2 Ocak 2018 Yengeç Burcunda Dolunay; Anne Ben Geldim

1.621 views

– Anne,- Annem,- Annee,- Annemm,- Anneeee,- Annemmm..

Muhtemelen sonsuza kadar sürer bu. Başka kim olsa sıkılır, annem sıkılmaz. Eğer annem de bir kadın olmasaydı, bütün kadınlardan nefret edebilirdim. Bir çocuğum yok. O yüzden tahmin etsem bile emin olamam tam olarak ne hissettiğinden. Başka türlü bir şey olmalı.. Hayatım boyunca en çok seni kırdım anne, sen hep affettin. En çok seni üzdüm ben, mesele yapmadın.
– Anne
– An..
Anne sus. Dinle anne. Anne en çok sana yükselttim ben sesimi. Anne su getir, yumurta anne, neden cıvık? ; bu çorap olmaz anne, olmamış anne bu gömleğin yakası..
Anne, itiraz etsene. Bağırsana anne bana. Tek silahını, terliğini (hani başının üstüne kaldırıp gösterirsin ya zaman zaman) kullansana anne..

Anne bunları hiçbir zaman okumayacaksın. Olsun, hissedersin sen. Anne.. İyi değilim ben. Daha doğmadan çıkarmaya başladığım zorluk artarak devam etmekte. Affet anne..
Anne.. Ben iyi değilim. Neyi tuttuysam elimde kaldı. Atladığım her öğün için üzülen sen, ruhumdan akan kanı görsen, nasıl dayanırsın bilmem..

Anne.. Tanıdığım tek büyücü sensin. Elinden her şey gelir senin. ‘Tekrar doğursan beni’. Beni tekrar çocuk yapsan. Çok üzdüler beni anne, kızsana hepsine..
Büyümüşüm ben, öyle söylüyor herkes. Öyle mi gerçekten? Dizlerin.. Başımı yaslama mesafesinin uzağında mı gerçekten?

Anne.. Beni bırakma. Çok uzaklara gittim evet, ama bak döndüm. Burdayım annem. Soru da sormazsın ki sen. Anne.. Ölme sakın..
Umutsuz bile değilim artık annem. Bildiğim tek şey, her tarafım acıyor. Hatırlar mısın anne? Küçük bir çocukken ben, hikayeler anlatırdın. Hepsinin sonu iyi biterdi. (Ne olacak anne benim sonum)

Annem.. Beni bağışla. Benim sonum kötü olacak annem..

Anne.. Her hatamı görmezden geldin. Ama doğru her zaman tek. Kolpadan evlat oldum ben sana..

Ağlama olur mu annem? Anne.. Annem… -Ali’m LİDAR

2 Ocak 2018 Tarihinde, TSİ.05.23’de Oğlak/Yengeç Aksında, Yengeç Burcu 11°’de bir dolunay cereyan edecektir. Kendimizi nasıl koruduğumuz, Çocukluk Koşullarımızın her anlamda şimdiki bize olan +/- katkıları, hafızamızda en fazla yer tutmuş +/- anılarımız, yaşanmışlıklarımız, kabuklarımız, duvarlarımız, zaaflarımız, ait olma güdülerimiz, olumsuz olaylarla nasıl baş ettiğimiz, şimdiki an ile gelecek an, gençlikten yaşlılığa giderken, her şeyin toz pembe olmadığı bir dünyada, geleceğe ait endişelerimiz, güvenliğimiz, kendimizi nasıl, neyle beslediğimiz, kimleri nasıl nelerle beslediğimiz, kaçışlarımız ve hangi durumlarda ortaya çıktığı, kaçamadıklarımız, bağımlılık oluşturduğumuz durumlar, nereye sığındığımız, neyi özlediğimiz, duygusal dalgalanmalarda, kendimizi çaresiz hissettiğimiz anlarda, kime, nereye sığındığımız. Ne ile iyileştiğimiz, nelerle çığırından çıktığımız, bizi koruyanlar, bizim koruduklarımız, sevgi bağı ile birbirimize bağlandıklarımız ve buna benzer sorular düşünce sistemimizde alarm düğmesine basacaktır. Bu yeni bilinç davranışlarımıza, davranışlarımız kaderimize yansıyacaktır.

