durumlar şu anda gündeminde olanları yakinen ilgilendirecektir. Durduk yere yuvanda huzurlu isen, Zühre ile Merih kavuşmuş ise, seni etkilemez Finans alanında, ya da şöyle diyelim hayat mücadelesi, ekmek kavgasında hepimiz bir şekilde zorlanıyoruz, sıkıntı yok, zorlanacağız da yaptığımız iş, geçimimizi temin ettiğimiz, emek, zaman verdiğimiz iş tatmin etmiyor ise artık, tatmin edici çözümlere gideceğiz, Beyhude yere yorulmak, mücadele etmek yok artık! Onun bunun zamanı, emeği değerli de seninki mi değersiz! Bunu düşündürecek sanırım. İlişkilerde yoğun olarak çatışma dönemidir bu dönem, öyle iki kozmik aşığın kavuşması vs. martavalları değil, zira Zühre ve Merih kavuşması, mit kaynağında, Zühre’nin iffetsiz yönü, Merih’in başını derde soktuğu fütursuz davranışlarıdır. Aklınızda kalsın bu e’ mi. Mite göre savaş kavramı da bu yüzden çıkmıştır zaten. Zühre’nin eşi ise Vulcan’dır, hani şu demirci. Koç Dolunayına eklenmiş Zühre-Merih kavuşumuyla dürtüsel olarak hareket edip, başı belaya sokmaya gerek yok. Saygının, merhametin olmadığı, kadının kadınlığını, erkeğin erkekliğini bilmediği, görevlerini yapmadığı resmi birlikteliklerde sorunlar var ise, uzatmaya artık lüzum yok. Kısacası Boşanmalar dönemine girdik Hayırlı Olsun cümleten. Olan çocuklara oluyor ya, çocuk ziyanı işte 🙁 o da onların imtihanı, her biri güçlü bireyler olacak, acıdan doğar insan, umarım yeniden kendilerinden kendilerini doğurmayı başarır o çocuklar…

Koç Dolunay Etkilerini kendi üslubumca ifade etmeye çalıştım. Yazarken değil, okurken hele hiç değil, yaşarken hatırlatacaktır.

Velhasıl-ı kelam: Sözün Özü, yıl ortası itibariyle kaleme aldığım her satır, yarınlara yazılmıştır. Satürn Oğlak, Uranüs Boğa, Ay Düğümleri Yengeç/Oğlak aksı, Müşteri-Jüpiter Akrep- Yay ve Şiron Koç geçişinin yeryüzünde insan şuurunda, ülke yönetimlerinde söz sahibi olmuşların şuurunda, coğrafi kader üzerinde etkin olmaya namzet tesirlerinin neler olabileceğini, bizleri hangi hal içinden alıp, hangi hale geçirme olasılığının yüksek olduğunu, ay fazları makalelerinin arasına serpiştirdim. Ayrı ayrı her bir transit/geçişin etki sahasını daha sonra kaleme alacağım.

Son günlerde sık sık, gayret, sabır, inanmak diyorum, sık sık insan isterse, inanırsa, gereken gayreti samimice verir ve samimice inanırsa, şu dar-ı dünyayı kendine ve çevresine geniş edebilir bunu anlatıyorum. Örnekler veriyorum, yerli-yabancı hepimizin bildiği isimlerin hayatlarından, nereden nereye geldiklerinden, yollarında yürürken nelerle karşılaştıklarından, hangi koşullarda büyüdüklerinden bahsediyorum.

