18 Nisan 2015, KOÇ Burcu’nda YENİ AY, GERÇEKTEN MUTLU MUSUNUZ?

2.189 views

18 Nisan 2015 günü, İstanbul’a göre 21:57 itibariyle, Koç Burcu’nun 28 derecesinde YENİAY adını verdiğimiz Güneş-Ay Kavuşumu gerçekleşecek.

YENİAY’ın temasını çözümlerken aşağıdaki bileşenleri dikkate alıyorum;

– YENİAY Koç Burcu’nda, 5’inci evde ve tek açısı 10’uncu evdeki Lilith ile ”sesquisquare” adını verdiğimiz 135 derecelik görünüm.

– Yükselen 25 derece Akrep.

– Hem Yükselen’in klasik yöneticisi, hem de Yeniay’ın yöneticisi olan Mars, 6’ıncı evde, MC yöneticisi Merkür ile kavuşum, Pluto ve Lilith ile de büyük üçgen yapıyor.

MEALİ;

Bu YENİAY bize, hayatımızda var olmasını istediğimiz, bize mutluluk ve keyif getireceğine inandığımız, kendimizi tanımlarken liste başına koymaktan haz duyduğumuz şeylere yeni bir gözle bakmamıza neden olacak.

Bu çerçevede;

– Ben kendimi ne kadar gerçekleştirebildim?

– Kendimi seviyor muyum? Yoksa birileri beni sevsin diye kendimden uzak bir kişiliğe mi bürünüyorum? – Sevdiğim şeyleri mi, yoksa mecbur olduklarımı mı yapıyorum?

– Sevdiklerimi hayatımda tutmak için, ya da hayatı ve hayatımdaki insanları kendi istediğim şekle sokmak için fazla mı baskı yapıyorum?

– Sevdiğim insanlar benim üzerimde bir baskı unsuruna mı dönüştüler? Onlar için kendi mutluluğumdan vaz mı geçtim?

– Kontrol arzum benim hayattan keyif almamı engelleyen bir hale mi dönüştü? gibi sorular üzerinde kafa patlatmamız mümkündür.

– Aile bireylerimiz, özelikle de ebeveynlerimiz, ya da çocuklarımızla ilişkimizi masaya yatırabilir,

– Üzerimize aldığımız sorumlulukların birer yüke dönüşmesinden ve bizi nefes alamaz hale getirmesinden endişe edebilir,

– Ya da elimizde olanları kontrol altında tutmak için aşırı baskı uygulamak, bir şeyler TAM İSTEDİĞİMİZ GİBİ OLSUN diye kantarın topuzunu kaçıracak bir inat ve ısrar göstermek,

– Hayatımız, işimiz, konfor alanlarımız üzerindeki iktidarımızı kaybetme kaygısıyla aşırı gergin olmak,

– Üzerimizde söz sahibi olan insanlar, yöneticilerimiz, ya da toplumsal güç odakları ile ilişkilerimizde her zamankinden daha yoğun bir baskı altında olduğumuzu hissetmek, böyle durumlara belki aşırı tepki vermek, belki de veremediğimiz tepkilerin hayatımıza getirdiği mutsuzluk ve hayal kırıklığı hissini fazlaca hissetmek, gibi deneyimler yaşayabiliriz.

Bu deneyimlerin her biri, yaşanırken gözümüzü karartırcasına ve bizi başka bir şeye odalanmaktan alıkoyarcasına önemli gelebilir. Bize mantıklı, doğru, gerekli gelen tercihlerimizin, bizi kendimizden uzağa düşürdüğünü, hayattan tat alma duygumuzu yitirdiğimizi fark edebiliriz.

Üzerimizde hissettiğimiz baskılar nedeniyle içimizden geldiği gibi davranamadığımız durumlar, bizi her zamankinden daha fazla rahatsız edebilir. Mutluluğumuzu, huzurumuzu, kendimiz gibi davranabilme özgürlüğümüzü, bastırdığımız duyguları açığa vurma ve kendimize koyduğumuz engelleri kaldırma arzumuzu, her şeyin önüne koymak isteyebiliriz.

Birileri tarafından ”herşeyden sorumlu” tutularak suçlanmamız, taşımamız gerekmeyen yüklerin altına itilmemiz, gereksiz bir baskıya maruz kalmamız, ya da hayatımızda böyle bir hale dönüşmüş alanları saptayıp, bir değişiklik yapma arzusunu duymamız ihtimal dahilinde.

En önemlisi de ”önümüzdeki engel ya da bizi mutsuz eden durum” gibi gördüğümüz haller için suçlayacak birilerini bulmamız, aslında kendimize sormamız gereken soruların, içimizde çözmemiz gereken sorunların muhatabı olarak karşımıza birilerini koymamız pek mümkün!

NASIL ÇIKILIR BU DÖNGÜDEN?

