Çocuğun Verdiği En Güzel Cevaptır!

6.152 views

Kendi başına bile oldukça negatif bir duruşu var bu kelimenin. Başımızdan geçenleri  anlatmadan önce, dışlanan oğlumu, bunu hazırlayan olayları ve çevreyi tanıtmak adına. biraz zamanda yolculuk yaptırmak istiyorum size. Çok daha gerilerden başlayabilir bu hikaye ama filmi 3 yıl geriye sarmak da biraz fikir verebilir diye düşünüyorum.

Okul korkusu, sosyalleşme zorluğu olan bir çocukta nelere dönüşebilir ve sonuçta kendi değerlerinizle çatışma noktasında neler yaşayabilirsiniz, hep birlikte görelim. Bu, iki buçuk sene içinde öğretmen ve diğer veliler ile bizim aramızda geçen, anlaşılmaya çalışma çabalarımıza rağmen sonunda okuldan ayrılmak zorunda kalmakla sonuçlanan bir dışlanma hikayesi.

OKULA HAZIRLIK

2,5 sene önce okullar açılmadan önceki haftasonu. Evde yeni okul formasını deniyoruz;

a.      Pantolonun düğmesi nasıl açılır ve tekrar nasıl kapatılır? (Uygulamalı 45 dakika)

b.      Eşyalarını çantasına nasıl yerleştirecek? (Uygulamalı 10 dakika)

c.      Çantasını nasıl toplayacak ve kontrol edecek? (Uygulamalı 15 dakika.)

d.      Neden anneler okula sadece okulun ilk günü gelebilirler, sonraki günler neden babaanneyle gitmek zorunda? (Uygulamasız… Baygınlık geçirmeli bir buçuk saat!)

İnsanın içi acıyor, çalışmayan annelerin çocuklarıyla kıyasladığında, kendini haksızlığa uğramış hissediyor. “Neden anneler okula sadece ilk günü gelebilir?” sorusuna verilebilecek hiçbir cevap onun açısından mantıklı değil, hatta itiraf etmek gerekirse benim için bile.

Pazartesi Sabahı

Anne gece uyumadı. Yaşadığı bu tecrübeye dayanarak, işsiz kalırsa rahatlıkla gece bekçiliği yapabilir. Hazırız. Anneanne, dede, babaanne, anne ve baba, yani kabilece okulun kapısına dayandık. Gönül isterdi ki diğer akrabalar da gelebilsin ama bize ayrılan kontenjan bu kadardı. Hep birlikte ilk gün tepkilerini gözlemekle meşgulüz:

Bayrak töreni olaysız geçti, 45 dakika sıradan çıkmadan, gözleriyle bizi aramadan durdu. Aferin oğluma.

Birinci sınıfa yeni başlayan çocuklar, sınıf öğretmenleri ve sınıf anneleri eşliğinde sınıfa çıkacaklar. Keşke sınıfa girme ayrıcalığına sahip o birkaç veliden biri ben olsaydım. Çünkü Cem sıkı sıkı “Sen kapının önünde olacaksın değil mi?” diye sormuştu.  Biz bahçede gergin beklerken, birisi bana doğru geliyor, sınıftaki velilerden biri bu:

–          Kumral, minyon tipli ve adı Cem olan çocuk sizin oğlunuz mu?
–          Evet.
–          Dışarı çıkmaya çalışıyor, zaptedemiyoruz. Öğretmen “Annesi bir gelsin.” dedi.

Koşar adım dört kat merdiven çıkılıyor haliyle. (o gün bahsi geçen merdiveni 27 defa inip çıktığım düşünülürse kesin 2 kilo vermişimdir, valla şimdiden fit hissediyorum kendimi.)

İkna Turları

Cem tam kapının ağzında çılgın gibi debelenirken, annelerin üçü onu zar zor zaptetmeye çalışıyor. Ağlamaktan ve öfkeden kıpkırmızı olmuş. Kendisini tutan eller çözülür çözülmez koşup bana sarılıyor, sesinde hem korku, hem de kızgınlık var:
–          Beni aldattın!  Burada bekleyeceğini söylemiştin!!! Kapıda yoktun, yoktun!!!