Bedel ödemeden, bedel kelimesi belki ağır bir kelime, şöyle diyelim, belli dozlarda yaşam standartlarımızdan fedakârlık yapmadan, düşlediğimiz gelecek için emek vermeden, şikayetçi olduğun konuların dışına çıkamazsın diyorum.  Ve bu emeği bir zaman kalıbına sıkıştırmadan, istediğinizi putlaştırmadan, şuraya kadar çaba veririm, daha ne kadar vereceğim vs. deyip pes etmeden yürümeye devam edersen zafer senindir diyorum. Bu zafer kölesi gibi uğraştığın için ustalık belgesini alıp zirveye çıkmak diyorum. Kimse için değil, kendin için evet salt kendin için, kendi göğünün gönderine bayrağını çekmek için. Zira insanlar için, onun bunun şunun için başarılı olmak büyük bir aptallıktır ne yaparsan yap ne kadar mükemmel olursan ol, işinle alakalı eline su döken kimse olmasa ve söz söyleyen bulunmasa da sözünün üstüne bil ki, her vakit biri çıkacaktır, seni demorilize etmek isteyen, haksız ve fesatça eleştiren, kıskanan vs. Bu yüzden insanlar için değil kendin için zafere yürü diyorum. En büyük rakibin kendin, en büyük dağ kendin, en acımazsız eleştirmenin kendin, köle de sensin usta da sen, nasıl ki yıkıntıların arasından bin bir zorlukla ayağa kalktınsa, yeniden yıkılsan da yeniden düşsen de yine kalkarsın ayağa, nefes aldığın sürece umut var diyorum. Yaşa başa takılma, yaşım geçti şu geçti bu geçti deme, içinde bir inancı, umudu olan, gayreti olan insanın yaşı yoktur. Ömrünü şikâyet ile, şu dünyadan bir murad almadım demekle mi heba etmek mi daha güzel, yaşın başın ne olursa olsun, beynini şeytanın çalışma ofisi yapmak yerine, son nefese dek bir ideal için çaba vermek mi daha güzel. Seçim senin diyorum. Bu ömür öyle ya da böyle nihayetlenecek, yazık etmeyin bize bahşedilmiş akıl ve kalp ile süslenmiş, ruh denilen bir bilinmez olgu ile can verilmiş şu onore edilmiş insanlığımıza. Aşk -meşk vs. konuları gelmesin aklınıza, eninde sonunda kendini imha edecek olan dünya okulunda dolarken karnelerimiz, bir şey büyüt, bir şey keşfet, bir şey yap anlamlı bir iz bırakacak, dalma fazla beşerî aşkın acılar denizine, bir ilim, bir sanat, bir bilim, bir gönle girmek, bir insani davanın neferi olmak, bir çocuk yetiştirmek…Ömrünüzün içine bunları da alın, bunlar da var diyorum. Kötülüğün kol gezdiği bu çağda, ruhunu şeytana ipotek vermişlerin çoğaldığı bu çağda, o kervana dahil olmaktan ancak kendini böyle koruyabilirsin diyorum. Önce kendin için ayağa kalk, bir uğraşın olsun ahlaklı, erdemli, kendini doğrult önce yaptığın işle ilgili, sonra el ver, sonra destek ver samimi olduğuna inandığın, çeşitli testlerden geçirdikten sonra kendisinden emin olduklarına, faydalı bir iş yap diyorum. Koç Mücadele demektir, İnsanı ayakta tutan mücadele gücüdür, o güzelim beyninizi, yüreğinizi, o güzel ömrünüzü, değerli nefes ve zamanınızı, gıybet ile, fesatlık ile, kuyu kazmak ile, kıskançlık ile, aynanız zannettiğiniz ve her defasında yanıldığınız beşeri ilkel aşk ile, ve getirisi olan çöküşlerle, hırslarla, nefretlerle tüketmek yerine, oraya buraya aşk meşk için bir çare diye gitmekle enerjinizi heba edeceğinize, bu keşmekeşin içinde mücadele edeceğinize, çırpındıkça batacağınıza, bir ulvi düşünceniz olsun, bir gayretiniz olsun sizi sakinleştirecek bir uğraşınız olsun diyorum. O karnelerde aşk notu yok bilesiniz. Ve aşk ile sınanmalarınızın bir bölümü nefsinizdendir, bir bölümü ise imtihandır, lakin günümüzde Ne siz Yusuf’sunuz artık ne de O Züleyha. Kırk yılda bir belki, adı imtihan olmuş Sevdalar…Yusuflar, Züleyhalar…

Sevgimle Kalın e’mi

Elif Hece Öztürk

30 Eylül 2017- Tahran’dan bildircem canım öyle istedi



1 Yorum

Yorum Yapın