Elbette tercihlerimizin altında yatan nedenleri gözden geçirerek… Bizi mutlu eden, heyecanlandıran, bize kolay ve zevkli gelen şeylerden kısa ya da uzun bir süre için vazgeçip, sorumluluklarımızı öne almamızın altında yatan sebeplerle yüzleşeceğiz bu YENİAY’da!

Üzerimizde bilerek ya da bilmeden baskı uygulayan, mutluluğumuzun, keyfimizin önüne engel koyar gibi davranan insanlar, sadece tepkilerimizi TETİKLER…

Mutsuzluğumuzun, doyumsuzluk hissimizin, kendimizi gerçekleştirememiş olma kaygımızın altında yatan ise, seçimlerimizin içimize sinmemiş olmasıdır. İlk tepkiler içimizde yükselmeye ya da etrafımızdan bizim baskıcı tavrımız hakkında tepkiler gelmeye başlayınca şu soruları soralım kendimize;

– Ben hayatımı şekillendirirken yaptığım seçimlerde, kendi eğilimlerimi, yeteneklerimi, hayallerimi mi ön plana aldım yoksa güven duygusu, beğenilme kaygısı, onay beklentisi, ya da basitçe korkularımın doğrultusunda mı davrandım?

– Sevgi ve görev anlayışım nedeniyle üzerime aldığım sorumluluklar bana kendi mi kurban gibi mi hissettiriyor?

– Sevdiğim ya da sorumluluğunu aldığım insanları istediğim kalıba sokamamak neden beni başarısız hissettiriyor? Neden olayları ve insanları oldukları gibi kabul etmemek konusunda bu kadar inatçı ve ısrarlıyım? neden eşim, ailem, çocuğum ile ilişkilerimde baskın olmayı bir başarı göstergesi olarak alıyorum?

Bu başlıklar, bizim karşımızdakiyle değil kendimizle çözmemiz gereken konuları, cevabını ancak bizim verebileceğimiz soruları içerir.

Hayatımızın kontrolünü başkalarına bırakmayı seçerken kendi adımıza bazı artılar elde etmeyi bir zamanlar tercih etmiş olabilir, ve kendimizi şimdi bundan dolayı mutsuz bulabiliriz. O zaman öğrenmemiz gereken başkalarının beklentileri ve onayı ile kendi düşüncelerimiz arasında makul bir dengeyi yakalamak ve bunun bize getireceği eleştiriler ya da yoksunluklara cesurca göğüs germektir. İnsan bunu kimseye değil kendine borçludur.

Bazen bize sıkıntı veren sorumlulukları taşımamız gerektiğini – örneğin iş, aile ilişkileri – düşünüyor ama bu duruma katlanırken kendimizi fazla itilip kakılan ve isyan etmek isteyen bir çocuk gibi hissediyorsak, iktidar ile ilişkimizde bir sorun vardır. Olgun birey, baskı hatta anlamsız baskı altında da, karşısındaki kişileri anne-babası gibi görmeyi bir yana bırakabilen kişidir. Konum olarak altta olsak dahi, iletişim becerisi, duygu kontrolü, anlayış geliştirme ve karşımızdakinin sert iletişim biçimi altında gizlenen asıl kaygı ya da talebi fark etme çabası, bizi ilişkide üste çıkartır. İnsan bunu kimseye değil kendine borçludur.

Çocuklarımız bizim ”ne kadar yeterli olduğumuzu herkese ispat ettiğimiz” bir faaliyet alanı değildir. Onların kendilerine has kişilikleri, eğilimleri, yetenekleri vardır. Ailemiz bizden çok şey beklemiş, bizim eğilimlerimizi kendi doğrularına göre törpülemiş olabilir. Bizim de aynı şablonu tekrarlamamız gerekmez. Çocuklarımızı ”bize göre” başarılı insanlar olarak değil, kendinden hoşnut, özgüvenli ve dengeli insanlar olarak yetişmekle yükümlüyüz. Çocuklarımız ”bizim hayallerimizi” gerçekleştirmeyi bize borçlu değildirler. Ama onlara kendi hayallerini gerçekleştirebilecek beden, zihin ve duygu sağlığına sahip insanlar olmaları için gerekli ortamı sağlamak, bizim borcumuzdur.

– Kendimize ve başkalarına ne borçlu olduğumuzu bir daha gözden geçireceğimiz

– Enerjimizi ”kimi hoşnut” etmek için kullandığımızı sorgulayacağımız,

– İnsanlardan bizi hoşnut etmeleri konusunda neler beklediğimiz ve bunların ne kadarının gerçekte onlarla ilgili olduğu, gibi konularda farkındalık kazanacağımız bir YENİAY bekliyor bizi.

Madem derdimiz NASIL MUTLU OLACAĞIMIZI bulmak, şarkımız da HAPPY olsun :)))

Yorum Yapın