13 Kasım 2017, Akrep Burcu’nda Jüpiter – Venüs Kavuşumu; ŞEVK ve İHTİRAS Arasında Bir Tercih…

1.881 views

Akrep Burcu’nda seyretmeye başlayan Venüs, Jüpiter’in yörüngesine girdi. 13 Kasım günü, İstanbul’a göre saat 11:20’de de bu kavuşum TAM halini alacak.

Günün haritasına baktığımızda;

  • Akrep Burcu’ndaki Güneş, Kuzey ve Güney AY  Düğümlerine T-kare yapıyor.
  • Satürn ve Lilith kavuşumu, Başak’taki AY ve Balık’taki Neptün karşıtlığına T-kare yapıyor.
  • Yay’daki Merkür, Neptün’e kare açı yapıyor.
  • Pluto ve Juno Kavuşumu, Terazi’deki Mars ile kare açı yapıyor.
  • Güneş, Ay ve Pluto arasında ılımlı açılar var.
  • Satürn ve Uranüs arasında üçgen açı var.

MEALİ;

Durumu birlikte ”müşahade” edelim Sevgili Okurlar 🙂

Jüpiter, dokunduğu yeri BÜYÜTÜR! Venüs ise bu alemde var olmanın getirdiği her türlü HAZ ve yaşamaya dair duyduğumuz ŞEVK’tir. Yani JÜPİTER & VENÜS kavuşumu, haz alma, keyif duyma, tatmin olma, hoşnutluk hissinin tavan yapmasına zemin oluşturur ve şevkimize şevk katar 🙂

Kavuşum AKREP Burcu’nda oluyor! AKREP derin tutkuların, sahip olma ihtiyacı ile kaybetme korkusunun, abartılı bir tüketme eğilimi ile inatla tahammül edilen bir yoksunluğun, uçlara giden deneyimleri biriktirerek edinilmiş derin bir farkındalık ve analiz becerisinin, kendini sakınma arzusu  ve derin bir kaygı hissine karşın kontrol edilemeyecek durumları dahi kontrol edebilmeye dair saplantılı bir çabanın, yani işte biraz allı morlu janjanlı ve çalkantılı durumların burcudur 😉

Sizi haritada var olduğuna işaret ettiğim diğer göstergelerin (bkz. giriş bölümü) detaylarına boğmayacağım. Ama onların da, epey bir kafa karışıklığı getirdiğini, bir durumu aklı selim ile değerlendirme ve dengeyi bulma konusunda zorluk verdiğini, imkansızı zorlama eğilimini güçlendirdiğini söyleyebilirim. Ancak aralarında, büyük resmi görmemiz, arzu ve tepkilerimizin arkasında yatan asıl kaygıyı anlamamız halinde, yolumuzu verimli bir yöne doğru çevirmek, gerçek bir hoşnutluk ve doygunluk hissini yakalamak konusunda destek veren unsurlar da var!

Şimdi biraz bu süreçte nelerle karşılaşabileceğimize değineyim;

  • Hoşumuza giden, bize zevk veren, hayatı bizim için yaşanılır kılan herşeye karşı, yoğun bir ihtiyaç hissedebilir ve bunlara ulaşmak için her zamankinden daha cüretkar adımlar atabiliriz.
  • Artık işte meşrebimize göre; lüks eşyalar, keyif veren maddeler, ağzımıza layık yiyecekler, aganigi naganigi işleri gibi şeylere hevesimiz artabilir 🙂 Ve bunlara ulaştıktan sonra biraz ”ölçüsüz” kullanmaya, fayda-zarar kavramını yitirmeye, hatta etik ya da hukuki sınırları ucundan accık ihlal etmeye de kalkabiliriz!
  • Kendimizi arzu ettiğimiz herşeye layık görmemiz, ego ve talepkarlık patlaması yaşamamız mümkündür.
  • Bizden alınmış, ya da bizden sakınılmış olan maddi ve manevi unsurları, ne pahasına olursa olsun elde etme, geri kazanma, hatta bizi hak ve arzu ettiklerimizden mahrum bırakanları bize mecbur ve mahkum hale düşürme, kendini bizden güçlü ve duruma hakim zannedenlere KİM OLDUĞUMUZU GÖSTERME, bize ulaşılmaz gelenlere ulaşıp onlarla boy ölçüşme arzusu ile hareket edebiliriz.

Böyle davranmaya hepimiz bir şekilde yatkınızdır… Zira bizi hoşnut edecek şeyin ALMAK, SAHİP OLMAK, KULLANMAK, TÜKETMEK olduğunu zannederiz. Dış kaynaklara sonsuz ve sınırsız şekilde erişebilmenin ve onları kontrol etmenin bizi güvende tuttuğunu, bizi değerli kıldığını düşünürüz. Yoksunluk, kayıp, sıkıntı çekme, zorlanma, azla yetinme ya da birilerine göre AZ veya GERİDE KALMA ihtimali bizi BİTİRİR! O yüzden de, haz eşittir her istediğini elde etmek denklemiyle yaşarız. Ve bu hazzı bize vereceğini düşündüğümüz şeylere karşı derin bir İHTİRAS duyarız.