Bizler duygu ve davranışlarımızı, kimseden yardım almadan, aynayı kendimize tutup, tarafsız bir görüş ile değerlendirdiğimizde, ama samimice, bize bahş edilen ömrü, daha huzurlu yaşayacağızdır. Yukarıdaki temalarda aldığımız etkilere, nasıl tepkiler veriyoruz, bu tepkilerin altında yatan kaynağa ulaştığımızda, dünyaya ve ötelere ait pek çok sorunu çözmüş olacağız.

Ay Rahiym, Güneş Rahman, ne vakit bir dolunay cereyan etse, içinde olduğu burca haiz konularda, Hakk Teâlâ’nın bu iki isimin yansıması olan fiilleri daha bir somutlaşıyor.  Yengeç/Oğlak aksında ise, bir yanda ana rahmine geri dönüş isteği, yeniden doğma arzusu, karanlık yönlerimizin daha bir açığa çıktığı vakitler oluyor. Doğmak için sancılarımız ya da ölmek için öldürmek için planlarımız, çabalarımız. Güneş Rahman Baba sembolü, aydınlığın, o olmadan olamazsın, babanın sırrısın, Ay Rahiym Anne, karanlığın, nurun içindeki süveydan, esirgeyen, bağışlayan, o olmadan, yükü taşımadan doğamazsın.

Çocukken canımız acısa, başımız sıkışsa “anne!” diye haykırırdık, kocaman bireyler olduk, herkesi bilemem elbet, ne vakit o çocuk kalbimize ki hala çocuk, hüzün çöreklense ne vakit kırılsak ne vakit kabuğumuz sert darbeler alsa, ne vakit zorda darda kalsak, gayri ihtiyari yine herkesi bilemem “Anne!” diye haykırırız. Annesinden ayrı kalsa da bazı çocuklar, annesini erken yitirse de bazı çocuklar.. Anne bir sembol, anne Rahmin sembolü, korunaklı, güvenlikli, beslendiğimiz, büyümemiz için bizim yerimize bizi düşünen, rahmindeki yükü, yük olarak görmeyip bizi o karanlıkta sevgiyle, şefkatle barındıran. Özlemimiz, kurtarıcımız, kahramanımız, hani o varsa kendimizi güçlü hissettiğimiz, hani bazen bazı durumlarda, elinden bir şey gelmeyeceğini bilmemize rağmen, hani varlığı dahi bize güç veren, annedir, zaman zaman kırsa da dökse de eleştirilerinin dozu kaçsa da hatta ve hatta zalim de olsa, yine anne, anne dediğimiz kutsal kadın. Yaşamdaki her şeyi terk edebilirsin, ömür boyu görmek istemeyebilir ve hatta asla görmezsin, çok çok uzaklara gidebilirsin, ama istediğin kadar terk et, istediğin kadar uzaklara git, mutlaka ve mutlaka annene geri dönersin. Aradığın şefkattir, merhamettir, bağışlanmaktır, bağışlamaktır, sığınmaktır, korunmaktır, emniyette hissetmektir..

“Anne ben geldim, yoruldum artık

Her yol ağzında kendime rastlamaktan

Anne ben geldim, ağdaki balık

Bardaktaki su kadar umarsızım

Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?

Anne ben geldim, oğlun/kızın hayırsızın..” *

Yengeç Ay, şefkatli anne, tüm kusurlarımıza, mahcup etmemize, asiliğimize, hatalarımıza, günahlarımıza, hayallerini yıkmamıza, istediği gibi bir evlat olmayışımıza rağmen, evet beklentisizlik, yürekten geldiği gibi, ince hesapları olmadan sizi seven, her şeye rağmen sizi seven, çok uçlarda sizi kırıp dökse de bazen, dilde olan, özünde ciğerim diye yanan anne…

Oğlak Güneş, disiplinli, kuralları olan, sert, soğuk, cezalandıran, otoriter, senin prestij sahibi olman için çalışan, senin ne istediğin değil, toplumun senden ne beklediği bilincini aşılayan, hatada cezalandıran, şımarma diye övgüsünü içinden yapan, duygularını gizleyen, her zaman güçlü görünmeye çalışan  Baba.

(Benim Babişkom Balık içimde hiç otorite korkusu olmadı, belki bundandır, cezalandırmayı gerektirecek bir şey yapmadım ki ceza korkum olsun, o eril enerjisinde, benim için, ihtiyaç duyduğum, hayata beni böyle hazırlayan, şefkat ve sevgi dilini, içindeki rahiym-anne yönüyle bana bol bol verdi. Anne Akrep, hayatım boyunca en çok ihtiyaç duyduğum ve en çok önem verdiğim haslet merhamet oldu. Burada noktayı koyayım: ) Daha fazla açılmayalım.