Öğretmen kapının önüne çıkıyor “Daha ilk günden böyleyse işimiz var bu çocukla” diyor somurtarak. Yanına gidip, aşağıda konuşarak sakinleşmek için 10 dakika izin istiyoruz. Kafeteryaya indiğimizde sakin bir köşe bulup oturuyoruz ve ona kapılar kapandıktan sonra tüm anne ve babalara aşağı inmelerini söylediklerini anlatıyorum. O ise gitmeme takılı kalmış durumda.

–          Aşağıda beklerim ama sınıfa giremem, yıllar önce okudum çünkü ben birinci sınıfıJ
–           (gülüyor) Hem zaten sen o sıralara artık sığamazsın anne.
–          Hadi şimdi yukarı çıkalım, öğretmenin izin verirse kapının önünde, vermezse burada kafeteryada seni bekleyeceğim. Anlaştık mı?

Anlaşmışız.

İLK PROBLEMLER

Okulun ilk haftaları, sorunu olduğunda öğretmenine iletmesini söylemişsiniz. Konuşarak çözülür sorunlar demişsiniz. Büyük sınıflardakiler eğlence olsun diye onları hırpaladıklarında 4 kat aşağı öğretmenler odasına gidip şikayetini anlatmaya çalışmış. “Tamam hadi bakim sınıfına çık” denilerek her defasında geri gönderilmiş. Birkaç hafta büyük sınıflardan dayak yedikten sonra kendisine her dokunana saldırmaya başlamış çünkü onu savunan ve sorunu çözen bir öğretmen yok, dayak yemeği de bizimki kabullenmiyor. Şiddete doğuştan eğilimli olduğuna (!) hükmettikleri oğlum için niye böyle davrandığını sorgulamak yerine daha kestirme bir çözüm bulunuyor: Durdurmak için bu defa da nöbetçi öğretmen ve sınıf öğretmeni tarafından dövülüyor. Sonuçta artık Cem üstüne yürüyen bir öğrenci de olsa, öğretmen de olsa aynı şekilde saldırgan tepki vermeye başlıyor.

Öğretmen iş çığırından çıkmaya başlayınca bizimle işbirliği yapmayı reddederek daha basit bir çözüm üretiyor. Velileri Cem’in okuldan alınması için imza toplamaya teşvik ediyor. Gerekçesi ise, bu çocuk tehlikeli ve sizin çocuklarınıza zarar verecek! Hatta daha da dramatikleştiriyor senaryoyu: “Ya o gider ya ben!”

Eğitim seviyeleri ilkokul ile ortaokul arasındaki bir ortalamada seyreden sınıf velileri. anneliğin sadece kendi yavrusunu korumak ve kollamak anlamına gelmediğini, bu davranış modelinin hayvanlar alemine ait olduğunu unutarak, derhal bize karşı ayaklanıyor. Bir velinin uyarısı ile durumu öğrenince, Cem’in aslında hiç de gösterildiği gibi hırçın ve uyumsuz bir çocuk olmadığını kendi gözleriyle görmeleri için, tüm sınıfı evimize davet ediyoruz!  Hemen hemen tüm çocuklar gelmek istiyor, tabii onları Cem gibi tehlikeli bir çocukla baş başa bırakmak istemeyen bazı anneler de bu çocuk partisine katılıyor. Günün sonuna kadar Cem’in tüm hareketleri gözleniyor ve sonunda anneler konseyi görüş bildiriyorlar. Cem uyumlu bir çocuk. Kimseyle kavga etmedi ve arkadaşlarıyla iyi geçindi.