Bu süreçte İHTİRASIMIZ artıp, bize yukarıda bahsettiğim duyguları ve deneyimleri getirebilir.

Ama her yükselişin bir de inişi vardır! Yaşananların asıl kıymeti, çıkışta değilde inişte anlaşılır 😉

Biz de üzerinde yükseleceğimiz dalga ile birlikte tekrar sahile vururken, şunları yaşayabiliriz;

  • Bu süreçte yaptıklarımızın, aldıklarımızın, yediklerimizin-içtiklerimizin, kullandıklarımızın, eriştiklerimizin, ne kadarının gerçekten gerekli, önemli ve ne ölçüde tatminkar olduğunu, bize sağladıkları gerçek faydayı ve bu faydanın yüklendiğimiz bedele değip değmediğini yeniden değerlendirebiliriz.
  • Elimizde olanlar ile, kendimiz için bir zamanlar hayal etmiş olduklarımız arasındaki farkı önümüze koyup, iç hesaplaşmalara gidebiliriz. Kendimizden, hayattan ve etrafımızdakilerden umduklarımızı ve bulduklarımızı sorgulayabiliriz.
  • Elde etmezsek öleceğimizi sandığımız maddi ve manevi değerler, konumlar veya kişilerin, neden bize HERŞEYDEN MÜHİM geldiğini idrak edebilir, ÖZDEĞER ALGIMIZI ve HOŞNUTLUĞUMUZU bu araçlara bağlı kılmanın bize zarar verdiğini algılayabiliriz.
  • Bize kayıp ve eksiklik gibi gelen, yenilmişlik ve yetersizlik duygusu veren olayları, acı ve kızgınlıkla anmayı bırakıp, bu deneyimlerin bize NE KAZANDIRDIĞINI düşünmeye başlayabiliriz.
  • Önceliklerimizi, önemsediklerimizi, özlemlerimizi, tatmin olma kriterlerimizi, korkularımızı, zaaflarımızı, vazgeçilmez sandığımız ihtiyaçlarımızı gözden geçirebiliriz. Yersiz ve abartılı beklentilerimizi, bizi demotive eden hayal kırıklıklarımızı, savruk tavırlarımızı, bağımlı ve takıntılı olma eğilimimizi bir yana bırakmamız gerektiğini görebiliriz. Elimizde olup da kıymetini bilmediklerimizin  değerini anlayabilir, ve kaynaklarımızı daha verimli ve saygılı bir şekilde kullanmaya başlayabiliriz.
  • Tatmin olmak, hoşnutluk duymak, hayatın bize sunduğu bolluk ve bereketi fark etmek için gerçekte nasıl davranmamız, neye odaklanmamız gerektiğini bulabiliriz.
  • Bugüne dek korkularımız, kaygılarımız, yetersizlik duygularımız, güvensizliğimiz yüzünden bir türlü el atamadığımız şeyleri yapma cesaretini ve şevkini içimizde bulabiliriz.
  • Hayata katabileceğimiz, başkalarına sunabileceğimiz değerler olduğunu fark edebilir, bunları ortaya koymanın yeni yollarını görebiliriz.
  • Bize kendimizi sıkışmış, verimsiz, sağlıksız, çıkışsız hissettiren konularda, cüretkar ve yaratıcı çözümler üretebiliriz.
  • Geçmişi bir yana bırakıp, önümüzde uzanan yeni olasılıklara yüzümüzü dönebilir, maddi veya manevi kaynaklarımızı bunlara yönlendirebiliriz.

İhtirasın altında KOŞULLANMALAR vardır. Sosyal kodlar, yaşadığımız olaylar, bizi bazı şeyleri ÖNEMSEMEYE sevk eder. Biz kendimizde olan niteliklerin farkına varamadan ve değerini bilemeden, onları verimli kullanmayı öğrenemeden, başkalarından devraldığımız bu önceliklerin peşine düşeriz. Çoğu kez elde ettiklerimizin değeri hızla tükenir… Elde edemediklerimiz ise İHTİRAS’a dönüşür.

Oysa ihtirasla istediğimiz şeylerin bize verdiği haz da kısa sürer… Bize kendimizi iyi hissettireceğini düşündüğümüz şeyleri elde etmenin şevki bizi kısa mesafelere götürür. Bunların peşinde kaybettiklerimizin acısı ise uzuuun  süre peşimizi bırakmaz. Bir süre sonra kendi gücümüzü ve enerjimizi, bu dış faktörlere emanet ettiğimizi ve elimizde yoksunluk korkusu ve bağımlılıktan başka bir şey kalmadığını fark ederiz.

Hayatının içindeki anlam ve değeri görebilen, özsaygı ve özdeğer bilinci ile davranabilen, her durumda elinden gelenin en iyisini, saygı, adalet, şefkat ve hoşnutluk ile yapan insanlar içinse ŞEVK ASLA TÜKENMEYEN BİR PINARDIR! Zira onun kaynağı ÖZ’dedir 😉

Şevk, huzur, doygunluk ve umut hep bizimle olsun 🙂

BİR KLASİK eşlik etsin bu yazıya… Whiter Shade of Pale – Procol Harum



Yorum Yapın