İnsanın sırrı “errahmanirrahiym” içinde. İnsan en çok rızıksız kalacağından korkar, ki sen doğuncaya dek o karanlıkta, annenin rahmini sebep kılıp rızıklandıran, onca insanlık günahımıza, kırıp döktüğümüz, iftira ettiğimiz, günah keçisi ilan ettiğimiz, hakkını yediğimiz, hukukunu çiğnediğimiz, tecavüz ettiğimiz, şiddet uyguladığımız, kan döktüğümüz onca işe rağmen rahman sıfatıyla bizi hala rızıklandıran var. Oğlak ve Yengeç aksı, dünyevi rızık, garanti, itibar, ait hissetme, güvenlik aksı. Bu korkuları çok yoğun yaşayacağımız 2.5 sene var önümüzde, bu Dolunay ile çözmeye başlarsak, Satürn Oğlak seyri bittiğinde kafamız da gönlümüzde rahat edecek.

Şimdi; Rahman ve Rahiym’e odaklan, tefekkür et manayı, hayatına tatbik et, yaptığın her işte, baktığın her yerde gör. Kendine eziyet olmayı bırak artık ah canım benim, sol yanım benim.. (Koray’a selam çakalım Avcı olanına tabii ki:)

Evet buraya kadar güzel, onore edilmiş bir anne-baba (içsel anne-baba, sembolik anne-baba) açılımı. Duygularımıza bir ebeveyn rolü verirsek, hangi duygulara muhtacız, hangi duygular canımızı yakıyor, hangi korkular bize engel, neyi yaparsak cezalandırılırız, kendimizi en çok nerede, hangi iş-olay-oluş ile ispatlama derdimiz var, ne yönde hırslara sahibiz.

(Benimki ilim,  neden ilim, neden bunca beynimi doldurmuşum, niçin bunca emek, bunca feragat hayattan, niçin çekilmiş yıllarca o çile, niye bu kadar ilim konusunda hırs yapmışım, neden, niye? Okumak demişim yıllarca, Bilmek, Anlamak, Aşk demişim sebep? Kendimi korumaya çalışmışım, o güvenli ana rahminden hiç çıkmak istememişim, ben de varım, ben de dünyadayım diye, anne karnına atılan minik tekmeler gibi, yazmışım yazmışım yazmışım… tepiklemişim.. Hem doğmak istemişim hem de hep orada kalmak. Bu duygular, bu etki ve tepkiler Anne tarafım. Anne rahminde 120.gün itibariyle çalışmaya başlayan hafıza, annenin duygu ve davranışlarını sünger gibi emmeye başlar, çocukluğumuz, çocukluğum, çocukken ilk hafızama yerleşen dünyaya ait kavramların bilincimde oluşturduklarının yansıması bu şekilde tezahür etmiş ki her şeyi daha net hatırlıyorum artık ve anlıyorum.

Ana rahminden çıkarsam, korunaksız kalırım, savaşamam itiyle uğursuzuyla, yapımı biliyorum, karakterimi de ben, ben olmuş o benin ta en içini biliyorum, kızarım pireye yakarım yorganı, olan yine bana olur, böyle huzurlu sakin devam demişim, benim bir sahibim var Allah o beni korur korumasına da, ya kendi elimle kendime kalır da, kendi belamı kendim çekersem üzerime… işte korkularımız, bizi geride tutan. Bazen çok yerinde, bazen de hayatı ıskalatan..

İşte bu yüzden yıldız ilminde bu tüm yazdıklarımızı çözüp atacak olan yaşam sahnesi, 12.Ev. gizli düşmanlıklar, kendimize yaptığımız düşmanlıklar, bizzat kendimizin düşmanı olduğumuz kendimize zarar verdiğimiz, etki ettiğimiz, negatif tesirler, bilinçsiz olduğumuz, farkında olmadan verdiğimiz tepkiler, Balığın evi, psikologların evi, ruhsal şifacıların evi, kendi yarasını didikleyip, o yarayı iyileştirecek ilacı kendi yarasından keşfedenlerin evi, Ay’ın olduğu yaşam sahnesi, açıları, Yengeç’in kurulduğu yaşam sahnesi birleştir bunları ve al işte, davranışlarının, duygularının, korkularının, neye aç olduğun, ne ile bu dünyayı beslediğin nedenleri ve üstelik  içinde kendi devası ile… Ay. 9.ev, Yengeç 9.ev, 11.ve 12.ev Terazi Stelyumu (AY; Mars-Pluto-Satürn 90) yaşamımdan sağlaması, belgeli. Varoluşum ve yok oluşum, korkularım, etkilendiklerim, tepkilerim, dünyayı nasıl beslediğim, neye açlık hissettiğim, kendime olan düşmanlığım, aldığım negatif tesirler, kendimi nasıl koruduğum, kendimi nerede güvende hissettiğim ve savaşım.