Sohbet sırasında bazı anneler öğretmeni suçluyor, kendi çocukları da bazı sebeplerle öğretmen tarafından “Alın çocuğunuzu okuldan” diye tehdit edilmiş. Sınıfta 45 çocuk var ve üçte biri pedagoga götürülüyor. Demek ki öğretmenin yaklaşımı problemli diyoruz ve diğer velilerin de bizi anladıklarına inanarak kendimizce bu olayın artık kapandığını düşünüyoruz.
HAREKETLİ ÇOCUK=HİPERAKTİF

Çocuğunuz hareketliyse, “neden, niçin” kelimelerini cümle içinde sık kullanıyorsa ve  bu yüzden otoriteyi tehdit ediyorsa etiketi hazır: “hiperaktif” bu çocuk.

Kimse eğitimci, aile ve  çocuğun katılımıyla kalıcı çözümler bulunması derdinde değildir. Amaç günü kurtarmaktır. Çünkü eğitimciler eskisi gibi özverili değildir ve sisteme uymayan çocuğunuzla uğraşmak yerine, sistem dışına itmek için ellerinden geleni yaparlar. Pedagog veya diğer tüm tıp uzmanları da aynıdır, ellerindeki kalıplara uymayan vak’alar konusunda derinlemesine analiz ve size gerçekten yardım etmek gibi bir kaygıları yoktur.  Vakit nakittir, hipokrat yemini ise fonda müziktir.

Bunu takip eden ikinci risk ise çocuğunuzun “Ben ne diyorsam nasıl diyorsam öyle yapacaksın!!!” tavrına ve koşulsuz itaat beklentisine alerji göstermesidir. Bu durumda veli derhal okula çağırılır ve ikna etme çabası ile sulandırılmış, örtülü bir tehditle çocuğun ilaç kullanması gerektiği söylenir.

–          İlaç kullanmayı düşünmüyoruz.
–          İlaç kullanmazsa bu okuldan almanız gerekir.
–          Diyelim okuldan aldık, ne olacak? Sizin yapamadığınızı başka okul nasıl yapacak?
–          Bilemem. Ben bu kadar sene uğraşamam onunla.
–          İstifa mı edeceksiniz yani?
–          ????
–          Hayır biz çocuğu almayı düşünmüyoruz da…
–          O zaman ilaç kullanın.
–          (Yukarıdaki diyalog bir kere daha tekrarlanır. Nakarat gibi bir şey yani)

Bu tür ilaçların çocuklarda bağımlılık yarattığı ile ilgili açıklamalar saçmadır. Sizinkine benzer bir çocuk vardır ve ilaç kullanıyordur, bu ilaç neticesinde sınıfta sakin oturmaya başlamıştır. Uyuşturulmuş olması önemli değildir, en önemli hedef sakin durmasıdır.

Hayır, “En önemli hedef taze beyninin uyuşmadan geleceğe taşınmasıdır, ayrıca ilaç kullanımına karar vermek eğitimcilerin işi değildir” cevabınız doğru bir cümle kalıbı olsa da, çocuğunuzun başka sınıfa nakli ile ilgili kulislere “yol açılır”, kabul etmeyince “su koyverilir” ve ortam “elektriklenir”. Yani itirazınız size yol, su ve elektrik olarak geri döner Olsun, sizin  uyuşturulamamış bir çocuğunuz ve okulu kazasız bitirebilme umudunuz vardır… Hala…

–          Çocuğunuz  beslenme saatinde beslenmesini yemiyor.
–          Sabah kahvaltı edip çıkıyor. Bir saat geçtikten sonra karnı acıkmıyordur yemiyordur.
–          Olsun, yemesi lazım.
–          Niye?
–          Düzen bozuluyor.

–          Okuma parçasını en az 10 kere okuyacaksınız demiştim, oğlunuz bir kere okumuş.
–          Tahtaya kaldırdığınızda anlattı mı? Konuyu anlamamış mı?
–          Anlamış ama ben on kere okusun demiştim.
–          Anlamış, anlatmış, hatta hızlı ve eksiksiz okuyor. Problem ne?
–          Söz dinlememesi, kuralları bozması.
–          Anlamadım, pardon anladım!!
–          Oğlunuz derste yazı yazmıyor.
–          Evde yazıyor ödevlerini, okulda niye yazmadığını sorar, evde tamamlatırım.
–          Ohoo, böyle keyfine göre hareket edilecekse yandık.
–          Peki sınıf düzenini mi bozuyor, başka şeylerle mi ilgileniyor?
–          Hayır, dinliyor ve tahtaya bakıyor ama yazmıyor.
–          Soru sorduğunuzda konu ile ilgili cevap verebiliyor mu?
–          Veriyor ama yazmıyor.
–          Anladım.

Çocuk kitapta yazılı olan örneğin dışında bir örnek verdiyse, yandı. Çocuk tam bir baş belası ve düzen bozucudur, öğretmen kitapta yazan örneği belletirken,parmak kaldırıp başka bir doğru örnek vermiştir. “Otur yerine, tamam cevabın doğru olabilir ama  bu örnek kitapta yok” cümlesi ile çocuk püskürtülür.

En vazgeçilmez cümle kalıpları “ama..” ile başlayanlar, dikkat edin, takdir değil eleştiri yüklüdür. Oysa, “Aferin, doğru bir örnek, haydi bunu da yazalım, hatta gel bunu tahtaya kendin yaz, sonra da defterine yaz.” dense, o çocuk hem takdir edildiği için şevk duyar, hem defterine de yazması gerektiği üstü örtülü olarak tekrar hatırlatılır. Hem de güç ve otorite savaşları yaşanmadan… Bu yapılmaz, kim uğraşacak? “Otur yerine!” de gitsin!

Yerine otursa da, sindirilmeyi reddetme potansiyeline bağlı olarak ileride yine bir neden, nasıl sorgulaması, kendi alternatif örneklerini üretme eğilimi ortaya çıkacaktır. Tabii şanslıysanız. Ama sizin şansınız, öğretmenin şanssızlığıdır ve muhtemelen “Tüh, yine sindiremedim, yine susturamadım” diye düşünecektir. Çünkü otorite ve eğitim anlayışı sizinkiyle uyuşmuyordur.  Eski modeldir, versiyon yükseltilmesi gibi bir niyet ve gerek duyulmamıştır o zamana kadar.

TERÖR SENARYOLARI

Oğlumun öğretmeni bir gün beni çağırıyor ve Cem’in okula taş getirdiğini, bununla arkadaşlarını yaralayabileceğini söyleyerek şikayet ediyor. Cem 5 yaşından beri bir yarı değerli taş koleksiyoncusu. Yani öğretmenin çakıl taşı sınıfında değerlendirdiği o taşları arkadaşlarına göstermek için okula götürmüş. Cem hırçın olarak adı çıkmış bir çocuk ya, cebinde taş bulunduysa bu taşlar kesin suç aleti olacak, başka yolu yok.  Yaralama daha gerçekleşmemiş ama olsun. Nasıl bir bakış açısıdır bu????

Başka bir gün yine okula çağırılıyorum, Cem’in cebinde kibrit bulmuş, Cem bununla okulu yakacakmış ya da bomba yapacakmış(!). Cem’e sorduğumuzda kibriti okul bahçesinde bulduğunu ve evdeki deneyler kitabında gördüğü çöplerin arkasına sabun parçası takılarak yapılan suda kibrit çöpü deneyinı yapmak için aldığını söyledi. Öğretmen derhal savunmaya geçti, hayır arkadaşlarına bomba yapacağını söylerken kendi kulaklarıyla duymuş. Hangi arkadaşı diye sorduğumuzda ise kendi gözleriyle gördüğü o arkadaşının kim olduğunu çıkaramadı bir türlü. İlginç.

Cem’den öğreniyorum ki sınıfta sırada tek başına oturan bir tek o var. Çünkü öğretmen yanına oturan çocuğu “Cem sana zarar verir” diye yanından alıyormuş. Arkadaşlarıyla konuştum, “Biz Cem’in yanına oturmak istiyoruz, Cem bize bir şey yapmıyor ama oturmak isteyince öğretmen kızıyor.” dediler. Pasif bir direnişle, öğretmen kaldırdıkça iki üç ders sonra yine yanına oturmayı seçen başka bir arkadaşının ise öğretmen velisini çağırıyor. Kadın okulun bahçesinde “Biliyorum oğlum, oğlunuzla çok iyi geçiniyor ama öğretmen tehdit etti beni, mecburen oğluma bir daha onun yanına oturma dedim. Öğretmenle iyi geçinmek lazım” dedi. Kanım dondu.