Gökyüzündeki tablo bu anlatımların özetidir. Oğlak Burcunda Güneş, Pluto, Zühre/Venüs kümelenmiş, Yengeçteki Ay ile savaş halinde, bu savaşta Ay’a yardım eden, Akrep-Merih/Mars, Müşteri/Jüpiter ve Balık-Neptün arasında Büyük Su Üçgeni oluşmuş, Oğlak Pluto, bizi geçmişe doğru çekiyor, yaşadıklarımızdan geriye kalanları didikliyor, sinsi sinsi ruhumuza nüfuz ediyor geçmişin kırılganlığı, korkuları, hüzünleri, ayağına takılı prangaları yüzleştikçe görmeye başlıyorsun, şimdiki senin davranışlarının kaynağını daha iyi idrak etmeye başladın, Akrep/Merih geçmişe dönen Ay’ı motive ediyor, hafızanda yer etmiş olumsuz izleri resetleyebilirsin, yeni bir Sen olabilirsin. Cerrahların piri Akrep- Müşteri/Jüpiter dokunuşuyla, daralan kalp damarına anjiyo yapıyor, kendine şefkat ile, anne/baba sembolünü dönüştürebilirsin diyor.

Kendini korunaksız, güvensiz mi hissediyorsun, gelecek kaygıların tavan mı yaptı, rızıksız olduğunu, ihtiyaçlarını yeterince karşılayamadığını, kendini çaresiz, desteksiz, yapayalnız mı hissediyorsun, içinde hep bir suçluluk hissi, hep bir tıkanıklık, şunu şöyle yaparsam ya böyle olursa, ya şu engel çıkarsa, ya başarısız olursam, ya kaybedersem, ya utanırsam, ya cezalandırılırsam mi diye  düşünüyorsun, bu yüzden mi, sabitlendin olduğun yere, bu yüzden mi korkularınla sana bahşedilen potansiyelleri es geçiyorsun. Bir kere yaptın olmadı, çok denedin hatta olmadı, eksik bir şey vardı tüm girişimlerinde, içindeki kendine taktığın prangaları ancak sen çıkarırsın, içindeki prangaları çıkarmadan daha, ben oldum dedin, olmadın sen, adım atmaya başladın on adım gittin ve hep geri döndün pranga zincirinin çektiği yere… Geçmişimizi otorite kabul etmeyi, korkularımızın bize yaptığı baskıyı, girişimlerimizden bizi alıkoyan, toplumsal baskıyı, kendimiz olma yolunda bizi alıkoyan her şeyi artık bırakıyoruz. İnsan yaşadıklarını tarih olarak hafızaya alır, 2018 senesi içinde hafızamıza alacaklarımız, unutulmayacak olan anılarımız, yapacağımız girişimler, aldığımız yeni kararlar ve uyguladıklarımız, kendi yolumuz üzerinde eksiğiyle fazlasıyla “Benim ayakkabım, Benim ayaklarım” diyeceğimiz miladınız olsun. İçimizdeki karanlığı dönüştürebiliriz elbette, anaerkil-ataerkil bilincimizi dengeleyebiliriz elbet. Kaygı ve korkularımızın o çirkin elbisesini, üzerimizden çıkarabiliriz.

“Bugün dağların dumanı aralandı Hoş Geldin, kendine geldin, kendine kocaman bir selam de”

(hatlar karıştı, beynim kısa devre yaptı; selam, hoş geldim:)