VELİ TOPLANTISI

İkinci sınıfta veliler İngilizce, Müzik ve Bilgisayar derslerine dışarıdan parayla tutulan ayrı öğretmenler girmesine isyan ediyor. Bizim şiddetle desteklediğimiz bu uygulamaya diğer veliler karşı çıkıyor. Ne gerek varmış karnede notu bile olmayan dersler için dışarıdan öğretmen getirtip bir de para ödemeye? Oysa gayet iyi biliyorum ki, ertesi gün öğretmen paraları toplamaya başlayınca en önden onlar ödeyecek!. Göze batmamak ve dışlanmamak için, tüm yalakalıklarıyla hem de…

Branş öğretmenlerinden hiç şikayet gelmezken, sınıf öğretmeninden her fırsatta “Alın bu çocuğu okuldan!” tehditleri devam ediyor. Konuşma ve çözüm üretme girişimlerimize ise hep ret cevabı alıyoruz. Özel bir psikolog ve Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Araştırma Merkezinden getirdiğimiz raporlarda, istediği gibi ilaç kullanılma önerisi yerine Cem’in yüksek zekalı bir çocuk olduğunu, sınıf öğretmeninin çocuğu günah keçisi olarak göstermeyip, kaynaştırıcı ve kazandırıcı davranması yönündeki tespiti okuyunca iyice küplere biniyor. “Ben 15 yıllık öğretmenim beni ne hakla suçlarsınız”la başlayan bir sürü hakaret dinlemek zorunda kalıyoruz. Bu defa da “Madem bu kadar zeki çocuğunuz, alıp başka okula verin” şeklinde yeni bir tehditle karşı karşıya kalıyoruz. Artık sadece iyi bir çocuk yetiştirmediğimiz için değil, zeki bir çocuk sahibi olduğumuz için de suçluyuz yani.

Okul müdürüne bir yazı yazıyorum ve durumu özetliyorum. Müdür de bu yazıyı çözüm bulmak adına ve iyi niyetle öğretmenle paylaşınca, kızılca kıyamet kopuyor. İki gün sonra apar topar bir veli toplantısı yapılıyor. Velilere hitaben, benim kendisini şikayet ettiğimi, oğlumun sorunlu olduğunu okul pedagoğunun Cem’in tehlikeli olduğu yolunda rapor verdiğini (Okul pedagoğu asla böyle bir rapor vermedi ve bizi savunacak durumda değil çünkü doğum izninde), bir ara Cem’i okula götürüp getiren kayınvalidem ve babamın da zaten bizim ve çocuğumuzun sorunlu olduğunu söylediği gibi hepsi asılsız bir sürü ithamda bulunuyor. Son olarak aşağılık kompleksini de kusuyor: Kitap yazacağıma, oturup çocuğuma baksaymışım da adam gibi bir çocuk yetiştirseymişim!

Ben ise evime girip çıkan, çocuğunu ders çalışması için okul çıkışları bizzat evimize, oynaması için ise haftasonları bahçemize gönderen, zaten kendileri de kendi çocukları için sürekli çeşitli bahanelerle “Alın çocuğunuzu okuldan” diye tehdit edilen velilerin bizi destekleyeceklerini düşünüyorum. Sınıfın neredeyse tamamı bizi tanıyor ve daha biraz önce birlikte çay içtik. Haftasonu da çocuklardan birinin doğumgünü partisinde birlikteydik.

Birden gerçeküstü bir şey oluyor:

Evinde kocasından dayak yediğini bildiğim ve her iki çocuğu da her gün okulda vukuat çıkartan veli “Sen de çocuğun da sorunlusun, öğretmen haklı” diye bağırıyor.   Öğretmeni her fırsatta para toplaması, imla hataları, çocukların psikolojisini bozduğu ve iyi bir eğitmen olmadığı gibi gerekçelerle Milli Eğitime şikayet edeceğini söyleyen ve arkasından konuşan başka bir veli “Nasıl suçlarsın sen öğretmeni!” diye haykırıyor.  Çocuğu altına kaçırdığı, diğer çocuklara vurduğu için öğretmen tarafından sık sık çocuğu okuldan almaya zorlanan diğer veli “Bunun çocuğu benim çocuğumu dövdü 5 gün rapor aldım, evet tehlikeli onun çocuğu” diye sallıyor.   Çocukların eşyalarını çalan, sıraların üstünde koşturan ve annesi tarafından okul bahçesinde defalarca dövülen çocuğun annesi ise gül gibi çocuğunun huyunun Cem yüzünden değiştiğini iddia ediyor.   Bizi doğum günü partisine davet eden çocuklardan birinin ninesi kızının Cem’den korktuğunu söylüyor. Her akşam evimize matematik çalışmaya kızını gönderen anne de destekliyor onu.

Kimse beni konuşturmuyor. Neden doğumgününe çağırdığınız 6 çocuk arasında Cem de vardı, niye ders çalışmaya her akşam bize çocuğunuzu gönderiyorsunuz deme gücünü bulduğumda ikisi de öğretmene bakarak takdir kazanma çabasıyla Çocuklarımıza kinlenmesin diye yaptık” diyor. Alınan 5 günlük raporu görmek istiyorum, susturuluyorum. Öğretmenin iddia ettiği okul pedagoğunun raporunu gösterin diyorum susturuluyorum.

Doğruları söylediğimi hepsi biliyor. Ama öğretmenin istediği kurbanı vermezlerse, ucunun çocuklarına dokunabileceğini de biliyorlar. Öyle ya, öğretmen “Ya o ya ben” diyor. Hem beni savunurlarsa öğretmenin onlara da cephe alma riski var. İnsanüstü bir çabayla beni hem susturmaya hem de öğretmeni memnun etmeye uğraşıyorlar.

Öğretmen yarattığı etkiden ve tahrikten mutlu, çantasından önceden hazırladığı bir dilekçe örneği çıkartıyor. Takdir ediyorum, sonucu benden daha iyi tahmin etmiş ve oybirliği ile imza toplayabileceğini öngörmüş. Ben ise safça herkesi kendim gibi gördüğümden, insanların çıkarları ne olursa olsun her koşul altında doğrudan yana tavır alacaklarını, hadi almadılar hiç olmazsa yalan söylemeyeceklerini düşünmüştüm.

Herkes yerinden fırlıyor ve imza atmak için birbirini eziyor. Bana hakaret edenler de cabası. Sadece öğretmen sınıftan çıktıktan sonra,  birkaç veli hiç sesini çıkarmadan ve imza atmadan dışarı çıkıyor.

Müdüre giderek, “Sizin eğitim anlayışınız bu mu?” diye soruyor ve olayı anlatıyorum. Müdür şaşkın, toplantının her dönem yapılan genel veli toplantısı olduğunu sanıyormuş. Bilsem izin vermezdim diyor. Ertesi gün tüm okul aile birliğine hitaben bir konuşma yapıyor ve kimsenin, ne velilerin ne de öğretmenlerin bir çocuğun okuldan atılması için imza toplamaya hakkı olduğunu, tüm çocukları kazanmak gerektiğini söyleyen sert bir konuşma yapıyor. Ben o toplantıya girmiyorum, zaten böyle bir konuşma yapacağından da haberim yok.  Tek bildiğim ertesi gün, toplantıya katılmayan velilerden birinin müdüre giderek, oğlunun en yakın arkadaşı Cem ile ilgili imza toplandığını duyması yüzünden psikolojik bunalım geçirdiğini söyleyerek şikayet etmesi. Aynı velinin kafeteryada bekleyen diğer velilere başka bir çocuğun geleceği ile oynama hakkını nereden buluyorsunuz, hepinizin çocuğu kavga ediyor, geçen gün sizin çocuklarınızdan birisi oğlumun kafasını yardı ben de o çocuk için mi imza toplayayım diye çıkışması… Zaten tek destek veren veli de o oldu.