Velhasıl-ı kelâm: Sözün Özü, nerede, ne halde olursak olalım, hangi suçu işlemiş, hangi hatayı yapmış olursak olalım, yürüdüğümüz yol ne kadar çetin, zorlu olursa olsun, dışardan gelen sınavlar, bilmediğimiz yerden gelen sorular, beynimizi ne kadar allak bullak ederse etsin, her zaman her durumda, bizi koruyan, esirgeyen, bağışlayan biri var. Kendisini bizlerde sırlayan, yine bir kulunu sebep eyleyip imdadımıza yetişen, onu yetiştiren bazen kaderimizi gökyüzündeki burçları, yıldızları ile nikahlayan, sırlayan, yolumuzu doğrultan, lütfunu ve aklı başa getirici imtihanlarımızı yollayan biri var. Akrep Mars-Jüpiter- Ay Yengeç ve Balık Neptün işte, her vakit şefkatle yaklaşan biri var. Şu konum, şu tablo bunun açılımıdır. İçimizde ne kadar büyürse büyüsün karanlık, (negatif duygular, korkular, kaygılar, yalnızlık, suçluluk hissi, öfke, kin, intikam, rızık endişesi, yok olma hissi vb.) görmediğin bir elin, duymadığın bir sesin yardımı inayeti her anda seninle olan biri var. Hayatın Oğlak yanını abartmadan, aşırı karamsar, ciddi, katı, hoşgörüsüz, sert, kuru olmadan, toplumsal baskı ve dayatmaları o denli, hayat -memat meselesi haline getirmeden, bir çocuğun oyun oynarken, dünyayı unuttuğu o sevinci içinde, yaşayıp gidelim hayatı. Dünyanın dişil enerjiye ihtiyacı var, insanın anne olgusuyla sembolize edilen Rahiym sıfatına ihtiyacı var.

Karanlık var, hep olacak da o karanlığın içinden doğmak var. Karanlığınla yüzleşmeden çıkarsan dışarı, güneş istediği kadar aydınlık olsun, ışık saçsın, ışığı yansısın, senin için yine her yer karanlıktır. Anlatabildim umarım. Yarım yaşıyoruz, düşük, ölü bebekler doğuruyoruz, Yaşadığımız hiçbir duygunun hakkını veremiyoruz, Sağ sola oraya buraya gidiyoruz, bir şeyler yapıyoruz, öz ayrı telde, söz ayrı telde, karanlığımız hala içimizde, aydınlandık martavallarına devam ediyoruz. Öğrendiklerimizi özümsemiyor, dilimizde masallar, hayatımıza tatbik etmede zorlanıyoruz. E nasıl olacak bu işler. Kendimizi düzeltmeden, doğrultmadan, diğerlerinin hayatında polis oluyoruz. Ne çok yoruluyoruz öyle ne çok, Ay Yengeç şuuruyla, yeni bir yılın ilk gününde, bu sene ve devamı olan yıllarda, büyük insanlık suçları ve insanın kendi şeytanıyla ürettiği ezici, hor görücü, kibirli davranışlar hariç, kalan her şeyi, hoş görelim, bağrımıza basalım, yargılamayı bırakalım, hata aramayı bırakalım, şefkatle, merhametle, iletişimin en güzel hali, sevgi diliyle birbirimizi esirgeyelim, koruyalım…

Bana bakmayın siz, ne gelirse o anda kalbime yazarım, bir şeyler anlamak ve almak istemişsen bu yazıdan, Rahman ve Rahiym nedir, neleri kapsar, tezahürleri nerede seyredilir, her şey zıttıyla kaim, zıttı nedir, hayatımızda nasıl cereyan eder, biz şifasını nasıl elde edebiliriz. Bunun üzerine düşün, yengeç ve oğlak bilincini daha net anlayacaksındır. Var oluşunun, bu varlık içindeki yerinin, dünya hayatında senin için biçilmiş olan rolünün, her anlamdaki rızkının, nelerden etkilendiğinin, nasıl tepkiler verdiğinin, nasıl sonuçlar doğurduğunun daha bir idrakine varacak, şifayı zehrin olduğu yerde bulacaksındır. Şu dünya hayatına gelince sarhoş olan hepimiz, önce kendimizi ayıltmalıyız ki, uyanmış, ayılmış bilincimiz-kalbimiz şifa dağıtsın.

(Adım polis telsizinde (Akrep Mars), gel yine başım belada, beni bul karakollarda (Pluto-Oğlak), gel leyn faili meçhulüm (Balık -Neptün), yanımda sen olmayınca (Ay Yengeç) 🙂

Ay ben ciddi olamayacağım anlaşılan, bunun da nedenini çözmek icap eder: ) kendi söküğümü kendim dikerim relaks: )

Sevgimle kalın e’mi

Elif Hece Öztürk

2 Ocak 2018 – Mabedim Yuvamdan Bildirdim

Yorum Yapın