Bu sene aynı olaylar benzer bir şekilde tekrarlanınca ve oğlunun eli yanlışlıkla kapıya sıkışan veli, oğlumun ve benim üstüme yürüyüp bizi dövmeye kalkınca bende film koptu. Olay gözünün önünde cereyan ederken ellerini göğsünde kavuşturup seyirci kalan öğretmene müdürün odasında neden müdahale etmediniz diye sorduğumda verdiği cevap “E, sabrı taştı insanların tabii” oldu. Tesadüfen orada olmasam bir velinin çocuğu dövmesine sesini çıkarmayacağını bu kadar hain bir ifadeyle özetleyen öğretmene acıyla baktım sadece.

O zamana kadar, oğlum arkadaşlarından ayrılmak istemediği ve değişimlere karşı obsesif bir yaklaşım sergilediği için okul değiştiremiyorduk. Ama artık böyle bir ortamda o çocuğu tutmak aile olarak hepimizin akıl ve ruh sağlığını zorladığı için, kendi aramızda konuşup Cem’i o okula bir daha göndermeme kararı aldık. 1 hafta biz yeni bir okul bulana kadar evde ders çalıştı Cem.

YENİ OKUL

Yeni okuluna başlamadan, yeni okulun idaresine durumu ve çocuğun karakterini anlattık. Sınıf öğretmeni biz okula başlamadan bir gün önceki son iki derste çocuklarla konuşarak, tüm sınıfı Cem’in gelişine hazırlamış. Cem yeni bir ortama girmenin stresi ile sınıf kapısından içeri girmekte tereddüt ederken, kapıda beklediğimizi fark eden öğretmen yerinden kalkıp bizi içeri davet etti. Cem içeri girdiğinde bir çocuk yerinden kalktı ve “Benim yanım boş Cem, yanıma oturur musun?” dedi. Diğer tüm çocuklar kalkıp ona hoş geldin dediler. Teneffüslerde de onu da oynamak için davet ettiler.

Sonradan yeni öğretmeni anlatıyor. Cem’i en öne oturtmak için, orada oturan çocukları arka sıraya almış bir gün önceden. Ön sıraya da Cem’e sıra arkadaşı olması için seçtiği matematik seven, sakin mizaçlı bir çocuğu oturtmuş.

Özetle, yeni okulda hiç mi sorun yaşamıyoruz? Tabii ki vukuatlarımız var. Ama çözümler ve yaklaşım farklı.  İdare de öğretmen de iletişime açık ve daha görür görmez Cem’in okul fobisi geliştirdiğini ve yaşadıklarından dolayı davranış bozukluğu olduğunun bilinciyle hareket ettiler. Bırakın yazı yazmasın, huzursuz hissettiği zaman sınıftan çıksın, yeter ki okula alışsın şeklinde yaklaştılar. Bahçeye çıktığı zaman öğretmen sıra arkadaşını gönderiyor ve çocuk “Cem sen yanımda olmayınca ben üzülüyorum, herkes seni bekliyor hadi gel” diyerek ikna etmesini sağlıyor. Zaten iki üç seferden sonra artık Cem bahçeye çıkmıyor, çünkü öğretmeninin yazı yazmadığı için veya herhangi başka bir sebeple ceza vermediğini, ceza verilse de bu cezanın sadece ona özel olmadığını, yaptığı her hareketten dolayı sınıfın ortasında aşağılanmayacağını anladı.

Cem artık yazı yazıyor, parmak kaldırıyor, güzel resim yapamadığı için eleştirilmediğinden kendini ifade eden resimler yapmaya başladı. En önemlisi, artık okulda olanları evde anlatıyor, okul konusu bizim için tabu olmaktan çıktı.

2.5 yılın travmasını o da biz de iki günde atlatamayacağız belki. Ama atlatabilmek için bir umudumuz var şimdi.

EN GÜZEL CEVAPTIR ÇOCUĞUN VERDİĞİ

İkinci gün, kapımız çalındı ve üzerime yürüyen velinin büyük kızı elindeki listeyi burnuma soktu. Okul değiştirdiğimizi daha bilmedikleri için harıl harıl ve öğretmen kanalıyla tüm velileri okula çağırarak imza toplamışlar.

–          Al da bu listeyi gör diğer velilerin hakkında ne düşündüğünü!
–          Beni artık “eski” okulda olanlar hiç ilgilendirmiyor. Kimlerin ne için imza attıkları da.
–          Yine de listeye bakın bir.
–          Gerek yok, hatıra olarak sizde kalsın!

Kız, şoka girmiş ve ne yapacağını bilmez bir halde dönüp gitti.

Ama bir problemimiz daha vardı. Birkaç gün sonra yolda kayınvalidemi gören Cem’in eski sınıf arkadaşları “Teyze, imza toplayıp Cem’i okuldan attılar” demiş. Tabii kayınvalidem çok üzülmüş. Benim için hiç önemli değildi ama aynı çocukların yarın öbür gün yolda Cem’e de aynı şeyleri söyleme riski vardı. Bizi okuldan attırdıkları yalanını çocuklarına söyleyen velilerin hatasını, kendi iyiliğimiz için düzeltmek zorundaydık.

Annem ertesi gün okula giderek müdüre durumu anlattı ve sınıfa girerek çocuklara açıklama yapmak için izin istedi. Müdür de annemle birlikte sınıfa girerek açıklamayı kendisi yapmış. Cem’in okuldan atılmadığını, kimsenin kimseyi okuldan atmaya hakkı olmadığını, Cem’in kendi isteği ile başka okula gittiğini, böyle konuşmaların ve dedikoduların hem Cem’i hem de ailesini üzeceğini söylemiş.

Çocuklardan biri parmak kaldırmış: “Öğretmenim, Cem bazen yaramazlık yapardı, ama hiç kimseyle durduk yere kavga etmezdi. Çok iyi arkadaşımızdı, gitmesine çok üzülüyorum.” demiş. Ardından bir başkası parmak kaldırmış: “Cem benim en iyi arkadaşımdı, onu çok özlüyorum. Çok seviyordum ben onu.“ deyince tüm sınıf koro halinde “Evet öğretmenim, biz Cem’i çok seviyorduk” demişler. Orada bulunmak isterdim o gün. Büyüdükçe kirlenen, değerlerini yitiren anne babalara rağmen, küçüklerin verdiği o cevapları duyabilmek için. En güzel cevaptır çocuğun verdiği.

Bir anne olarak, diğer annelere şunu söylemek isterim. Çocuğunuzu yetiştirdiğiniz değerlere dikkat edin. Okul ve çevreninkilerle uyuşmadığında hem siz dışlanacaksınız, hem de çocuğunuz… Ama sorun, siz buna boyun mu eğeceksiniz, yoksa bedeli ne olursa olsun savaşacak mısınız? Ya da soruyu bir de şu şekilde soralım: Siz dışlanmamak adına hakkını aramayan, doğruları sorgulamayan, otoriteyi höt deyince oturmak olarak algılayan bir çocuk mu yetiştireceksiniz, yoksa değerleriniz uğruna dokuz köyden kovulmayı göze mi alacaksınız?

Bırakın diğerleri dokuz köyü doldursun, orada vasata razı olup yaşasın. Siz gerekirse üşenmeden yükleyin inançlarınızı heybenize ve onuncu köye gidin. Ben savaşmazsam, siz savaşmazsanız, aman göze batmayayım korkusuyla, görmezden gelip ses çıkarmayarak haksızlıklara ve yanlışlara boyun eğersek, kısa vadede gemimizi kurtarırız. Ama uzun vadede çocuklarımız ve kendimiz için daha güzel bir gelecek yaratma şansımızı teperek, dünyayı batırırız.

Değer mi?



Yorum Yapın